![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Devrim deyip geçmeyinProf. Ünsal Oskay: Genetik devrim, elektrikten ve Marilyn Monroe'dan önemli. Aynı zamanda, tekerleğin ve kap-kacağın bulunması gibi tarihsel çizginin herhangi bir aşaması kadar 'sıradan' AYŞEGÜL DİKENLİİSTANBUL - İnsanın genetik şifrelerinin yüzde 97'sinin çözülmesiyle yaşam kalitesinin ve ömrün artacağının açıklanması yeni tartışmaları da beraberinde getirdi. Bill Clinton ve Tony Blair'in "Tanrının yaşamı yarattığı dili çözüyoruz" diye nitelendirdiği bilim tarihinde atılan dev adımın, insanlığın geleceğini nasıl etkileyeceği, bu nimetten kimlerin yararlanıp kimlerin yararlanamayacağı soruları da gündeme geldi. Gelmiş geçmiş en önemli buluş sayılan genetik kodların çözülmesi, bilimin üzerindeki egemen güçlerin bilim üzerindeki etkisinden, keşfin piyasa değerine, bu keşfin kimlere, nasıl hizmet edeceğine kadar birçok yönünün de tartışılmasına yol açtı. Sosyal bilimci Prof. Dr. Ünsal Oskay'la tarihsel momentumun bir aşaması olarak tanımladığı genetik devrimini ve bunun insanlığın başına neler açacağını konuştuk. - İnsanın genetik şifresinin çözülmesinin binlerce yıllık insanlık tarihindeki önemi nedir? Genlerin sırlarının çözülmesi için yapılan araştırmaların sürekliliği ve önemli başarıların elde edilmesi insanı çok heyecanlandırıyor. 150 yıllık yaşam, hastalıkların giderilmesi çok heyecan verici. Ama ben bir sosyal bilimciyim, beni asıl heyecanlandıran pişmiş kap-kacak. Kapkacak çok basit gözüken bir şeydir. Kafasında tarih bilinci olmayan biri, eline alırsa önemsiz bir şey olduğunu söyler. Genetikle ilgili bilgilerdeki gelişmeler de kapkacak hikâyesinin devamından başka bir şey değildir. Kap-kacakla insanoğlu ilk defa göksel varlıkların, tanrıların dışındaki güçlerin yarattığı dünya içinde 'Ben de bir şey yaratabiliyorum' dedi. İlk özgür düşünce, felsefe ve bilim doğdu. Daha sonra tekerlek, yelkenli, lokomotifle macera devam etti. - Elektriğin keşfinden önemli diyebilir miyiz en azından? Bu her şeyden önemli. İnsanoğlu kuramsal bilgileri o kadar güzel birbirine eklemliyor ki yaradılışın en kilit sorunu çözülmek üzere. Elektrik, televizyon, Marilyn Monroe, Clark Gable'dan da önemli. Onlar da insan ürünü ama bu keşif belli bir insan grubunun yaptığı bir lokomotif değil. Bütün bir insanlığın birikiminden yararlanan enstitüler, üniversiteler, yani kuramsal bilgiyle pratiği yan yana getiren örgütleme konusunda son derece gelişkin yöntemler icat eden bütün bir insanlığın ürünüdür. Onun içinde onluk sayı sisteminin bulunduğu Hindistan'ın da katkısı var. Yani Hindistan'daki en yoksul insanın da payı var. O da haklı olarak bir şeyler bekleyecek hastalıkları için. - Bunun önünde engel var mı? Bunun bir tek engeli var; günümüz toplumlarındaki siyasi ve iktisadi iktidar yapılanmaları. Özgür, gelecek korkusu olmayan, inanmadığı, meşru saymadığı yönetimlere boyun eğmek zorunda kalmayan bir toplum yaratılırsa bu gelişmelerin getireceği söylenen uzun ömür, sağlıklı yaşam gerçekten insana yakışan bir yaşam olacaktır. Bu ikisinin birlikte gerçekleşmesinden daha sevindirici ne olabilir ki? Ayrıca güzellik anıtımız Ajda Pekkan'nın üçüncü milenyumda da kalplerimizi titretmesi mümkün olacak. - Kötü şeyler de olacak mı? Evet olacak. Bizi kazıklayan, bizi kazıklamak zorunda bırakılan bakkallar, laz müteahhitler, bize yüz vermeyen güzel hatunlardan kurtuluşumuz çok uzun sürecek. Yani işkence uzayacak. Ama öte yandan önce süper, sonra da hiper olan marketlerin ekstra hiperleri de ortaya çıkacak. Ya da belki bize yüz vermeyen güzel kadınlar çok uzun ömürlerinin birkaç saatini bize verecek kadar hoşgörülü olacak. Diplomatların dediği gibi 'Bekleyelim göreceğiz'. - Bugün işsizlik, açlık ve hastalıkla boğuşan insanların geleceği ne olacak? Belki çok kötü bir bilimkurgu senaryosunu andırabilir, ama genetik müdahaleyle bir kısım insanın yaşam kalitesi ve süresi uzatılırken, dünya Hindistan'daki fakirlerden de temizlenmiş olacak. Yaşayabilen Hintliler, 200-300 yıl sonra Hindistan'da ikinci ve üçüncü villaya sahip olacak Amerikalıların bahçıvanı ve uşağı olacak. Tıpkı güneşin batmadığı ülke Britanya'da olduğu gibi. Zaten ömrü uzun olmayan iyi bir iş bulamayacak. - Peki kimlerin, kimlerden kurtulmak istediğini söyleyebilir misiniz? Kuzeyli gelişmiş ülkelerin insanları, oturduğu yerden bütün ülkeleri yönetecek. Sonuçta kaplumbağaları seven, yerlere tükürmeyen, şarap çeşitlerinin hepsini çok iyi tanıyan insanların, doğal kaynakları kendileri için muhafaza ederek yönetecekleri bir dünya kurulacak. Yere tükürenlere yere tükürmemeyi öğretmek zor olacak, bu yüzden onlar bu dünyadan yavaş yavaş uzaklaştırılacak. Bu kötümser bir bilimkurgu gibi gözükebilir. Ama bugünkü dünyamız da zaten çok tatlı bir bilimkurgu öyküsüne benzemiyor. - Aradaki yaş farkının artmasıyla kuşak çatışmaları yaşanabilir mi? Kuşak çatışması uzun bir yolda yürüyen kaplumbağa hızında olacağı için felsefedeki Zenan öyküleri gibi hem olacak, hem olmayacak. Yani oldukça yavaş olacağı için fazla hissedilmeyecek. Kültürel farklılıklar o kadar yavaş seyeredecek ki, ortalama bir restoranda Süleyman Demirel zamanındaki mantılarla, geleceğin A288-0111-777 kodlu yandan fıstıklı keklik yahnisi ve Mars'tan getirilmiş kobalt soslu dinozor tırnağı çorbası yan yana olabilecek." - Bill Clinton, 'Tanrının yaşamı yarattığı dili öğreniyoruz' dedi. Sizce bu ne anlama geliyor. Tanrı kızmış mıdır? Tanrı kendi hayatını yaşıyor ve bizim çok uzağımızda. Gidenlere sormak lazım. Ancak pişmiş topraktan kap-kacak yapmak, Tanrı'yla kendisi arasında bir fark kalmadığını düşünen ilk insanın ortaya çıkışını haber verir. Bu eski zamanlara kadar dayanan insanın kendini Tanrı'sına koşut koşmanın getirdiği hem bir zafer sarhoşluğunu, hem de bir korkuyu ve yaptığını onu bu yola iten şeytanın işi sayma korkusunu beraberinde getirir. Blair ve Clinton'ın sözleri bu iki boyutu birlikte taşıyor. - Tony Blair ve Bill Clinton'ın bu buluşu insanların pratik yaşamlarına yansıtmak gibi 'iyimser' öngörüleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz? Blair de Clinton da belki gerçekten samimiyet ve iyimserlikle yaklaşıyorlar. Ama tarihten yola çıkacak olursak, bu kadar iyimser olmak mümkün değil. İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Russel, 1880'lerde ayaklanan Çinlileri bastırmak için Avrupa devletlerinden oluşan bir ordu oluşturdu. Olayları oldukça kanlı bir şekilde bastırdı. Onu eleştirenlere ise 'Liberaller bizi eleştiriyor. Ama unutmasınlar, Çin'de yaşayan insanların etek boylarını dört parmak uzatmaları demek, Manchester'daki dokuma fabrikalarımızın 100 yıl hiç durmadan çalışması anlamına geliyor' demiştir. Uygarlık tarihi henüz kimsenin kimseye merhamet etmediği düzeyde.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||