Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
12 Temmuz 2000

Yanlış istasyon

mine.saulnier@free.fr
Yaşamını düşünceye adayan ve düşünenlere ışık tutmaya çalışan Baruch de Spinoza, 'Anlayışın Yeniden Düzenlenmesi' adlı eserinde şöyle der: "İnsanın mutluluğu ya da mutsuzluğu, tek bir etkenden kaynaklanır. Sevgiyle bağlandığımız olgunun niteliğinden. Sevgiyle bağlanmadığımız bir olgudan, nifak doğmaz. Yitirirsek, üzülmeyiz. Bir başkası sahip çıkarsa, kıskanmayız. Tutku ve nefretten arındırılmış bir ilgisizlikle izleriz sevmediğimiz olguyu. Buna karşın, aşkla bağlandığımız ve geçici nitelikteki olgulardaki devinimler bizi derinden etkiler." Ve Spinoza, bu saptamadan yola çıkarak sevgiyle inanıp bağlandığımız gerçeğin mutlak ve ölümsüz nitelikte bir ideal olması gerektiğini anlatır uzun uzun. "Çünkü" der, çoğu insanın sevgiyle bağlandığı üç olgu, "Varsıllık, tensel zevkler ve iktidar; mutlak ideale varmak için birer araç değil de, amaç olarak görüldükleri zaman kişiye zarar verir." Spinoza'ya göre; eğer varsıllık, tensel zevkler ve iktidar 'araç' olarak kalırlarsa, ölçüleri kaçırılmaz, tam tersine asıl amaca varmakta çok yararlıdırlar. Sizin anlayacağınız, Spinoza 'bir lokma, bir hırka' savunucusu bir filozof değildir. Tam tersine, insanın varsıllaşmasını, sefa sürmesini, iktidar olma savaşını destekler; ancak bütün bu olguların iyi bir idealin hizmetindeki araçlar gibi algılanmasını ister. Canınızı sıkıyorsam, bağışlayın. Biraz felsefi oluyor bugünkü yazım. Ama siz okurlarımın, okullardan felsefe derslerini kaldıran zihniyeti paylaşmadığınızı hayal ediyor ve inanıyorum. Türkiye gibi tüm taşların her gün yerinden oynadığı bir ülkede, felsefi düşünceye çok ihtiyaç var. Ve tüm insanlar, yer ayaklarının altından kaydığı zaman, biraz havalanıp, olaylara yukarıdan bakmaya çalışmalıdırlar.
Spinoza, söz ettiği mutlak idealden, her insanın tüm insanlığa yapabileceği, en azından yakın ya da uzak çevresiyle paylaşabileceği, ama evrensel nitelikte değeri olan hizmetleri anlıyor. Özetle, iyiliği ve topluma yararlılığı. Bu büyük filozofun görüşleri ve düşünceleri, Nice kentini dolaşırken, aklıma geldi. Nedeni çok basit: Fransa'nın bu güzel kıyısı, namuslu ve namussuz, pek çok Türk zengininin üssü artık. İşin en garibi, kimi saygıdeğer sanayicilerimize ve alabildiğine karanlık yeni zenginlerimize aynı yerlerde rastlamak. Yani birileri hak ederek, diğerleri etmeyerek, ama aynı yere gelmişler sonuçta. Oysa bu birileri ve diğerleri, aynı düzeyde olmamalıydılar, gibi geliyor bana. İyi ve kötü güzergâhların, bir noktada çakışması Spinoza'yı haklı çıkarıyor. Araç olması gereken para, güç ve zevk,
amaçlaştığı zaman; iyi ile kötü birbirine karışıyor.
Son zamanlarda, Türkiye'de niçin böyle bir karışıklığın yaşandığına taktım kafayı. Sanırım öncelikle, toplum olarak tarihimizde bir 'aristokrasi' sınıfının yokluğunu çekiyoruz. Osmanlı dönemindeki 'paşalık' sistemi, verilebilir ve geri alınabilir oluşumuyla, aristokrasi değil. Tam tersine, herkesin yoktan var ve vardan yok edilebileceği 'izafiyet' kavramını kafamıza çakmış. Dolayısıyla bugün, kiminin en dipten en yukarıya vurmasını, kimininse en yukarıdan aşağılara kaymasını olağan karşılıyoruz. En önemlisi, son elli yıldır Türkiye'de bileğinin hakkıyla en tepelere tırmanan insanların bile, 'para, güç ve zevk'ten başka bir yüce amaçları yok. Dolayısıyla bir gün geliyor, hiç hak etmeyenlerle aynı araçları paylaşmak zorunda kalıyorlar. Ve hep birlikte, Montaigne'in deyişine örnekler
sunuyoruz her gün: "Sahip olduğumuzu küçümseriz. Yitirdiğimize
pişmanlık duyarız. Sahip olmadığımızı arzularız."


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.