Ağca'yı ülkücü subaylar kaçırdıAskeri Cezaevi'nin güvenliğinden sorumlu bazı subay, astsubay ve er gibi görevliler Ağca'nın bulunduğu sağ grubun sempatizanı çıktılar
Uğur Mumcu sık sık gelirdi bana. Mehmet Şener'in adını ondan duydum. Verdiği bilgilere göre operasyonlar düzenlettirirdik
Hasan Fehmi Güneş'in kafasında Özel Harp Dairesi önyargısı var. Silahlı Kuvvetler terörde bir şeyler yaptı yargısı var Neşe DÜZEL
Mehmet Ali Ağca meselesinin bir gün yeniden karşınıza çıkacağını hiç düşünmüş müydünüz?
Hayır, düşünmedim. Benim Ağca'yla ilgili faaliyetim, Sıkıyönetim Komutanı olduğum dönemimle ilgili. Ağca adalete intikal etmiş bir konuydu, gereği yapıldı.
Ağca'yla ilgili bir iki açıklamanızı okudum ama hiçbirinde neden polise soruşturma iznini vermediğinizi açıkça söylemediniz.
Çok yerde söyledim. Gayet sarih.
Niye Ağca'nın poliste sorgusunun daha derinleştirilmesine izin vermediniz?
26 Aralık 1978'de İstanbul'da sıkıyönetim ilan edildi. 1 Şubat 1979'da da Abdi İpekçi öldürüldü. Ben sıkıyönetim komutanı olduktan 35 gün sonra bu vaka oldu. Cinayetten beş ay sonra da Ağca yakalandı. Emniyet'te onbeş gün sorgulandı. Emniyet sorguyu onbeş gün daha uzatmayı teklif etti.
Siz kabul etmediniz. Niye?
O dönemde İstanbul'da cinayet olayları tırmanıyordu. Polisin içinde de Polder, Polbir gibi ideolojik iç sıkıntılar vardı. Ayrıca istihbarat örgütleri arasında MİT, Emniyet ve askeri istihbarat arasında henüz bir koordinasyon sağlanamamıştı. Bilhassa MİT ile Emniyet arasında uyumsuz bir istihbarat alışverişi mevcuttu. Biri bir şey söylüyordu ve bakıyordunuz bu hakikat çıkmıyordu. Yahut diğeri bunu teyit etmiyordu.
Ağca konusunda mı oluyordu bu?
Umumiyetle bu böyleydi. Ağca'nın sorgulanmasına kadar olan dönemde benim sıkıyönetim komutanlığında elde ettiğim neticelerdir bunlar. Ayrıca sivil mahkemeler de gayet çekingen bir tavır içindeydi, hadiselerin üzerine şiddetle gidemiyorlardı.
Ağca'nın mahkemesi sivil mahkemede görülmeyecekti ki zaten?
Ben o günkü ortamı söylüyorum.
Ağca'nın sorgulanmasına polis tarafından devam edilmesinin nasıl bir zarara neden olacağını düşünüyordunuz peki?
Zarar değil. Demin söylediğim noktaları dikkate alarak bu soruşturmanın sıkıyönetim savcılığına intikaline karar verdim ben. Çünkü esas sorgulama mercii sıkıyönetim savcılığıdır. Onun sorgulaması ve ona verdiği ifadeler muteberdir. Emniyet'inki bir hazırlık soruşturmasıdır ve kanuni hiçbir şey ifade etmez. Sanığa bir suçluluk hükmü yüklemeye vesile olamaz. Hem 'Poliste gözaltında bulundurulunca işkence yapılıyor. Poliste sorgulama yapılmasın' deniyor bugün. Kamoyunun hararetle müdafaa ettiği bu hususu biz o zaman tatbik etmişiz, iyi ya... 15 gün süre verdik yapamadın arkadaş, demişiz. Üç gün, beş gün, 15 gün daha süre ver... Ne çıkartacaksın 15 günde?
Siz poliste işkence yapılır kaygısıyla mı, Ağca'nın polisteki sorgu süresini uzatmadınız?
Hayır, ben bugünkü havayı söylüyorum. Niye polise bırakmadın diye ben sanki suçlanıyorum şimdi. Bu, sıkıyönetim mahkemelerine ve savcılarına da bir güvensizliğin ifadesi olur.
Peki siz polise güvenmiyor muydunuz?
Polise güveniyordum ama polisin içinde sıkıntı vardı. Yoksa polisin tümünü güvensizlikle itham etmek mümkün değildir.
İpekçi cinayetinde ikinci bir silahın ve ikinci bir katilin olduğundan kuşkulanıldığı sırada, siz soruşturmayı durdurdunuz. Bu kadar kritik bir aşamada soruşturmayı durdurmanın sizi de şaibeli hale getireceğini hiç düşünmediniz mi?
Benim hiçbir şaibem yoktur. Böyle bir şeyden dolayı da kimse bana şaibeye ait herhangi bir temlikte bulunamaz. Benim Sıkıyönetim Kanunu'na göre bir takdir yetkim var, ben bu yetkimi kullandım. Ağca'yı aldım sıkıyönetime teslim ettim. Sıkıyönetime teslim ettikten sonra onu savcı sorguladı.
Ağca'yı cinayeti soruşturan polisin elinden aldınız ama soruşturmayı bir başka birim de sürdürmedi. Siz, soruşturmanın derinleştirilmesi için yardımcı oldunuz mu?
Nereden biliyorsunuz. Bırakın Güneşin söylediğini. Öyle şey mi olur. Mahkemeye intikal ettikten sonra sıkıyönetim komutanı o hadiseyle ilgisini keser. Savcıyı çağırıp 'ikinci silah varmış buldun mu, Oral Çelik diye birinin ismi geçiyor ne yaptın', denemez ki... Hem Ağca sıkıyönetim komutanlığının elindeki tek dava değildi. Aşırı sağdan aşırı sola binlerce adam ölüyordu. Sıkıyönetim komutanı savcıya ancak kendine gelen bilgileri verir. Muhtemelen bazı hususlarda bana bunlara ait bilgi gelmiştir ve savcılığa verilmiştir.
Oral Çelik, Abdullah Çatlı gibi isimler size bildirildi mi?
Gelmiştir tabii, hatırlamıyorum.
Eğer gelmişse mutlaka verilmiştir. Kimse bu bilgileri dosyasının altına koyacak değil. Uğur Mumcu'yla biz iyi dosttuk. Sık sık gelirdi bana. Mehmet Şener'in adını ondan duydum. 'Böyle bir hadise var' dedi ve biz bunu adli mercilere bildirdik. Hatta onun verdiği bilgelere göre polise operasyonlar da düzenlettirirdik. Bir tanesi Hisar'da Bulgaristan'dan gelme bir sigara kaçakçılığı hikâyesiydi. Polis sürat motoruyla gitti ve kaçakçıları yakaladı. Şunu ifade etmek istiyorum. Gelen her ihbar dikkate alındı o dönemde.
Peki bugün geriye baktığınızda savcılığın soruşturmayı derinleştirdiğini mi düşünüyorsunuz siz?
Savcılığın hesabını ben mi vereceğim? Savcılığın nasıl soruşturma yaptığını bilemem. Sıkıyönetimin elinde dört tane mahkeme vardı. Dördü de cinayetle, baskınla, tedhişle uğraşıyordu.
Yalnız siz sıkıyönetim komutanıydınız. Sizin sorumlu olduğunuz bölgede Türkiye'nin en önemli gazetecilerinden biri öldürülmüştü. Siz bu cinayeti aydınlatmak için ne yaptınız? Savcılığa sorgulamayı vermekten başka, polisin süresini uzattırmamaktan başka...
Sıkıyönetim komutanının elinde bulunan vasıtalar istihbarat teşkilatlarıdır. Bunlardan biri polistir, diğeri MİT'tir. Bunlar bilgi getirirse ben tedbir alırım. Sıkıyönetim güçleri sadece genel güvenliği sağlamakla mükelleftir. Sırtında tüfekle gidip örgütlerin içini ortaya çıkarması mümkün değildir.
Bir sıkıyönetim komutanı olarak, bölgenizdeki cinayetin aydınlatılması sizin için de bir başarı olacaktı. Sizin bu başarıyı istemeyen bir davranış sergilemiş olmanız biraz şaşırtıcı değil mi?
Hiçbir zaman. Ben olayı daha fazla sürüncemede bırakmadan sıkıyönetim savcılığına intikalini sağladım. Maksat, bu cinayetin süratle aydınlanmasıydı.
Polisteki soruşturmayı kesme yetkiniz kanunen vardı. Bu yetkiyi kullandınız. Ama bu kanuni yetkiyi cinayetin soruşturulması için değil de cinayetin soruşturulmaması için kullanmanız yönünde bir kuşku doğdu. Bu, Genelkurmay'daki üstlerinizce nasıl karşılandı?
Öyle bir şey yok. Nedir bu kuşkunun sebebi acaba? Ben doğrudan Genelkurmay Başkanı'na bağlıydım. Bana Genelkurmay Başkanlığı'ndan asla ve asla en ufak bir temlih gelmedi.
Genelkurmay'dan kimse size 'soruşturmayı neden durdurdun' diye sormadı mı?
Niye sorsun? Bana verilen kanuni yetkiyi kullandım. Ben bütün hususları Genelkurmay'a haftalık raporlar halinde intikal ettiriyordum.
Bir sıkıyönetim komutanının bölgesinde böyle önemli bir cinayetin aydınlatılmaması o komutanın sicili açısından kötü olmaz mı?
Sorguya ben mi girecektim? Kim aydınlatabilirdi bunu? Sayın Güneş mi aydınlatacaktı? Hangi yetkiyle gidip Emniyet'te soruşturmaya girecekti? Emniyet zaten 15 gün çalışmış, birşey bulamamış. Sonra da zaman talep ediyor. Bir tek adam, 15 gün soruşturması sürüyor. Sayın Güneş'te bir önyargının kronik hale gelmesidir bu.
İpekçi cinayeti sizin başında olduğunuz sıkıyönetim bölgesinde işlendi. Faili yakalanmış bir cinayetin aydınlatılamamış olmasını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir başarı mıydı bu?
Üzücü bir olay tabii. Esas bunun üzerine tuz biber eken Ağca'nın Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırılması oldu. 'Nasıl böyle önemli bir cinayetin faili veya sanığı cezaevinden kaçırılır, nasıl yaparlar' diye günlerce uyuyamadım.
Evet, Ağca'yla ilgili soruşturma durduruldu ve ardından daha vahim bir gelişme oldu. Sizin sorumluluk bölgenizdeki, kocaman bir zırhlı tugayın ortasındaki askeri hapishaneden Ağca gibi önemli bir mahkûm kaçırıldı. Askeri hapishanelerden kaçmak kolay mıdır? Disiplinsiz yerler midir bunlar?
Hayır değil ama bu kaçırma olayını yapanlar tugayın içindeki kişiler. Bu bir örgüt meselesi. Maalesef oranın güvenliğine memur edilmiş bazı görevliler, subay, astsubay ve er olarak bu örgütün, Ağca'nın mensup olduğu sağ grubun sempatizanı çıktılar. Ağca onlara emanet edilmiş. Organize bir olaydı bu. Papa'yı vuruncaya kadar geçen hadiseler zincirinde, Ağca'nın nasıl bir örgüt içinde olduğu ortaya çıktı. Ağca yakalandığında hemen ben ülkücüyüm demiş zaten. İnsanların içini röntgenleyemiyorsunuz ki... Bunların hepsi mahkûm oldu hatırladığım kadarıyla.
Sorumluluğunuzda bulunan hapishaneden Ağca gibi bir mahkûmun kaçırıldığı için üstleriniz sizi kınadı mı? Sicilinize bununla ilgili kötü bir not işlendi mi?
İşlenseydi bu makama gelmezdim. Genelkurmay Başkanı'nın bana sonsuz itimadı vardı. Kendisine hadiseyi anlattım. O örgütün sempatizanlarının hapishanede bulunmaları ve böylesine bir organize kaçırma olayını tertipleyecekleri kolay kolay düşünülemezdi.
Niye düşünmek mümkün değildi? Biraz önce polisin o dönemde sağ ve sol diye ikiye bölündüğünü söylediniz. Neden bu ikilik askerin içinde de olmasın?
Polisteki bu ikilik belliydi.
Gladio örgütünü duydunuz mu?
Duymaz olur muyum. Nato ülkelerinde bir askeri birimdir.
Nato ülkelerinden biri de Türkiye. Türkiye'de Gladio yok muydu?
Hayır bizde Gladio şeklinde bir şey yoktu. Bizde Özel Harp Dairesi vardır. O tertipte değildir.
Sovyetler'le en uzun sınıra sahip olan Türkiye'deki örgütlenmenin faaliyet alanı diğer NATO ülkelerindeki örgütlenmelerin faaliyet
alanından niye daha dar olsun?
Bizimkilerin Rusya'nın içine istihbaratçı sızdırmak gibi bir görevi yok. Ama Hasan Fehmi Güneş'in ifade ettiğine göre Özel Harp Dairesi, Gladio'nun Türk versiyonudur. Güneş'in kafasında Özel Harp Dairesi önyargısı var. Ona Gladio mesnedini yakıştırma önyargısı var. Güneş'te, Silahlı Kuvvetler terör ve tedhişte bir şeyler yaptı yargısı var. Güneş, 'Ağca'nın arkasında Gladio'nun Türk devleti versiyonu olan Özel Harp Dairesi'nin olduğu kuşkusundayım' diyor. Güneş'in bana yönelttiği itham da bu önyargıyla irtibatlı olabilir. 'Üruğ, Gladio'nun varsa günahları, açığa çıkmasını istemez. Çünkü bundan Silahlı Kuvvetler tedirgin olur. O halde Üruğ bu işin silahlı kuvvetlere sıçramaması
için kendiliğinden veya yukarıdan aldığı bir talimatla Ağca'yı fazla konuşmasın diye sıkıyönetime almış ve sesini kısmıştır" diye düşünmüş olabilir.
Türkiye Ağca olayından sonra bir Susurluk süreci yaşadı. Ağca, Susurluk'un ilk halkalarından biriydi. Artık bu ilişkiler netleşmeye başladı. Susurluk'ta yer alan isimlerin, Ağca'nın patronlarından Çatlıl'nın falan 80 sonrasında devletin bir birimi tarafından görevlendirildikleri ortaya çıktı. Devletin bir biriminin bu tip insanları kullanabildiği anlaşıldı. Mesela JİTEM'in Yeşil gibi bir adamı kullandığı ortaya çıktı. Yeşil'in Ağca'dan ne farkı var? Şimdi bunlar ortaya çıktıktan sonra ne düşünüyorsunuz?
Tabii ben 21 sene evvelki icraatımın savuculuğunu yapıyorum.
Dönemin İçişleri Bakanı Güneş, devletin bazı birimlerinin bu tip insanları kullandığına dair kuşkulanmakta haksız mı sizce?
Haksız, şerefime tecavüz etti. Ağca olayının aydınlatılmasını kasten engellediğimi söylüyor. Bu insanı isyana sevk ediyor. Ben sokakta gezen bir adam değilim ki Neşe Hanım. Ben Genelkurmay başkanlığı yapmış bir insanım. 55 sene bu devlete hizmetim var. Bu kadar ağır bir itham karşısında ben onurumu korumak istiyorum.
Bugünkü düşünce yapınızla, yirmi yıl önceyi yeniden yaşayabilseydiniz, Ağca olayında gene aynı şekilde mi davranırdınız?
Gayet tabii, hiç şüphem yok. O günü bugün yaşamış gibiyim. Hukukun yerine hiçbir müessese kaim olamaz. Emniyet Genel Müdürlüğü'nde sorgulanması falan bunların hepsi laf. Hukuka güveneceksiniz. Eğer hukuk yoksa orada devlet yoktur. Hukuk devlet otoritesinin teminidir.
Peki darbeler de hukuka ve yasalara aykırıdır. Darbe hukuka aykırı olduğuna göre, geçmişteki darbeleri nasıl savunabiliyorsunuz?
Şimdi şudur. Eğer bir darbe muvaffak olmuşsa bunun üzerine kimse münakaşa edemez. Darbe muvaffak olmamışsa, 1960'ta 22 Şubat olaylarında olduğu gibi, muaffak olamayanlar gider. Darbenin hukuku yoktur. Ya muaffak olacaksınız ya da kelleyi vereceksiniz. Muvaffak olamayan kelleyi vermiştir. Hüsnü idareyle memleketi felaketten kurtarmak, demokrasiyi ihya etmek için yapılan hareketler hakikaten muvaffakiyetle neticelenirse, darbenin hesabı sorulmaz.
Dünyanın diğer ülkelerinde, Yunanistan da dahil darbelerin hesabı hep soruldu. Yunanistan'da darbeci generaller hapiste yattılar. Hâlâ bazıları içerdeler. Darbeyi yapmış ya da desteklemiş generaller,
anayasayı çiğnedikleri için bir gün yargılanabileceklerinden, hukukun üstünlüğü itibarıyla yasaların kendilerinden hesap sorabileceğinden hiç endişelenmezler mi?
Demin dedim, darbelerin hukuku yoktur. Onu yapan her şeyi, her ihtimali göze almıştır. Mutlaka ideallerini tahakkuk ettirmek için bütün vasıtaları kullanırlar.
Bütün vasıtalar derken...
Darbenin muvaffak olmaması için ne gibi şeyler varsa onları bertaraf ederler.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|