Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
5 Temmuz 2000

Anadolulu Türk

Geçen hafta, 'kimlik' ve 'kişilik' kavramlarını, kendime göre açıklamış ve Almanya'nın kendisini bir ırk toplumu olarak gördüğünü, İsrail'in ise bir din toplumu olduğunu yazmış ve toplumdaki çeşitliliği nedeniyle, antropolojik ve sosyolojik anlamda, Türk toplumu ile Amerika toplumunu aynı potaya koşmuştum.
Bugünü daha iyi anlamamız için, biraz gerilere gitmemiz gerek. Tarihçiler, çeşitli nedenlerle, Türk kavimlerinin Batı'ya göç ettiklerini söylerler. Bunların bir kısmı da Anadolu'ya gelmiş ve çeşitli devletler kurmuşlardır. Daha önceki tarihlerde de göçlerin olduğunu kabul etmekle birlikte. Türklerin resmen Anadolu'ya gelmelerini 1071'deki Malazgirt Savaşı'na bağladığımız zaman, bir tarihi gerçeği de göz ardı etmememiz gerekir. Tarihçiler, kesin bir rakam verememekle birlikte, XI. yy'da Anadolu'da üç ila beş milyonluk bir nüfus olduğunu söylerler. Son dokuz yüz yılda ise, Anadolu'ya gelen Türklerin sayısı, 300 bin civarında tahmin edilmektedir.
Gelen Türk kavimlerinin, işgal ettikleri ve yeni devletler kurdukları Anadolu topraklarındaki yerli halkın hepsini öldürdüklerine dair elimizde bir bilgi olmadığına göre, Türkler bu yerli halkla kaynaşmışlar ve Orta Asyalı Türk olmaktan çıkıp, Anadolulu Türk olma değişimine girmişlerdir. Anadolu'nun bir uygarlıklar ve binlerce yıllık geçmişindeki kavimler karmaşasına Türkler de katılmış ve onlarla kaynaşmıştır. İşin ilginç tarafı, Türklerin kurduğu Osmanlı Devleti'nin başındaki hanedan, zamanla Türkleri aşağılarken, toplumu İstanbullu, taşralı ve Müslüman olmayan dini cemaatlerin oluşturduğu 'millet' grupları olarak görmüştür. Osmanlı kelimesi, tamamen hanedana ait bir kelimedir ve imparatorluk, TBMM tarafından 1 Kasım 1922'de tarihten silindiği güne kadar, hiçbir resmi yazışmada 'Türkiye' adını kullanmamıştır. İşin daha ilginç tarafı, Türkiye kelimesi de, Haçlı Seferleri'nin başından beri Batılılar tarafından kullanılan 'Turchia' kelimesinden gelmesidir.
Mustafa Kemal, gayet gerçekçi bir görüşle, "Türkler, Osmanlı boyunduruğundan kurtulan son kavimdir" sözünü, anlamını gayet iyi bilerek kullanmış ve yeni ulusun adını Türkiye olarak ilan etmiştir. Gayet kozmopolit bir kent olan Selanik'te doğan ve adeta bir uluslararası insan pazarını andıran İstanbul'da yetişen Mustafa Kemal, kariyerinin gereği hizmet gördüğü çeşitli yöreler ve Anadolu'nun etnik yapısını çok iyi bilen bir devlet adamıdır. Gayet akıllıca bir davranışla, barış isteyen muzaffer bir kumandan olarak, Misak-i Milli sınırları içinde yaşayan her kişinin bir Türk vatandaşı olduğunu dünyaya ilan eder.
Batı'nın, Kürtlere 'azınlık' olarak bakmasını ve bizim devletin bu kitleyi ezmek için her türlü yolu denediği ithamlarına bakmayın. Batı, devletin hiçbir din, dil veya mezhep ayrımı yapmadan, tüm vatandaşa uyguladığı tavrı gayet iyi bilir. Devlet, Osmanlı'dan gelme bir alışkanlığı sürdürerek, vatandaşı hor görmek ve 'En iyisini ben bilirim' prensibini gütmede, kendine göre çok başarılı olmuştur. Batı, gene onların kışkırtıp ortaya attıkları Kürt sorunu olmasa, yepyeni bir sorun çıkartacak kadar akıllıdır. Yakın bir gelecekte, Türkiye'deki Alevi toplumun isteklerine sahip çıkarak, Alevilerin de bir azınlık olduğunu savunacak kadar da zaman ve koşullara uyacak politikalar ortaya atabilecektir.
Orta Asya'dan kopup gelen ve Anadolu'nun zengin uygarlığı ile birleşen Türk, şimdi de en gelişmiş uygarlıkların bir parçası olma yolunda ve zorundadır. Anadolulu Türk, politikacılar ve bürokratlar müsaade(!) ederse, yakında Avrupalı Türk olacaktır.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.