![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
'Devlet sırrı'nın sırrı Susurluk skandalının en ilginç kamu davalarından biri geçen hafta açıldı. Susurluk'u yakından takip eden gazeteciler, bu davanın içeriğini ve neredeyse bütün kanıtlarını taa en başından beri biliyorlardı. Hatta davanın tarafı olan kişilerin 'ifadeleri'ni de ilk defa gazeteciler almıştı, yani olayın taraflarıyla konuşup herkesin bildiklerinin ortaya dökülmesini onlar sağlamıştı.Gazetelerimizde konuyla ilgili haberleri yayımlayalı neredeyse 3 yıl oldu ama savcılık hepsi de devlet belgelerine, soruşturma dosyalarına ve tanık-sanık ifadelerine dayanan bu yayınların içerdiği davayı yeni açtı. Yargılama kim bilir kaç yıl sürecek, varın siz hesap edin. Bu dava meşhur 'kayıp silahlar'la ilgili dava. Bütün ayrıntılara burada tekrar girip kafanızı şişirecek değilim ama bir özet yapmam gerek: Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekât Dairesi'ne 'özel' bazı silahlar alınması gerekir. Bunlar için devletin normal silah alma yolları yerine nedense bir yan yol tercih edilir. Bizzat Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ve zamanın Özel Harekât Daire Başkanvekili İbrahim Şahin, İsrail'e giderek silahları seçerler, fiyat pazarlığı yaparlar ve sonuçta bir fiyatta anlaşırlar: 50 milyon dolar. Sonra Hospro isimli bir şirketi ve onun sahibi Ertaç Tinar'ı nasıl bir seçme eleme sürecinden sonra bilinmez ama bulurlar. Ertaç Tinar ve şirketi, Emniyet'e bir yazı yazar ve terörle mücadelede kullanılmak üzere silah hibe etmek istediğini söyler. Yapılacak işlemin adı 'hibe'dir ama silahların hibe edildiği filan yoktur. Paralar örtülü ödenekten gelir, Hospro'ya ödenir, Hospro da bu parayla İsrail'den satın aldığı silahları polise hibe eder. Yani devlet kendi kendini dolandırır, yasaya karşı hile yapar. Bu alış-verişteki acayiplikler bununla da sınırlı değildir. İsrail'den gelen silahlar, ne gümrükte doğru dürüst bir muayeneye ve sayıma tabi tutulur ne de Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ilgili dairesinde. Silahlar doğrudan Özel Harekât'ın daha önce İsraillilerle birlikte kurduğu Antalya'daki eğitim merkezine gelir ve burada açılır. Devletin resmi kayıtlarında ne kaç tane ve hangi cinsten silah geldiği yazılır ne de bu silahların gelip gelmediği resmen belgelenmiştir. Neden sonra bu silahlar Emniyet'in 'kuvve kayıtları'na girer. Ama tam olarak mı girer, eksik mi, belli değildir. Nitekim bu parti silahlardan biri, Susurluk'ta kaza yapan otomobilden çıkar. Belgelenip Emniyet kayıtlarına giren silahlardan bir miktarı daha sonra Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'ın danışmanı Korkut Eken tarafından zimmetle teslim alınır. Bu silahlardan (hepsi de Uzi marka otomatik tabancalar) birkaç tanesi bugün ortada yok. Korkut Eken'den bu silahlar kendisinden geri istendiğinde, "Ben bunları çok gizli bir operasyon için yurtdışında bir yere verdim" der. Mehmet Ağar da, Eken'i yarı yolda bırakmaz, "Evet" der, "Eken bu silahları benim bilgim dahilinde verdi. Yapılan operasyon çok gizlidir, devlet sırrıdır, size (yani savcılığa ve Başbakanlık Teftiş başta olmak üzere devletin bütün soruşturma kurumlarına) söyleyemem." Ben bu 'devlet sırrı' meselesini bir zamanlar Başbakan Mesut Yılmaz'a da sormuştum. Başbakan olarak bu sırrı kendisinin de bütün çabasına rağmen öğrenemediğini bana söylemişti Yılmaz. Bu konuda devlette hiçbir kayıt yoktu. Meclis bu sırrı hiçbir zaman öğrenemedi. Söylediğim gibi devletin soruşturma kurumları da bilmiyor. Hatta iddia ediyorum, bu sırrın ne olduğunu o kolları her yere uzanan çok güçlü Milli Güvenlik Kurulu da bilmiyor. Hem Emniyet'in hem MİT'in arşivlerinde bu konuyu uzun süre araştıran Kutlu Savaş sırrı bilmiyor. Ve şimdi konuya bağımsız yargı el attı ama onlar da bilmiyor. Savcı o yüzden silahların gönderildiği ülkeyi 'X' diye adlandırıyor. Merak ediyorum, mahkeme acaba mesela gizli bir celse düzenleyip bu sırrı öğrenebilecek mi? Hiç sanmıyorum. Burada benim için önemli olan kaybolmuş üç-beş Uzi değil, şu herkesin içeriğini merak ettiği muğlak 'devlet sırrı' kavramı. Neyin devlet sırrı olup vatandaşa açıklanamayacağına neyin açıklanabileceğine kim karar verecek? Devlet memurları mı? Devlet belgelerine bakın, en kıytırık kâğıtların bile üstünde 'Gizli' ya da en azından 'Hizmete Özel' damgasını görürsünüz. 'Gün ışığında yönetim' denen şeyden Türkiye'nin haberi bile yoktur, bizde her şey devlet sırrıdır. Ve devlet sırrı kavramının kendisi bizde devletin vatandaşlarına hesap vermesini engelleyen şeylerin başında gelir. Devletin ne konuda ne yaptığını bilmiyoruz ki, onu vatandaş olarak denetleyebilelim? Oysa bu denetim demokratik bir ülkede en temel haktır. Devlet sırrının sırrını çözdüğümüzde demokrasiye bir adım daha yaklaşmış olacağız.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||