![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ne istiyoruz Türkiye'nin büyük sorunları var: Demokrasi, insan hakları, enflasyon, gelir dağılımı, iç çatışmanın yaraları, yoksul geniş kitleler, dinin çağdaşlıkla, rejimin dinle bağdaşması vb. Bu sorunları, istikrarsızlıklara, çatışmalara ve yeni acılara yol açmadan çözümlemek gerekiyor. Amaç tüm sorunlarını çözmüş bir toplum değil. Bu zaten imkânsız. Sorun ve çözüm hayatın temel işlevleri. Hep olacaklar. Ama herkesin herkesi kapsayacak şekilde 'biz' diyebildiği bir ortamı yaratmak için asgari müştereklerde çözüm aranabilmeli. Bu özellikle AB üyeliğimiz bakımından önemli. Gerekli şartları yerine getirip üye olduktan sonra, bir çok sorun dediğimiz sorun zaten kendiliğinden çözüm sürecine girecek. İlerde bazı sorunları nasıl abarttığımızı biraz da pişmanlıkla hatırlayacağız. Ortak zeminde buluşabilmek için, inanç ve görüşlerimizi terk etmemiz de gerekmiyor. Toplumlar var oldukça muhafazakâr liberal, sağ sol, dindar seküler ve laik, milliyetçi evrenselci vb her zaman olacak. Dolayısıyla AB üyesi olduktan sonra da siyaset devam edecek. Ama şimdi durup, içinde bulunduğumuz kör ve sağır mücadelenin dozunu düşürmemiz gerek. Bu bizim gibi tarihi travmalarla dolu bir millet için sanıldığından çok daha güç. Bu süreçte mağdur olanın içinden gelen ses, 'Sus da beni dinle. Haklı olan benim' diyor. Ve aramızda, Ferhat Kentel'in dehşet verici tanımıyla travma geçirmemiş olan da yok. İlk travma Batı'ya iki asır yenilen Osmanlı'nın varlığını sürdürebilmek için galip uygarlığa geçmeye başlamasıyla oldu. Din kurumu ve fanatik olsun olmasın mensupları, geriliğin kaynağı olarak, modernitenin kayalarına çarptılar. Sonra Sevr geldi. Düşmanlar ülkeyi parçaladılar, 'bizi' yok etmek istediler. Travma tüm milleti, ama en çok da saldırının yalın muhatabı orduyu vurdu. Muhtelif Kürt grupların muhtelif nedenlerle ayaklanmaları, Cumhuriyet daha bir buçuk yaşındayken başladı. Sonuncusu geçen yıl bitenle birlikte on binlerle ölümlük travmalar oluşturdu. Türk sağının büyük umutlarla atıldığı demokrasi serüveni, 10 yılda başbakanların ve bakanların asıldığı bir travmayla son buldu. Her gecikmiş ulus-devlette olduğu gibi, örnek aldığı uygarlıktan, değiştirmek istediği halktan ve bu arada kendisinden gayrı memnun bir entelijentsia, olmadık ideolojik maceralara girdi ve en travmatik biçimde ezildi. Artık yeni travmalar yaşayacak halimiz yok. Türkiye bugün travmalarını aşamadığından kendisini mağdur ve haklı gören insanlardan ve gruplarından oluşuyor. Travmaların etkisinden çıkılamadığından, kimsenin sorunları rasyonel biçimde görmesine ve çözmeye çalışmasına imkân yok. Bu durumda sorun çözüyoruz diye kolayca yeni travmalar yaratabiliriz. Bilmemiz gereken ilk kural; psikolojik sorunlara sosyal veya siyasi analizlerle cevap verilemeyeceği. Bu yol, kendi gerçeğimizi inkâra yarayan bir savunma mekanizmasından ibaret. İkincisi; travmalı insanın 'müstebit' ile siyasi mücadelesi, tüm hak hukuk söylemine rağmen gerçekte intikamı amaçlar; ama kazanmayı amaçlamaz. Tersine yenilerek geçmiş travmayı tekrar tekrar yaşamaya yönelir (repetition compulsion). Yani 'kahraman' önce kendisi için tehlikedir. Üçüncüsü; her sosyal sistemin kısıtları vardır. Ülkenin bölünmesi veya anti-laik güçlerin hâkim olması konusundaki kısıtlar Cumhuriyet'in doğuş döneminden geliyor. Bunlar 'asker imtiyazlı mevkiini korumak istiyor' diye ucuzca izah edilemez. Temel kısıtları cepheden saldırıyla değiştirmeye kalkışmak bizi kuruluş döneminin, yani Sevr'in ve 31 Mart'ın şartlarına götürür ve sadece yeni travmalara yol açar. Bu nedenle demokrasi, insan hakları, laiklik ve farklılıkların tanınması kuruluş kısıtları içinde geliştirilmek zorundadır. Ve bize benzeyen Fransa'nın nereden nereye geldiğini bilenler için, bu mümkündür. 'Zihniyetini kökten değiştir, adam ol' demek tarihe karşı ıslık çalmaktan farksızdır. Dördüncüsü; karşıdakinin travmasını da anlamak gerekir. Peki kendisi travmalı aydından bunu istemek büyük haksızlık değil mi? Evet. Ama bu işi entelektüel de yapamazsa kim yapabilir?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||