Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
5 Temmuz 2000

Bak bu da sevimli haydut!

Haber ResmiTunca ARSLAN
Geçen sezonun Pavel Çukray imzalı 'Hırsız'ının da tekrar gösterime girmesiyle, İstanbul sinemalarında ilginç bir 'hırsız üçgeni' oluştu. Üstelik Çukray'ın filmi dışındaki diğer iki köşe, aynı insanın, İrlandalı efsanevi hırsız Martin Cahill'in yaşamını yansıtıyor. Yani Cahill'in adını duymayanlar, duyup da daha fazla bilgi ve yorum edinmek isteyenler için minicik bir toplu gösteri olarak da bakılabilir bu iki filme. Geçen hafta 'Sevimli Haydut' hakkında yazarken, 'fazla derinleşmeyen bir film' demiştim. Usta sinemacı John Boorman bu açığı kapamış 'Kod Adı General'de, daha sakin, daha net, ayrıntıların üzerinde daha fazla duran ve allanıp pullanmamış bir biyografi ortaya çıkarmış. Öte yandan da Thaddeus O'Sullivan'ın en başarılı olduğu
alanın, 'serüven'in kenarından geçmeyi tercih etmiş. (Boorman'ın filminin, 'Sevimli Haydut'tan önce, 1998'de yapıldığını önemle
anımsatayım.) Anlayacağınız, her açıdan enteresan bir sinema olayı var karşımızda. Tek kahraman ve tek yaşanmışlık, farklı anlatımlara sahip iki yönetmen ve birbirleriyle kıyaslanmaktan çok ardı ardına izlenmeyi hak eden, birbirlerini tamamlayan iki film. Üstelik kimi yan unsurlar çok farklı kullanılmış, farklı işlevler üstlenmiş . Örneğin 'Sevimli Haydut', bir Caravaggio tablosunu enfes biçimde kullanıp, anlattığı öyküyle hoş paralellikler kurarken, 'Kod Adı General'de bir Vermeer tablosu öne çıkıyor ve yalnızca kendi sınırları içinde anlam taşıyor. Cahill'in yüzünü gizleme biçimi, polislerin,
özellikle de polis şefinin nitelikleri, IRA'nın konumu, Cahill'in karısı ile gönüllü 'kuması' baldızı, soygunların planlanışı ve gelişimleri ve tabii en önemlisi final, çok ayrı biçimlerde kurgulanıyor iki filmde. Bizde Deniz Gezmiş'in yaşamını anlatan 'Hoşçakal Yarın'ın 'gerçeklere uygunluk' konusunda ne derece teferruatlı bir sorgulamadan geçirildiğini anımsıyorum da, O'Sullivan ve Boorman'ın bu denli özgür yorumlar getirmelerine biraz şaşırmadan ve çokça saygı duymadan edemiyorum.
Bir anlamsızlık ve yapaylık abidesi niteliğindeki, sahte politik 'Burma'da Gözyaşları' dışında hemen her filmiyle saygımızı kazanan, özellikle 'Kurtuluş'unu bir türlü unutamadığımız John Boorman, filmografisi içinde çok önemli, ayrıksı yer işgal etmeyecek olsa da eli yüzü düzgün, 'iddiasız', yarı belgesel bir film ortaya koymuş 'Kod Adı General' ile. Zaman zaman adamlarını bilardo masasında çarmıha gerecek kadar acımasızlaşan, karizma sahibi ve pragmatik ama yavaş yavaş yalnızlaştırılarak polisin IRA'yla giriştiği 'inanılmaz' işbirliği sonucunda yok edilen Cahill için hüzünlenmeye, üzülmeye değer mi bilemiyorum. Ama onu tanımak, gerçekten iyiydi!
Kısa süre önceki 'Kara Göl'ün sempatik komiseri rolünde izlediğimiz Brendan Gleeson'un Cahill rolünde çok iyi olduğu, yıllanmış John Voight'un yine göründüğü her sahneyi tüm ihtişamıyla ama büyük alçakgönülülük içinde kapladığı, yan oyunculukların da desteğiyle performans çıtasını düşürmeyen, daha çok 'sevimsiz haydut' portresi çizen iyice bir film 'Kod Adı General'.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.