Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
5 Temmuz 2000

Yeşil Ada'da barışı aramak

Haber ResmiKıbrıs'a neden 'Yeşil Ada' dendiği hep merak edilir. Çünkü başından sonuna birkaç saatte geçilebilen kurak, sıcak, verimsiz topraklara sahip bu ülke 25 yıldır paylaşılamıyor. Güneyde uluslararası toplum tarafından tanınan, Yunanistan tarafından sahiplenilen, Avrupa Birliği'ne aday, turizm zengini Rum Yönetimi var. Kuzey'de ise sadece Türkiye'nin tanıdığı, bir parlamentosu, bakanlıkları olsa da uluslararası toplumdan tecrit olmuş, ekonomisi Türkiye'ye dayalı KKTC bulunuyor.
İşte bu KKTC'nin temeli de Türkiye tarafından atıldı. 1974 Barış Harekâtı'nın ardından Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Rumlarla yapılan nüfus mübadelesinin ardından Türk tarafı 'özerklik' peşinde koşmayı bırakıp 'federasyon' talebini gündeme getirdi. Rum Yönetimi de 1977-1979'da iki toplum liderleri arasında imzalanan 'doruk anlaşmalarıyla' federasyon çözümüne yanaştı. Kıbrıs Türkleri ise 15 Kasım 1983'te 'devletleşme' sürecine noktayı KKTC'yi ilan ederek koydu. Ne var ki bu ilan BM tarafından kabul edilmedi ve 'ayrılıkçı' bir girişim olarak nitelendirildi.
1983-1992 yıllarında BM gözetimindeki görüşmeler sırasında ortaya konulan BM Genel Sekreteri Butros Gali'nin Fikirler Dizisi, Güven Artırıcı Önlemler Paketi gibi konular hep sonuçsuz kaldı. 1990'larda Rumların AB'ye üyeliğinin gündeme gelmesine Türkiye, 1997'de KKTC'yle entegrasyon sürecini başlatarak yanıt verdi. 1994'de Yunanistan'la Ortak Savunma Doktrini'ni imzalayan Rum Yönetimi, 1990'ların sonunda Rusya'dan S-300 füzeleri sipariş ederek ortamı gerginleştirdi. Ardından 1999'da Abdullah Öcalan'ın yakalanması ve Türkiye ile Yunanistan'da yaşanan depremlerle ilişkilerde esmeye başlayan yakınlaşma rüzgârı Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir umut doğurdu.
Bir zamanlar komünizm tehlikesiyle Kıbrıs Cumhuriyeti'ni devirmesi için kıyasıya çabalayan ABD şimdilerde barışçı çözüm yolları arayışında başı çekiyor. KKTC tarihinde önemli bir yere sahip
olan sol eğilimli Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) tam 20 yıl liderliğini yapan Özker Özgür'e bakılırsa, bunun nedeni, konjonktürün değişmesi. Özgür, "Artık tek kutuplu bir dünyada, ABD'nin süper güç olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Uluslararası sermayenin dünyaya egemen olduğu bu koşullarda ürün, hizmet ve paranın sorunsuz dolaşımını sağlamak amacıyla Kıbrıs ve benzeri sorunların halledilmesi gerektiğine inandılar ve bu soruna el attılar. Çünkü Türkiye büyük bir pazar ve Türki cumhuriyetler üzerinde de etkili. Bu pazarlardan yeterli verimi almak, bölgede istikrarlı bir yapı oturtmaya bağlı gözüküyor" diyor.
'İki halk barışmaya hazır'
Eski bir öğretmen olan Özgür, bizim bildiğimiz politikacılardan biraz farklı. Başbakan yardımcılığı yapmasına rağmen, hiçbir varlığı yok. Bir tek tarlası varmış, onu da 'Babalar' başlıklı yazısında kendisine hakaret ettiğini öne süren Denktaş tazminat karşılığı elinden almış. Özgür, yıllarca çatışmaların içinde harap olan iki toplum arasında bir soğukluk olduğunu teslim etse de yeniden uyum
içinde bir arada yaşanabileceğine de inanıyor: "Her şeye rağmen Kıbrıslılar, Türkler ve Rumlar barışmaya hazırdır. Çünkü çok uzun yıllar birlikte yaşadılar. Dil-din farkı vardı ama bir uyum da vardı. Onlar Türklerin bayramlarını kutlardı, Türkler onların Paskalyalarını kutlardı."
Denktaş ve Klerides, Cenevre'de Kıbrıs sorununu çözmek için yine masa başına oturuyor. Ama Yeşil Ada'da barışı aramak zor. Bu ne ilk ne de son buluşma olacak.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.