![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Yaşamasını ve ölmesini bilmek Bu konuda zaten bir yazı yazmak istiyordum. Ama üç gazeteci dostum, Sabah'tan Hıncal'ın 'Gülme özürlü milletim', Ali Kırca'nın, Kemal Sunal'ın ölümünden sonra, Cemal Süreya'nın 'Her ölüm bir erken ölümdür' sözünü başlıkta kullanarak yazdıkları yazılar ve Milliyet'ten Derya Sazak'ın 'Yüzü gülmeyen toplum', benim de bu konudaki fikirlerimi açıklamama fırsat vermiş oldu. Hıncal, yerden göğe kadar haklı. Bizim toplumda gülmek ayıptır. Sadece TV'de veya sahnedeki komik kişi ve kişilerin laf ve hareketlerine güleriz. Hıncal, annemi gayet iyi hatırlar. Gülmesini bilen ve seven bir kadındı ve bana da, hem kendime, hem de etrafıma ve etrafımla birlikte gülmeyi annem öğretmişti.Bizler, gülmesini çok iyi bilmemize ve gayet mükemmel bir mizah anlayışına sahip olmamıza rağmen, pek de gülmeyen - hatta gülümsemeyen bir toplumuz. Bazıları, hemen tepki gösterip, "Bu ekonomik koşullarda, insanların gülmesini nasıl da beklersin?" diyebilir. Bizde, toplumun çoğunluğu, kötümserliği bir elbise gibi bir türlü sırtından çıkaramaz. İyimserlik alametleri(!) gösteren kişilere, 'hasta mıdır, nedir?' gözüyle bakarız. Bu nedenle de, yüzümüz pek gülmez. Ali Kırca'nın Cemal Süreya'nın sözünü tekrarlayarak ettiği, 'Her ölüm erken ölümdür' lafı da, tamamen halk inanışının, başka türlü bir ifadesidir. Kişi, kaç yaşında ölürse ölsün, eğer öldürücü bir hastalığı yoksa, bizler için 'erken ölmüş' sayılır. Aslında, ölüm bir bakıma, yaşamın bir devamıdır. Geldiğimiz yeri bilmediğimiz gibi, gittiğimiz yer konusunda da epey cahil olduğumuzu kabul etmemiz gerekir. Diğer taraftan, insanoğlu, tüm canlılar arasında öleceğini bilen tek varlık olmasına rağmen, sanki bu dünyaya kazık kakacakmış gibi yaşar. Adama, "Bu dünya Sezar'a kalmadı, sana mı kalacak!" derler. Yaşamın sonunun ölüm olduğunu bilmesine rağmen, insanoğlu, yaşamının en kıymetli hazinesi olan zamanı, bir müsrif kafasıyla, boşu boşuna harcar. Ve sonunda iflas eder. Yani ölür. Peki, ölümün bu kaçınılmaz gelişine karşın insanoğlu, yaşamı süresince, zamanını boşa harcamaktan başka ne yapar dersiniz? Türlü istatistiklere göre, zamanımızın zaten üçte biri uyku ile geçmekte. Geri kalan kısımlarını ise öğrenme, çalışma, yemek yeme ve eğlenceye verdiniz mi, pek de fazla bir şey kalmaz. Aslında, insanın yaşamdaki amacı, kendisinin mutlu olması ve etrafındakileri de mutlu etmedeki katkısıdır. Ama insanoğlu, sanki mutlu olmamak için yaratılmış gibi, yüzü asık, hayattan zevk almayan, bir şeyler öğrenip kendini ve etrafını daha iyi tanımak fırsatını hiç mi hiç kullanmayan bir varlık olarak etrafta, dolaşıp durmaktadır. Geçenlerde, Amerika'da yayımlanan 'Başarılı Yaşlanma' adlı bir kitap, artık insanoğlunun ömrünün devrelerinin değiştiğini müjdelemiş. Bu kitabın yazarı 81 yaşında Dr. Elliott Jaques, hayatı 18-40, 40-62 ve 62-85 diye üçe ayırmış. Dr. Jaques, bu yaşına rağmen, haftada üç kez sporunu yapan, tığ gibi bir delikanlı. İşte size, yaşamına anlam katan ve gününü yaşamasını bilen akıllı biri. BBC'nin ekonomi haberlerinden sorumlu Peter Jay, gazetecilikten büyükelçiliğe kadar el atmadığı meslek olmayan bir kişiliğe sahip. Son yazdığı kitap olan 'İnsanın Zenginliği'nde, ekonomiyi, birinci ve üçüncü adımları daima ileri gitmesine rağmen, ikinci adımın geri veya yanlara gitmesine uygun olan vals'e benzetmiş. Bence, yaşam da öyle değil mi?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||