![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Yumuşamanın sonrası Türk-Yunan ilişkilerinde Öcalan'ın yakalanması ve depremlerle başlayan yumuşama, Helsinki sonrası dönemde daha da hız kazandı. Halklar arasında yakınlaşma, uzun süre birbirinden kopan dostların barışmasında görülen duygu dolu olaylara yol açtı. İmzalanan çok sayıda anlaşmayla karşılıklı güven ortamı yaratıldı. Rahmetli Özal'la baba Papandreu arasında Ocak 1988'de yapılan Davos toplantısından sonra da buna benzer bir hava doğmuştu. O zaman da iki tarafın yaklaşımı, sorunsuz alanlarda işbirliğiyle başlayıp önce ilişkilerdeki gerilimi düşürmek, sonra da sorunları çözme aşamasına geçmekti. Haziran 1988'de Özal'ın Atina'ya yaptığı resmi ziyaret sırasında, PASOK ileri gelenlerinin Davos sürecinden memnun olmadığı görülüyordu. Daha sonra Papandreu hastalandı, ameliyat oldu. Bir yıl içinde üç genel seçim yapıldı ve Davos süreci tarihe gömüldü. Şimdi de iki ülke arasındaki barış sürecinde yine ayni kritik aşamaya geldik. İlişkiler yumuşadı. Önemli sorunları ele almak için şartlar elverişli. Ama bir süredir bu yönde adım atılamıyor. Yunan seçimlerinden önce Türkiye, Ege sorunlarını masaya getirdiğinde, seçimlerin yapılmasını beklemek gerektiği cevabını almıştı. Bu anlaşılabilir bir tutumdu. Ancak seçimlerden sonra da Yunan tutumunda bir değişiklik görülmüyor. Sanki Yunan tarafı için sadece Kıbrıs'ta çözüm önemli. Bilindiği gibi, AB Helsinki Zirvesi kararında, Kıbrıs'ın tam üyelik müzakereleri bittiğinde, yani 2002'de, bir çözüm olmasa dahi, Kıbrıs'ın bölünmüş haliyle de tam üye olabileceği öngörülüyor. Buna karşılık Ege sorunlarının çözümü için öngörülen tarih 2004. Yani Ege sorunlarını çözmek için Kıbrıs'ın çözümünden sonra iki yıl daha var. 'Yunanistan belki de bu nedenle Kıbrıs'a öncelik veriyor' denebilir. Ancak Kıbrıs konusunu adadaki iki toplum, Ege'yi iki ülke ele alacağından, bu müzakere süreçlerinin birlikte yürümemesi için bir neden yok. Türkiye'de de Kıbrıs'ın çözümüne öncelik verilmesini savunanlar var. Bunlar, Yunanistan'ın Ege'de gerçekçi bir tutum içine girdiğini ve karasularını 6 milin üstüne yükseltmeyeceğini; bunun 10 millik hava sahasını 6 mile indirmeye ve kıta sahanlığını müzakereyle çözümlemeye imkân vereceğini; Türkiye'nin Ege Ordusu'nu kaldırması karşılığında da adaların silahsızlandırılabileceğini söylüyorlar. Geçenlerde Türk-Yunan ilişkileri konusunda yapılan bir toplantıda, 1970'lerin ortasında Yunan Dışişleri Genel Sekreteri olan Vyron Teodoropulos ile karşıtı dönemin Türk Dışişleri Genel Sekreteri Büyükelçi Şükrü Elekdağ arasında geçen tartışmadan, geleneksel Yunan tutumlarında bir değişiklik olmadığı; hatta geçmişte bizimle müzakere ettikleri sorunların şimdi varlığını dahi inkâr ettikleri görülüyor. Bu durumda Yunanistan ne yapmak istiyor? Ege'de bir yandan görüşlerini korurken, öte yandan çözümden kaçınmak ve Kıbrıs'ın çözümüne mutlak öncelik vermenin anlamı şu olabilir: 2002 yılına kadar, çözümlenmiş veya çözümlenmemiş, Kıbrıs'ı AB tam üyesi yaptırmak. Ondan sonra Yunanistan bizim üyeliğimize olan ilgisini birden kaybedebilir. Ege sorunlarının çözümünde iki taraf arasındaki 'kapatılamayacak mesafe' buna neden olarak gösterilebilir. Türkiye'nin tam üyeliğine, ölümüne karşı bazı Avrupalıların desteği de kolayca sağlanabilir. Savunma kimliğini gerçekleştiren AB'nin koruması altına da girebilir. Bu durumda, gelişmelerden emin olabilmek için, Türkiye Kıbrıs'ta ilerlemeyle Ege sorunlarında ilerleme arasında bağlantı kurabilir ve şimdiden en açık şekilde Kıbrıs'ın Türkiye ile birlikte AB üyesi olabileceğini ilan eder. Kıbrıs Türk tarafı sorunun çözümü için iyi niyetle müzakere eder. Çözüm koşulları hazırlandıktan sonra uygulamaya konması için bizim üyeliğimiz beklenir. Bu, bir yandan Yunanistan'ı bizim üyeliğimizi sonuna kadar desteklemeye teşvik eder. Öte yandan da üyeliğimizi engellemeye kalkışan Avrupa çevrelerini, Doğu Akdeniz'de ve Türk-Yunan ilişkilerinde barışı istememek sorumluluğuyla baş başa bırakır.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||