![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Romanda gizlenen Türk milliyetçiliğiHerkül Millas Türk romanında 'Yunanlı' figürünü incelediği çalışmasında bir yandan da 'ulusçuluk' meselesine bakıyor. Kitapta Türk romancıları 'Osmanlıcı', 'ulusçu' ve 'insancıl' olarak üçe ayrılıyor GÖKSEL AYMAZİSTANBUL - Herkül Millas, Yunancadan Türkçeye yaptığı çevirilerin yanı sıra Türk-Yunan ilişkilerine eğilen çalışmalarıyla da tanınıyor. Millas'ın Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'ne sunduğu doktora tezinden hareketle hazırladığı 'Türk Romanı ve 'ÖtekiÕ/Ulusal Kimlikte Yunan İmajı' adlı çalışması, geçtiğimiz aylarda Sabancı Üniversitesi tarafından kitaplaştırıldı. Millas, Türk edebiyatında Yunan imajını ele alırken özellikle ulusçuluk ve kimlik sorunları üzerine eğildiği yapıtında, edebiyatımızın çeşitli dönemlerinde işlenen Yunan/Rum imajını bilimsel bir titizlik ve mühendis kimliğinden gelen sayısal bir disiplinle ele alıyor. Her tezini tablo ve istatistiklerle somut olarak açıkladığı çalışmasında, 'öteki'nin imajı konusunda, Türk ve Yunan edebiyatlarının yaklaşımlarında kimi benzerliklerin varlığına da dikkat çekiyor. Romanlarda çizilen 'öteki'nin tamamen bilinçli bir tasarımın ürünü olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu konuda ilk çalışmamı Yakup Kadri ve Yunanlılar üzerine yapmıştım. Daha sonra benzer bir çalışmayı Halide Edip, Sait Faik ve Ömer Seyfettin üzerinde de yaptım. Genellikle bu ilişkiye yazarların bilinç düzeyinde söylediklerine bakarak yaklaşıyordum. Oysa bu çalışmada sanatçının bilinçaltını da anlamaya, eserlerinde çizdiği kişileri, oluşturduğu imajları deşifre etmeye çalıştım. Çalışmaya başladığınızda düşündüğünüzden farklı bir sonuca ulaştınız mı? Ben bu çalışmaya merakla başladım ve hep sürprizlerle karşılaştım. Bu kitap, bir bakıma 'ulusçuluk' meselesine bakmaktır. Ulusçuluğun nasıl geliştiğini bir başka açıdan gözlemektir. Hem Türk, hem de Yunan milliyetçiliğinin hangi şartlarda ve nasıl dile getirildiğini gördüm. Kitabınızda, yazarları, 'öteki'ne bakış biçimlerine göre, 'Osmanlıcı', 'ulusçu', 'insancıl' gibi bazı sınıflara ayırmışsınız. Sınıflandırmaları, hangi kriterlere göre yaptınız? Çalışmanın temeli bu soruda yatıyor. Türk edebiyatının yaptığı tasniften çok farklı bir tasnif benimki. Ummadığımız yazarlar zorunlu olarak farklı şekilde tasnif edildi. Örneğin, Reşat Nuri Güntekin için milli edebiyatın bir parçası derler, ama bu konuda bir Sait Faik'ten farksız. Ben bu yazarları 'Yunan'a bakışlarına göre değerlendirdim. Ama sonra çalışmanın seyrinde görüldü ki, aynı sınıfa giren yazarların ortak başka yanları da var. Bunlar döneme ait çeşitli simgelerde açığa çıkıyor. Mesela Halikarnas Balıkçısı 'insancıl' yazar grubundandır. Ama eserlerinde Batılıya dönük ciddi bir olumsuzlama da vardır. Buna karşılık, 'Osmanlıcı' olan Ahmed Mithat'ta böyle bir şey yok. Edebiyatta 'öteki' olarak Yunan kimliği kesin bir şekilde 1912'de ortaya çıkıyor. İlk dönemde, örneğin Ömer Seyfettin'de, Hüseyin Rahmi'de Yunanlı düşman, ama ahlaksız değil. 1920'lerdeyse kesin biçimde hem düşman hem de ahlaksız oluyor. O tarihten sonra başka türlü görenler de var, ama Yunan'ın bu şekilde çizilmesi ilk o tarihlere rastlıyor. Türk edebiyatında erkek kahramanlar 'ecnebi' kadınlarla yaşadıkları aşklarda hep 'bedbaht' olurlar. Bu klişe, simge düzeyinde Türk aydınının Batı karşısındaki trajedisi olarak yorumlanır. Evet, incelediğim Türk ve Yunan romanlarında 200 dolayında aşk ilişkisi yaşanıyor. Ve bunlarda istisnasız biçimde kadın hep 'öteki'ye mensuptur. Türk edebiyatında erkek Türk'tür ve Rum kadın ona âşık olur; Yunan edebiyatında da Türk kadın Yunan erkeğine âşık olur. Bu yasa gibidir, hiç değişmez. Özellikle siyaset yapmanın bir aracı olarak görüldüklerinden, kahramanlar da iyi ve kötünün temsilcileri olarak mutlaklaşmış gibidir. Türk romanında 'karakter' değil, 'tip' yaratılmıştır iddiası da buradan besleniyor. 'Yunanlılık' Türk romanında bir 'tip' midir, yoksa 'karakter' çeşitliliği mi arz eder? Siz 'tip' diyorsunuz; 'sterotip' desek daha iyi olur. Türk romanında da Yunan romanında da karşılıklı olarak bu böyle. Yunanlı, romanlarda Türklerle yakın ilişki içinde değil. Buluşma noktaları kamusal alanlardır. Örneğin bir Türk'ün bir Rum evine girmesi çok nadir birşeydir. Tipler çok komik biçimde 'sterotip'tir; ya çok milliyetçidir, ya da gayet insancıl yaklaşılmıştır. Yunan edebiyatında genelde bir 'ortada durum' hâkimdir. Bunun, kitabım açısından önemli bir nedeni var: Türkiye'de kimlik arayışı halen sürmektedir. Yunanistan'da o kimlik sorunu -tırnak içinde- halledildikten sonra roman yazılmıştır.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||