![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Cep telefonu baz istasyonları Türkiye'de, özellikle son aylarda kentlerin meskûn yerlerinde mantar gibi biten cep telefonu baz istasyonlarının insan sağlığı ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri, başta Radikal gazetesi olmak üzere, kamuoyunda ciddi bir tartışma konusu olmaya başladı. Konunun, hem Türkiye'nin uluslararası konumu ve ilişkileri, hem de Türkiye iç düzeni bakımından üzerinde durmayı gerektirecek birçok yanı var. Kısa bir süre önce, kamuoyundaki ciddi eleştiriler ve şikâyetler üzerine, Çevre Bakanlığı'nın ve Sağlık Bakanlığı'nın yayımladıkları genelgelerde konunun insan sağlığı ve çevre üzerindeki olumsuz etkileri reddedilmeyip, bu hassasiyeti teyit eder bir tutum ortaya konuldu. Ama uygulama, hâlâ bunun uzağındadır. Sağlık Bakanlığı'nın, bakan imzalı, 29 Mayıs 2000 tarihli ve 2000/56 sayılı genelgesinde şu saptamalarda bulunuluyor: "Amerikan Ulusal Çevre Sağlığı Bilimleri Enstitüsü (US National Institute of Environmental Health Sciences) tarafından yapılan ve 1998'de tamamlanan araştırma projesinde, iyonlaştırmayan radyasyonun (ki baz istasyonların yaydığı radyasyon bu niteliktedirT.T.) ELF (Extremely Low Frequency, 0-300 Hz) bölgesi Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından 3( ile sınıflanmıştır. 3( insanlar üzerinde karsinojenik olabilecekler ile ilgili sınıftır (possibly carsinogenic to humans)." Bakanlığın genelgesi şöyle devam ediyor: "Bugüne kadar yapılan bilimsel araştırmalar elektromanyetik alan ve dalgaların biyolojik etkileri olduğunu göstermiştir. Araştırmalar devam etmektedir. Bu etkiler arasında çeşitli faktörlere bağlı olarak insan sağlığına zararlı etkiler de bulunmaktadır. Bu alanlarla sebep oldukları belirtilen çok sayıdaki kronik hastalık veya sağlık sorunu için bütün araştırmacıların üzerinde anlaştığı çok açık neden-sonuç ilişkileri gösterilememekle birlikte, ortaya konan sağlık etkileri ve buna bağlı olarak getirilen maruziyet sınırlamaları dikkate alındığında, bu etkilerin bütün araştırmacılar tarafından kabul edilmesi ve kesinleşmesine kadar, kanıtlanmış sağlık risklerinin varlığı, maruziyet alanlarının çoğalması ve uzun vadedeki olası etkileri göz önünde bulundurulduğunda, toplum bireylerinin ve özellikle risk gruplarının önlenebilir tüm etkilerden korunması için iyonlaştırıcı olmayan radyasyon-elektromanyetik kirlilik ile ilgili tedbirlerin bir an önce alınması gerekliliği bulunmaktadır." Ve valilikler şu yönde bir göreve çağrılıyor: "Valiliğinizce, yukarıda bahsedilen hususlar ile etkiler ve risklerin dikkate alınarak, ilgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği ve koordinasyon içerisinde, İyonlaştrıcı Olmayan Radyasyon-Elektromanyetik Kirlilik ile ilgili gerekli her türlü tedbirin alınması, etkiler, riskler ve tedbirler hakkında kamuoyunun ve ilgililerin bilgilendirilmesi ve gerekli uyarılarda bulunulması...". Çevre Bakanlığı'nın, bakan imzalı, 11 Mayıs 2000 ve 2000/11 sayılı genelgesinde ise şu saptamalar yer alıyor: "Bu genelgede belirtilen çevrede maruz kalınabilecek maksimum değerler üzerinde elektrik alan şiddetine maruz kalınmasının insan sağlığı açısından zararlı olduğu bilim çevrelerince kabul edilmektedir." Genelgede belirtildiğine göre, bu nedenle bu istasyonlar, çalıştığı sürece sınır değerlere uyması bakımından sürekli olarak denetlenmelidir. Genelgede, baz istasyonların kamu binaları, okul, hastane, kreş, kışla ve park gibi yapı ve alanlarda kurulmaması da açıkça vurgulanıyor. Bu konunun en rahatsız edici tarafı, yürütme ve idarenin bizzat kendi idari işlemleriyle de teyit edilen, insanlar üzerinde olası veya mevcut hayati bir tehlikeye rağmen ve idarenin o anlı şanlı 'saydamlığı' ya da 'hesap verebilirliği' gibi hukuk devleti ilkelerinin parlatılmasına rağmen ve bu konularla ilgili kanun tasarılarının da Başbakanlığın Veb sayfalarında dolaşmasına rağmen uygulamadaki pervasızlıktır. Meraklısı için hatırlatmakta yarar var: Maalesef, bu tutum da Kopenhag ölçütlerinin siyasi olanlarına ilişkin bir umursamazlık anlamına gelir. İnsanın sorası geliyor, Türkiye'nin, Boğazlar'daki petrol tankeri trafiğinden duyduğu başlıca kaygı, insan sağlığı ve çevre üzerindeki olası büyük tehlike argümanı değil miydi? Acaba, kim kimi aldatıyor dersiniz?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||