Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
5 Temmuz 2000

Üçte bir gazetelik haber

hdevrim@hurriyet.com.tr
Her şeyi getirip, kamuoyu oluşum sürecine bağladığımın farkındasınız herhalde. Şimdi, Kemal Sunal'ın ölümü için de aynı şeyi söyleyeceğim.
Gördünüz, hemen de bütün gazetelerde manşetti bu ölüm haberi. Bizim 24 sayfalık Radikal, kendini tutamamış, dün tam 9 sayfasını bu habere ayırmıştı. Diğerleri de ona yakın.
Halk kahramanı geleneği olan bir millettir bizimki; öfkesini, sevincini, gururunu, benzer bütün duygularını, özlemlerini... Kahramanlaştırdığı insanlarda simgelemeyi sever. Belki de yeterli ifade imkânları geliştiremediği için bu böyle olagelmiştir.
Kahraman, gerçek halk hikâyelerinden çıkar; din ulularından, büyük kumandanlardan, hükümdarlardan türetilir; şair olur, bilge olur, bahtı kara dilber olur... Çeşidi çoktur.
Yakup Kadri Karaosmanoğlu anlattı bize, bu toplumun, çöken imparatorluğun enkazı arasından bitecek bir kahramanı, bir kurtarıcıyı neylesine bir özlemle beklediğini.
Mustafa Kemal'di.
Cumhuriyetten sonra uzun yıllar tek kahramanla yetindik. Türkiye'yi il il dolaşan ve İstanbul'a dönüşünde, "Sizin Atatürk'ten başka bir büyük adamınız olmadı mı?" diye soran bir yabancıyı hatırlıyorum; "Başka hiç heykel görmedim" demişti adam.
Oluşmaya başlayan kamuoyu, kahramanlar özlemine de sahip çıkıyor. Öyle yabancı, ithal malı emanet kahramanlar değil aradığı; resmî kahraman derseniz gına getirmiş; ideoloji kahramanları da ölümsüz değil...
Hafızamı yoklayarak zihnimde yakın tarihin sayfalarını çeviriyorum. Halk kahramanı niteliği öldüğünde fark edilen isimler geliyor aklıma.
1979'da Abdi İpekçi'yi kaybettiğimizde, oluşum sürecinin henüz başındayız. Ama Uğur Mumcu sonsuzluğa, bir halk kahramanı olarak uğurlanıyor.
Bence Zeki Müren de öyle, Barış Manço da... İlki belki ziyade meşhur olduğu için, kahramanlık payesine öldüğü gün erişen asıl Barış Manço oldu sanırım.
Şimdi de Kemal Sunal!
Türkiye'de bir sinema oyuncusu ölüyor ve bu ülkenin popülizmden en uzak gazetelerinden biri, o gün, sayfalarının üçte birinden çoğunu bu habere ayırıyor.
Üzerinde durulacak hadisedir.

Meclis dile niye karışır?
Hürriyet satış sayısı yüksek bir gazete. Mademki orada Sedat Ergin konuyu ele alıp işlemiş, bir kere de senin söylemene ne lüzum var, diyebilirsiniz (Hürriyet, 2 temmuz).
Bu haberi Ergin'den alanlardan çıt çıkmazsa, durumun vahameti büsbütün artar diye bir endişe besliyorum. Bir meseleye birçok kişinin birden eğilmesi, ona verilen önemi gösterir. Atlatma haberleri görmezden gelmeye de, benim aklım oldum olası ermemiştir.
Bir kanun geçmiş TBMM'den, Cumhurbaşkanı da onaylamış. Meclis, ne üstüne vazifeyse, yabancı dil imtihanlarındaki başarı çıtasının yerini değiştirmiş. Ergin'in deyişiyle ÇÜyesi olabilmek için yalnızca ilkokul mezunu olma şartının arandığıÈ bir heyet yaparsa bu değişikliği, ne olur? Aklınıza hemen geleceği gibi çıta aşağı indirilmiş.

   - Yüksek lisans ve doktora düzeyinde, yabancı dil sınavında başarı puanı 50 olmuş. (Daha önce 60'tı.)

   - Doçent olacakların 65 puan alması yeterli sayılmış. (Daha önce 70'ti.)

   - Devlet memuruna yabancı dil tazminatı ödenebilmesi için aynı imtihanda en az 70 puan alınması şartınaysa dokunulmamış.
Kısa ifadesiyle, bilim adamlarının sağlam yabancı dilbilgisi ihtiyacı hafife alınmış. Tam bunun aksi bir tutumu benimsemeleri beklenirdi. Kimin? Milletvekillerinin!
Alınan karardan daha büyük bir yanlış işte bu noktada ortaya çıkıyor. Bizde yasama, yürütme, yargı kuvvetleri arasında yetki kargaşası var. Amiyane tabiriyle, bir hal ki, kimin eli kimin cebinde belli değil.
Meclis'te bunu akıl eden, mesela şu yabancı dil imtihanında başarı çıtasının hangi kertiğe oturtulacağından bize ne? diye çıkıp kürsüden sorabilecek bir Allah'ın kulu yok mudur?
Olsa söylerdi!

Şikâyet
Okurlarımdan Salih Tiryaki'nin bir şikâyeti, daha doğrusu uyarısı var: ÇDevlet Bahçeli geçenlerde bir gün, Konya'nın Seydişehir İlçesi'nde katlı otopark temeli attı. Seyit Harun Veli Camii'nin hemen yanında; yüz yıllara dayanan geçmişi günümüze yansıtan tarih yadigârının bu inşaattan zarar görmesi ihtimali üzerinde duruldu mu acaba?È.

   - Bunu, Seydişehir'deki MHP'lilere sormak lazım aslında. Bu endişeden başkanlarına söz etmeleri gerekmez miydi?

Düzelti
Ahmet Tahiroğlu aradı. Pitbull cinsi köpek yetiştiren ve satan çiftliğin sahibi ben değilim, Metin İnanoğlu'dur, diyor. Bu çiftlikte halen satılık 50 Pitbull var, diye yazmıştım (Radikal, 30 haziran).
Böylece, aktarma bir haberde işlediğim yanlışı düzeltmiş oldum. Teşekkür ederim.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.