Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
13 Temmuz 2000

Siesta kültürümüz bile yok

hdevrim@hurriyet.com.tr
Sıcak sebebiyle, bugün ve yarın -ve takip eden cumartesi-pazar olmak üzere dört gün- kamu kuruluşları tatil. Sağlık Bakanı Osman Durmuş hakkında beslenen duyguların bu yüzden daha bir semirmesi ihtimali kuvvetlidir. Hava sıcaklığının 41¡'ye çıktığını, Gümüşhane-Şırnak'ta incelemeler yaparken o fark etmiş de derhal Ankara'yı uyarmış. Hüsamettin Özkan davranmış, hükûmet toplanmış, hemen karar alınıp ilgililere tebliğ edilmiş.
Değil başa gelenler, muhtemel afetler konusunda bile Cumhuriyet hükûmetimizin kazanmış bulunduğu ivme hızıyla gurur duysak yeridir.
Hızlı refleksi aslında Osman Durmuş'a borçluyuz. Ne var ki Durmuş, nerede durmak gerektiğini gene tutturamamış. Bir genelge hazırlatarak 81 ilimize tebliğ ettirmiş. Valilere durumun vahametini anlattıktan sonra, kamu kurumlarında çalışma saatlerini buna göre ayarlayın, demiş.
Sözün kısası, devlet daireleri saat 11.00-16.00 arası kapalı kalsın, mesai o saatten sonra devam etsin, deniyor.
Yaz öğlelerinde yapılan tatile meğer siesta denirmiş. Herhangi bir tatil de değil, bu aslında bir kültür meselesiymiş ve özellikle Akdeniz dünyasının siesta kültürü pek meşhurmuş (Ömer Madra öyle diyor; Yeni Binyıl, 12 temmuz).
Siz hiç bütünüyle olumlu bir hükûmet tasarrufuna rastladınız mı? Bunun da sakat yanları var. Nitekim İhsan Yılmaz uzmanlara danışmış. "Otobüsler tıklım tıklım. İnsanlar öğle vakti sıcaktan yollarda ölebilir" (Prof. Yıldız Tümerdem); "Kartal-Topkapı arasında yol üç saat sürer, öğle tatilinde gidip gelsinler mi istiyorsunuz?" (DİSK Genel Sekreteri Murat Tokmak); "11.00'de işi bitmeyen vatandaş bir imza için 16.00'ya kadar beş saat beklesin mi? (İst. Ticaret Odası Başkanı Mehmet Yıldırım) diye itirazlarını söylemişler (Milliyet, 12 temmuz).
Küçük illerde, ilçelerde olabilir; ama büyük kentlerde olacak iş değil, diyenler çoğunlukta. Umarım, İstanbul, Ankara, İzmir gibi kentler, Durmuş'un aklına uyup da acele bir karar almazlar. (Hani Gaston la gaffe diye bir kahramanı vardı, Spriou dergisinin, hatırlar mısınız? Osman Durmuş bana nedense hep o meşhur Gaston'u hatırlatıyor.)

Uyarı
Fuat Uğur Dostum,
pazar günkü yazıyla ilgili uyarınızda, sanırım "...gösterilen ilgi entelektüel değil, duygusaldır. Bu anlamdaki sevgilinin halkla ilişkisi başkadır; aydının öğrencisiyle, okuruyla, dinleyicisiyle, seyircisiyle olan alışverişine hiç benzemez" ifadesi dikkate alınmamış. Mistinguett ile Sartre'ı aynı yazıda anışımın sebebi, bu farkı belirtme gayretkeşliğiydi. Başaramamışım.
Bu arada, cenazelerde alkışlı gösteri uygulamasının, 12 Eylül ertesi rahmetli Ruhi Su'nun cenazesinde başladığını mektubunuzdan öğrenmiş oldum. Kim veya kimler başlattı diye merak eder dururdum.
İkisi için de teşekkürler.

Kibar savcının hali başka!
Yargıtay Başsavcısı, Fazilet Partisi hakkında konuşurken "malum olanın ispatı gerekmez" diye gereksiz bir ifade kullanmış. Taha Akyol bir yazısında bunun altını çizmişti. Başsavcı yazılı açıklama göndermiş; bunda da fuzulî laf etmeden duramamış: "Her fırsatta beni eleştiriyorsunuz" diyor.

   - Fırsat vermeyin!
Ama Vural Savaş, "Hâkimler kararlarıyla konuşur" düsturuna pek itibar etmeyen hukukçulardandır.
Siz şimdi, bakın Taha Akyol'un şu dediğine:
"Yargıtay Başsavcısı Sayın Vural Savaş, yazılı bir açıklama gönderdi. Sayın Başsavcı'ya gösterdiği ilgi ve açıklamasındaki kibar üslup için teşekkür ediyorum" (Mill., 12 temmuz).

   - Anlayamadım! Başsavcı'nın onu eleştiren bir gazeteciye kabaca cevap vermesi gibi bir usul, bir imkân, bir gelenek mi var ki, Taha Akyol bu yetkisini kullanmayan nazik Başsavcı'ya şükranını ifade etmek ihtiyacını duymuş? Yoksa mutaden kabalık ederken, bu defa nezaket sınırları içinde kalmayı başarabilmiş diye, takdirini mi söylüyor?

Alışmış
Kadirbilir okurum Levent Tuna'nın uyarısına teşekkür ederim.

   - 1990 ağustosunda Türk tarım ve hayvancılık dünyasına indirilen darbeyle ilgili olarak kimse tek satır yazmadı, dediniz. Böylece Sadullah Usumi'ye haksızlık etmiş olmadınız mı, diyor. Ben aynı hatayı daha önce de işledim, o zaman da özür diledim sanırım. Belki başka yazan da olmuştur. Benimki böyle bazen ağız (veya kalem) alışkanlığı eseri oluyor. Hoş görün!

Dil Yâresi
Haber spikeri Burgazadası'ndan Sait Faik'ten söz ediyor (NTV, 10 temmuz sabahı).
Tekrarlanan bir hatayı o da işliyor. Ben de tekrar edeyim:

   - Sait'in 'a'sı kısa, ama Faik'in 'a'sı uzun söylenir. Sait Faik Abasıyanık adında beş tane 'a' var; bunlardan dördü kısa, biri (Faik'in 'a'sı) uzundur.
Bunu, yanlış söylenişine her rastladığımda yazmaya karar verdim. Doğru, yanlışın altında kalmasın diye... Ve Sait'e duyduğum saygı sebebiyle.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.