Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
5 Temmuz 2000

Şampiyonanın ardından

Futbolseverler için zevkli bir ay geride kaldı. Medyanın 'yılan hikayesi' türünden, çoğu kez içerik ve anlam eksiklikleriyle dolu 'transfer öyküleri'ni izlemekten kurtulduk. Hatırlayabildiğimiz eski şampiyonaların yıldız yüklü maçları gibi olmasa bile, teknik dolu karşılaşmalar izledik. Yıllardır kimi uzman futbol yazarımızın Türk futbolcularının teknikleri hakkındaki olumlu değerlendirmelerini hatırlayıp hayret ettik. Avrupalıların top kullanışları ve özellikle paslardaki isabetleri yanında bizimkilerinkinin durumu umutsuzluk yaratabilirdi. Neyse ki futbol kendine özgü bir oyun. Öyle şekile gelmeyen boyutları var. Bunların en önünde de galiba inançlı mücadele geliyor. Şimdi "Neredeyse İtalya şampiyon olacaktı. Neredeyse biz de İtalya'yı yeniyorduk. O halde futbolda ne kadar ileriyiz?" diye çok düşünenimiz olacaktır. Böyle düşünmekte çok haksız olamayız. Ama işin temelinde yatan başka teknik unsurları gözden kaçırmamakta yarar yok mu? Bir de yöneticilerimizin ve hakemlerimizin tavırlarına dokunmak gerek. Gördük hakem kararlarının ne kadar tartışılabilir olabileceklerini. Ama bunlar karşısında sporculuğa yakışmayan davranışlar kime ne kazandırıyor? Hele mağlubiyetleri yanlış hakem kararlarına dayandırma kimin işine yarıyor? Şampiyona içinde neden hiç Türk hakemine görev verilmediğini sorduk. "Türk hakemler yabancı dil bilmiyor da ondan" yanıtını aldığımız oldu. İnşallah bu doğrudur. Yoksa deneyimli kimi Türk hakeminden, yabancı meslektaşlarıyla karşılaştırdığımızda gördüğümüz eksiklik daha ziyade cesur karar verme eksikliği oluyor. Bu alanda atılacak adımlar, özellikle Avrupa'da oynadıklarında içimizi rahatlatan hususlardan biri de; orada yıldız olarak tanınmış futbolcuların bile ne büyük yanlışlar yapıp ne büyük gol fırsatlarını kaçırabildiklerini görmemiz oldu. Şimdi Arif ve Tayfun'un yeni takımlarında başarılı olacaklarına umudumuz daha fazla. Tugay'ın bilinen kafa ve oyun yapısıyla belli noktadan öteye gidemeyeceğini hep düşünmüşüzdür. Hakan'ın İnter'de ne yapacağı ve başarılı olup olamayacağı da birçok maddi manevi unsura bağlı. Ama şampiyonanın şöhretli oyuncularının birçok alanda bizimkilerden çok farklı olmadıklarını, daha ziyade bizimkilerden farklı teknik yapıya ve disiplin içinde oynama alışkanlığına sahip olduklarını gördük.
Maçları TRT doyurucu bir şekilde verdi. Özellikle Milli Takımımızın oynamadığı karşılaşmalarda daha usta idiler. Yorumcular daha kısa ve öz konuştular. Spikerler hamasete asla kaçmadılar. Bütün bunları Türk takımlarının maçlarında acaba neden yapmazlar? Yorumcular neden TV'den maç seyreden seyircilerin dikkatlerini ve kafalarını karıştıracak kadar uzun ve bazen de pek anlamlı olmayan şekilde konuşurlar?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.