![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Sosyalizm deyip geçmeyin talkan@media.ankara.edu.trBanka batıranlar, yağmalayanlar, şirketini halka açıp halkı dolandıranlar, ihalede üçkâğıt yapanlar, devleti sömürenler... Gün geçmiyor ki bir soygun öyküsü gazetelere yansımasın. Şirket patronları zengin oluyor, ama ekonomi bir türlü toparlanamıyor. Fakat ilginçtir, bu öyküleri yazarken ve tartışırken hiçbir zaman "Aha, bak kapitalizm dediğin düzende neler oluyor, ne dolaplar dönüyor, halk nasıl sömürülüyor," demiyoruz. Bu olağanüstü soygunları hep kişisel ahlak sorunu olarak görüyoruz. İnsanlar farklı davrandığı zaman sorun çözülecektir, bu geçici bir durumdur, diyoruz. Öte yandan bir devlet kuruluşu hantal çalıştığında, bir kamu görevlisi işini savsakladığında, özellikle bir KİT zarar ettiğinde, basıyoruz kalayı: "İşte sosyalizm böyle sefil bir sistemdir!" Neden kapitalist düzenin işleyişindeki aksamaları bireylerin hatalarına bağlarken, sosyalizm hakkındaki değerlendirmelerimizde daha çok sistemi suçlama eğilimindeyiz dersiniz? Bana öyle geliyor ki, bu çifte standart uygulamasında ideolojik bir tavır alma var. Kapitalist düzeni öylesine 'veri' olarak kabul etmişiz ki, düzeni eleştirme refleksimizi yitirmişiz sanırım. Eleştirilerimizi bireysel düzeyin ötesine taşıyamaz olmuşuz. Ve bu kargaşa arasında unutulan, gözden kaçan 'küçük' (!) bir ayrıntı var: Sosyalizm battı, bitti, gitti, çöktü filan ama nedense unutuyoruz: Dünyanın en kalabalık devleti 'Çin Halk Cumhuriyeti' hâlâ sosyalist bir ülke. Üstelik başka yerlerde iflas eden sosyalizm, Çin'de harikalar yaratıyor. Bu ülkede, on yılı aşkın bir süre, ekonomi, yüzde 15 civarında bir büyümeyi kesintisiz olarak sürdürdü. Bu bir dünya rekorudur. Kapitalist veya sosyalist, hiçbir ülkenin yakalayamadığı bir rekor. Hâlâ da büyümesini yüzde 8-9 gibi çok yüksek oranlarla sürdürmektedir. Sosyalizm geldiğinde bu ülke uzun savaşlardan çıkmıştı ve perişan bir haldeydi. Şanghay sokaklarında açlıktan ölenleri sabahları toplayıp gömerlerdi. Konut, sağlık, eğitim, sanayi, tarım... Hangi alana baksanız tam bir perişanlık ve tıkanmışlık vardı. Nüfusun büyük kısmı sömürgecilerin gayretiyle uyuşturucu müptelası yapılmıştı. Sömürgeciler, lokantaların kapısına, "Çinliler ve köpekler giremez," diye yazı asarlardı. Çin şimdi inanılmaz bir başarı gösterdi. Dünyanın en büyük ekonomilerinden birisi oldu. Konutsuz insan kalmadı. Herkesin karnı doyuyor. Çin'e giden herkes ülkedeki gelişmeleri öve öve bitiremiyor. Çocuk ölüm oranı binde 40, bizde ise 43. Yaşam beklentisi erkeklerde 68 (bizde 70), kadınlarda 71 (bizde 74). Okuryazarlık yüzde 82 (bizde de aynı oran). Beş kişiye bir televizyon düşüyor. Herkesin arabası yok ama, bisikleti var. Şimdi bir an durup düşünelim: Çin'in son derece olumsuz koşullarda, kısa sürede gösterdiği bu başarıyı, hangi kapitalist düzen sağlayabilirdi? Ama diyeceksiniz ki, Çin hiçbir zaman gerçekten sosyalist olmadı. Sovyetler'deki modeli uygulamadığı, kendisine özgü bir model geliştirdiği, kapitalizmin pek çok unsurundan da yararlandığı (bu arada çok ciddi hatalar da yaptığı) doğrudur. Fakat, sonunda başarıyı yakalamışa benziyor. Benim asıl vurgulamak istediğim, kapitalizmi göklere çıkarıp sosyalizm tu kaka ettiğimiz şu dönemde, gerçekleri ne kadar nesnel ve soğukkanlı ölçülerle değerlendirdiğimiz konusunda bir kez daha düşünmemizin yararlı olduğuna dikkati çekmektir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||