Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
12 Temmuz 2000

'UMUT' artık yargıda

Umut Operasyonu iddianamesi tamam. Savcı Keleş, sanıkların İran'dan yardım gördüklerini belirtirken, sanık Karakuş'un 'Beni İstanbul polisi yönlendirdi' iddiasını da üstü örtülü paylaştı
Haber ResmiANKARA - Ankara DGM Başsavcılığı, UMUT Operasyonu'nda yakalanan 17 sanıkla ilgili soruşturmasını tamamladı ve yargılamaya başlanması için iddianameyi nöbetçi DGM'ye verdi. DGM Savcısı Hamza Keleş, Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu'nun deşifre edildiğini bildirdiği soruşturma sonunda Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin aydınlatılarak 'büyük iş başarıldığını' savundu. Dokuz sanığın idamla cezalandırılmasını isteyen Savcı Keleş, iddianamesinde sanıkların İran gizli servisi SAVAMA'dan silah ve mühimmat yardımı gördüklerine, bazı eylem talimatlarının İran merkezle Kudüs Ordusu'ndan verildiğini bildirerek; İran ilişkisini resmi kayıtlara geçirirken, önce Mumcu suikastına katıldığını kabul ettiği, ardından ilgisi olmadığı açıklanan Yusuf Karakuş'un "Beni İstanbul Emniyet'i yönlerdirdi" ifadesi de paylaşıldı.Savcı: 'Başarımız büyük'
Savcı Hamza Keleş, Ankara 2 No'lu DGM' nin duruşma salonunda düzenlediği basın toplantısında soru sorulmasına izin vermezken operasyonla ilgili kamuoyunun büyük bir beklenti içine girdiğini belirterek, Tevhit-Selam, Kudüs Ordusu örgütlerine yönelik soruşturmanın bir bölümünün tamamlandığını, örgütsel faaliyetlerin 1979 tarihinden, olayların ise 1987 tarihinden itibaren ele alındığını belirtti. 128 sanığın sorgulandığını kaydeden Keleş, bunun sonunda Üçok, Aksoy, Mumcu, Kışlalı cinayetlerinin çözüldüğünü vurguladı.

Amaç, İran benzeri rejim
İddianamede, sanıkların üye ve yöneticisi oldukları örgütlerin amacı, "Türkiye'de oluşturulacak kaos ortamı sonucunda, silah zoruyla anayasal düzeni yıkarak, yerine İran benzeri bir İslam devleti kurmak" şeklinde belirtildi. Keleş, iddianamesinde Tevhid-Selam ve Kudüs Ordusu örgütlerinin kuruluş amaçları, yapılanma şekli, faaliyet ve bağlantılarının yanı sıra İran Gizli Servisi SAVAMA ile bağlantısı konusunda açıklamalara yer verdi. "Oluşumu İran'da olan Kudüs Ordusu, Türkiye'ye yönelik faaliyetlerini yekdiğerinden habersiz ve gizli şekilde kültürel ve askeri olarak organize etmiş, hedefin belinlenmesi ve eyleme konulmasını askeri kanatta görev alan kişilere bırakarak gizliliği ve örgütün deşifresini uzun süre koruyabilmiştir" tespiti yapılan iddianamede, örgütün kültürel faaliyetlerinin sanık Hasan Kılıç, Mehmet Ali Tekin, Nurettin Şirin ve Talip Özçelik, askeri faaliyetlerin ise Ferhan Özmen, Selçuk Şanlı, Necdet Yüksel, Oğuz Demir, Rüştü Aytufan tarafından yürütüldüğüne yer verildi. İddianamede SAVAMA ile Kudüs Ordusu'nun bazen birlikte, bazen ayrı ayrı Türkiye'deki elemanlarına değişik kanallardan silah ve mühimmat desteği verdiği belirtilerek buna ilişkin ifade örnekleri sıralandı.

Karakuş muamması
İddianamede yanıt beklenen en önemli çelişki Yusuf Karakuş konusuydu. İlk ifadelerinde Mumcu suikastını kendisinin gerçekleştirdiğini belirten, bunun üzerine kendisine tatbikat yaptırılan, ancak sonra Emniyet'in hakkında "Bu işle ilgisi yok" açıklaması yaptığı Karakuş, savcıya göre de Mumcu suikastında yok. Savcı, bunun gerekçelerini şöyle açıkladı:
"Sanığın sürekli isimlerini bilmediği İranlılardan bahsederek kendisini olay dışına çıkarmaya çalışması, daha önceki ifadelerinde 'konuştum' dediği olay yerinde görevli üç polis ile yüzleştirilmesi sırasında 'tanımadığını ve konuşmadığını' söylemesi, bu çelişkiler yüzünden Eskişehir Cezaevi'nde alınan ifadesinde kendisini, İstanbul Emniyeti'ndeki görevlilerin yönlendirdiğini, olaya katılmadığını anlatması. Kanal D'de ARENA programında yayınlanan Karakuş'a ait bant içeriği, Sanık Abdulhamit Çelik'in olaya katılmadığı ve Karakuş'la olay yerine gitmediği şeklindeki ifadesi, Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel'in olayı Oğuz Demir'le birlikte gerçekleştirdikleri şeklindeki ifadeleri."
Savcı, Mumcu suikastıyla ilgisi yok denilen Karakuş hakkında, İran Şahı'nın eski koruması Abbas Gulamzade'nin kaçırılması olayına katılmaktan idam cezası istedi.

Gerçek failler Özmen ve Yüksel
İddianamede, Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel'in ifadeleriyle bombalar konusunda geniş bilgi sahibi olmaları ve gösterdikleri yerlerde çok sayıda C4 ve TNT bombalarıyla silah ele geçirilmesi, Mumcu suikastına katıldıkları iddiasına delil olarak gösterildi.

'Aziz Nesin'i de öldüreceklerdi'
Savcılık iddianamesinde, belki en önemli sürpriz "Sanıklar Aziz Nesin'i de öldürecekti" iddiası oldu. İddianamede bu durum, "Yazar Aziz Nesin'e İslam'a karşı davranışları nedeniyle Hasan Kılıç ve Mehmet Şahin'in talimatıyla saldırı düzenlenmesi kararlaştırılmıştır. Ancak olay Aziz Nesin'in polis korumasında olması nedeniyle gerçekleştirilememiştir" şeklinde aktarıldı.

Dokuz idam
Savcı Yüksel, iddianamesinin sonuç bölümünde sanıklardan Ferhan Özmen, Necdet Yüksel, Hakkı Selçuk Şanlı, Yusuf Karakuş, Muzaffer Dağdeviren, Abdülhamit Çelik, Fatih Aydın, Hasan Kılıç ve Mehmet Şahin hakkında 'laik anayasal düzeni yıkarak yerine İslam devleti kurmaya kalkışmak' suçundan TCY 146/1 maddesi uyarınca idam cezası; sanıklardan Mehmet Ali Tekin, Talip Özçelik hakkında yasadışı silahlı çete içinde yöneticilik yaparak özel görev üstlenmekten 22 yıl 6'şar aya; sanıklar Mehmet Kasap, Mehmet Gürova, Adil Aydın ve Murat Nazlı hakkında örgüt üyesi olmaktan, Arif Tarı ve Musa Koca hakkında ise yasadışı örgüte yardım ve yataklıktan 7 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istedi.

128 kişiye takipsizlik
DGM Savcısı Hamza Keleş, aralarında daha önce Mumcu suikastında adları geçen ve İslami Hareket örgütü üyelerinin de bulunduğu 128 sanık hakkında ise takipsizlik kararı verdi. Böylece önemli siyasi cinayetlerin çözümündeki tek umut da, bu davaya bağlanmış oldu.

Carlos'a bile fark attı.
İddianamede 18 eyleme katılmakla suçlanması nedeniyle Çakal Carlos'un ününü bile geride bırakan Ferhan Özmen'e yüklenen suçlamalar şöyle: 25 Ekim 1988'de Suudi Arabistan Büyükelçiliği görevlisi Abdulgani Bedevi'nin öldürülmesi, 2 Nisan 1989'da İngiltere Büyükelçiliği'nde görevli Hüseyin Osman'ın arabasına ve Türk İngiliz Kültür Derneği'ne bomba konulması (eylem talimatını Ahmet Davudi verdi), 16 Ekim 1989'da Suudi Arabistan Büyükelçiliği'nde görevli Abdurrahman Elsebili'nin, 14 Ocak 1990'da Suudi Arabistan Büyükelçiliği'nde görevli Abdurrezzak Keşmiri'nin aracına bomba konulması (Talimat yine Davudi'den), 31 Ocak 1990'da Muammer Aksoy'un öldürülmesi (Özmen, Aksoy'u Cumhuriyet gazetesinde yazdığı türban karşıtı yazılar yüzünden öldürdü), 18 Haziran 1990'da Diyanet Vakfı satış mağazasının bombalanması, 6 Ekim 1990'da Bahriye Üçok'a bomba paketi gönderilerek öldürülmesi (Üçok'un öldürülmesinin nedeni de türban karşıtı tavrı), 26 Mart 1991'de Irak Büyükelçiliği görevlisi Kayıs Ali Hüseyin'in, 28 Ekim 1991'de Amerikalı asker Victor Marvick ve Mısır Büyükelçiliği görevlisi Abdullah Hüseyin Kurabi, 12 Aralık 1992'de Hindistan Büyükelçiliği'nde görevli Yash Palkumar'ın, 7 Mart 1992'de İsrail Büyükelçiliği görevlisi Ehud Sadan'ın aracına bomba konulması, 30 Aralık 1991'de Hürriyet Ankara Bürosu önüne bomba konulması, 24 Ocak 1993'de Uğur Mumcu suikastı (Özmen, Oğuz Demir ve Necdet Yüksel Mumcu'yu 'sistem içindeki baskıcı grupların sözcülüğünü yaptığı ve dine saldıran kesimin sözcülüğünü üstlendiği gerekçeleriyle öldürdü), 19 Nisan 1994'de Yugoslav Konsolosluğu görevlisi Zivarov Simiç'in, 7 Haziran 1995'de Ankara Musevi Cemaati Cemiyeti Başkanı Yuda Yürüm'ün aracına bomba konulması, 21 Ekim 1999'da Ahmet Taner Kışlalı suikastı. (eylem Özmen, Yüksel, Demir ve Rüştü Aytufan tarafından kararlaştırıldı).


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.