Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
3 Temmuz 2000

Festival ve yeni keşifler

Müzik Festivali'nde yine müziğin gündemdeki isimlerini dinleyebildik. Kiri Te Kanawa, Kronos Dörtlüsü, Philip Glass gibi önemli isimlerin de tekrara düşebileceğini gördük, ama kendi keşiflerimizi de yapabildik
Haber ResmiFİLİZ ALİ
İSTANBUL - Festivaller mevsimini geride bırakınca hep geleceğe kalacak tatlar ararım belleğimde. 2000 yılı müzik festivalinden geriye bellekte neler kalacak acaba diye bir tarama yaptığımda beni heyecanlandıran konser sayısının gitgide azaldığını görerek dehşete düşüyorum. Keşifler yapmak istiyorum, fakat bakıyorum, her şey 'minimalizm'de olduğu gibi tekrardan ibaret. Oysa kimler geldi, kimler geçti İstanbul'dan bu yıl da. Bugün, Batı müzik dünyasında kim gündemdeyse onun konserine gidebiliyordu İstanbul festival izleyicisi. Böyle bir güncelliği bundan on yıl önce hayal bile edemezdik oysa. Ve bu bir başarı değilse neydi?
Örneğin, sesi 'krema gibi yumuşak, tatlı ve doyurucu' diye nitelenen, yaşayan lirik sopranoların en muhteşemi Kiri Te Kanawa da geldi ve geçti İstanbul'dan. Keşiflerin ürünüydü o. Yeni Zelanda'da 1944 yılında beyaz bir anne ile Maori bir babadan evlilik dışı doğan bu kız çocuğunu evlat edinen aile, onun olağanüstü müzik yeteneğini keşfetmişti. Londra'nın operaseverleri ise onu ilk kez Mozart'ın Figaro'nun Düğünü operasında Kontes rolüyle keşfettiler 1971'de. Bir gecede ünlü olmuştu Kiri Te Kanawa. Keşifler önemliydi. 30 yıl boyunca
opera sahnelerinde Mozart'ın Kontes'i, Strauss'un Güllü Şövalye operasındaki Marschallin'i ve Verdi'nin Otello'sunun Desdemona'sı oldu, yani ufak bir repertuvarla ününe ün kattı.
Ne var ki, bütün bunlar onun Aya İrini gibi bir mekânda sesinin ufacık kalmasına engel olamadı. Kiri Te Kanawa o güzel, zarif ve kişilikli sesini dinleyiciye yeterince ulaştıramadı. İlk konserinin programı için seçtiği eserlerin hiçbirinde de yorumculuk hünerlerini hakkıyla gösteremedi. Demek ki 'keşifler' dönemi geride kalmış, 'tekrar' dönemine girmişti..
Buna karşın 1960'lardan bu yana kendini ve müziğini tekrarlaya tekrarlaya bir hal olduğunu var saydığımız ünlü 'minimalist' besteci Philip Glass'ı bu kez yeniden keşfettik biz İstanbullu çağdaş müzik sevdalıları.
Ününün doruğundayken 'arrogant', yani hafif küstahça mağrur tavırlarıyla tanınan Glass, bize sadece, biraz
utangaç ve hatta tonton tarafını gösterdi bu kez. Topluluğu ile verdiği retrospektif konserde beni yine de hâlâ en çok heyecanlandıran ve ilgilendiren eseri Music in 12 Parts idi ki, bu da artık bir Glass klasiği olmuştu. Glass'ın melodiyi yeniden keşfetmesi ise her ne kadar onu asıl kitlesel ününe kavuşturmuş olsa da, bana 'tekrarın tekrarı' gibi geliyor ki, bu da bir çeşit 'post-minimalizm' olabilir.
Post-minimalizm'den, post-postmodernizme gelecek olursak festivalde bu akımın da örneklerine rastlamak olanağı vardı. Kronos Dörtlüsü konserinin Burhan Öçal'sız ilk yarısında dinlediğimiz eserlerin hepsinde bir biçimde 'tereciye tere satma' olgusu söz konusuydu. Sanki, bunca yıl Avrupa'ya gidip, Avrupalılara Mozart, Beethoven çalan Türklerden intikam alır gibi 'eviç taksim' veya 'bestenigâr' makamında bir şeyler çalarak bizimle dalga geçtiler gibi geldi bana.
Yani, yaratıcılık sanki ölüm döşeğine yatmış, can çekişiyor. Etrafında küçük ilham perileri ona yeni fikirler vermek, onu canlandırmak için helak oluyorlar. Ne var ki, Azrail, ilham perilerinin bütün çabalarına bıyık altından gülerek tırpanını biliyor.
Ama , bu yazı Azrail'in zaferiyle değil, bir keşifle bitecek. Kronos Dörtlüsü'nün programındaki Franghiz Ali-Zadeh diye bir bestecinin varlığından habersiz olduğuma inanamıyorum ve onu keşfettirdikleri için Kronos'a teşekkür ediyorum. Bestecinin Vaha adını taşıyan eseri bütün festival boyunca dinlediğim en taze yaratıcılık örneğiydi. Demek yaratıcılık Azrail'in bütün çabalarına rağmen ölmemişti ve Azerbaycan'da kendi halinde bir kadın bestecinin beyninde ve ruhunda yaratıcılık yeniden canlanmıştı.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.