Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
5 Temmuz 2000

Geri kalan Türkiye

UNDP yıllık insani gelişme raporu yayımlandı. Türkiye'nin 174 ülke arasında 85. sırada olması, mazoşist eleştirilere bir kez daha fırsat yarattı.
Gerçek durumun ne olduğunu ve nedenlerini doğru teşhis etmek gerek.
Zaten bizden ilerde olan, kabaca, 25 OECD üyesi gelişmiş ülkeye, petrol zengini ülkelerle nüfusları 10 bin ile 1 milyon arasında değişen ada ülkelerini ilave eder, bir de Uzakdoğu kaplanlarını katarsak bizim sıramıza hayli yaklaşmış oluruz.
Ama bu göreceleştirme, bizim neden en azından Asya Kaplanları arasında yer alamadığımız sorusunu yanıtlamıyor. Kaldı ki UNDP raporuna göre, çok daha demokratik olan Türkiye'nin, bu ülkelerden daha ileri bir noktada olması gerekirdi.
İşin doğrusu, Türkiye son iki yüzyıldır sosyoekonomik kalkınmaya en yüksek önceliği vermediğinden, bugünkü düzeyinde bulunuyor. Yeterince demokratikleşemediğinden değil.
Osmanlı İmparatorluğu Batı'yla arasındaki mesafeyi kapatmak için, ordudan başlayarak, Batı kurum ve kurallarını ithal etmeye yöneldi. Yenilgilerle birlikte Batı'dan alıntılar da arttı. Diplomasi, hukuk, eğitim, ulaştırma-haberleşme, edebiyat ve sanat vb alanlarda Batı örnekleri taklit edildi.
Japon modernizasyonu ise, Batı kurumlarını ihtiyaç ölçüsünde örnek alırken, asıl önceliği ekonomiye verdi. Japonya'nın kendisinden 50 yıl önce başlayan Osmanlı Batılılaşmasından çok daha başarılı olması, aslında ekonomik ağırlıklı bu stratejiden kaynaklanıyor.
Osmanlı, Batı üstünlüğünün temelde ekonomi ve teknolojiden geldiğini anlayamadı. 1839 İngiliz ticaret anlaşması ithalatı ucuz, ihracatı pahalı hale getirerek sanayileşme imkânını ortadan kaldırdı. Abdülhamid 2800 kilometre demiryolunu ve modern telgraf sistemini dış borçla yaptı. Üretmeyen ekonominin eksiği borçla kapatılınca iflas ve Duyunu Umumiye mukadder oldu.
Cumhuriyet'e geçildiğinde elde 'ekonomist' olarak, maliyeci Cavit Bey ile devletçi Şevket Süreyya'dan başkası yoktu. Dönemin aydınları için öncelik Batı kurumlarını alma sürecini tamamlamaktı. Bu yapılırsa sosyoekonomik kalkınma sanki kendiliğinden gerçekleşecekti.
Aydınlarımızın önemli kesimi 1960'tan sonra sola kaydı ve sosyalist 'kalkınma modelini' çözüm olarak önerdi. 1980'lerde Batı'ya hâkim olan neoliberal akım ve Sovyetler'in çöküşü bu aydın kuşağı toplumsal projeden mahrum bıraktı. Ama ekonominin sorunlarının nasıl çözümleneceği hakkında ciddi bir görüşleri yine yoktu. Muğlak bir küreselleşme kavramını benimsediler. Eskiden komünizmin nasıl dayanılması imkânsız bir tarihi güç olduğunu savunmuşlarsa, şimdi de küreselleşmeye bu özelliği atfetmeye başladılar.
Buna karşılık, insan hakları adına 12 Eylül yönetimine karşı kendilerini korumaya çalışan Batı'nın liberal demokrasisini tüm kurumlarıyla almaya öncelik verdiler. Böylece 'ceberrut devlet' ne onları ne başkalarını bir daha ezemeyecekti. Geçmişte emekçilerin sınıf haklarını nasıl savundularsa, bu kez de din ve etnik grupların, grup haklarını savunmaya koyuldular. Zaten bu aydın kesimin geleneğinde, demokratik bireysel hakların savunması hiç olmamıştı. Devlete, otoriteye ve istikrara muhalefetleri bireyleşmek amacından ziyade, 12 Eylül'le hesaplaşma isteğinin sonucuydu.
Kent varoşlarındaki 20 milyon yoksulla milyonlarca kırsal yoksulun sorunları olduğu gibi dururken; imar, trafik, eğitim, sağlık vb perişan haldeyken, bu şartlarda üreyen bölücü ve dinci radikal akımların Cumhuriyet karşıtı özgürlüğünü sağlamak, sanki Türkiye'yi çağdaş yapacak. Sosyoekonomik kalkınmayı böylesine göz ardı eden bu tek yanlı yaklaşım, Osmanlı aydınının çağdaş versiyonu olduklarını gösteriyor.
Kısaca aydının dramı Türkiye'nin dramı.
Türkiye, koruma ve kayırmaya (patronaj) dayalı popülist demokrasi anlayışı nedeniyle kendini toplayamıyor. Demokrasiyi yaşatmak bile ciddi bir devlet reformu gerektiriyor. Ama öncelik, liberal diye, ilkel bir aşiret ve cemaat kimliği 'demokrasisi'ne, yani cumhuriyetsiz demokrasiye, hem de bazı işadamlarının da desteğiyle verilirse, tarihi hatalar zinciri sürecek demektir.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.