![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
YÖK'e bir son görev 12 Eylül 1980 günü ABD Cumhurbaşkanı'nı telefonla arayan yardımcısı "Senin oğlanların darbe yaptı" der.Darbeciler Türkiye'yi susturmakla işe başladı. Partiler, sendikalar, dernekler kapatıldı. Üniversiteye ise kilit vurup herkesi evlerine yollayacak halleri yoktu. YÖK'ü kurup, başına İhsan Doğramacı'yı koydular. Birkaç yüz kişi üniversiteden hemen atıldı. Bin küsuru da istifa etti. Üniversite de sustu. Hocalar öyle gerekiyor diye sakalını kesti, eteğini uzattı. Öğrencilerinin yaka paça hapse götürülmesini görmezlikten, meslektaşlarının işkenceden geçirilmesini duymazlıktan geldiler. Öylesine bir emir gelmediği halde kütüphanelerdeki 'zararlı' kitaplar bir köşeye ayrıldı. Ders kitaplarını küvetlerde yakanlar, ne olur ne olmaz belki beni profesör yapmazlar diye kimi bilimsel çalışmalarını gizleyenler oldu. Merkezi Cenevre'deki World University Service raporlarına göre her türlü özerklik ve özgürlüğünü yitiren ve eğitimin kalitesi düşen üniversite askeri diktatörlüğün yandaşı bir kuruma dönüştü. Hocalar birer kapıkulu oldu. Zamanla durumları o kadar gülünç ve utanç verici bir raddeye geldi ki YÖK doçent ve profesörlerin görev tanımını genişleterek aynı trafik memurları gibi onların da raporlarının muteber sayılacağını ilan etti. Üniversitenin YÖK'le elbirliğiyle yürüttüğü sistem artık tepki getirmeyecek kadar benimsenmişti. Bugün de üniversiteden YÖK'ün esas varlığına karşı bir ses çıkmıyor. Bir zamanlar askerin Meclis'ten alıp hapse attığı sözde demokrat politikacılar yıllar sonra aynı askerin anayasasıyla nasıl cumhurbaşkanlığı, başbakanlık yaparak iktidarlarını sürdürebildiyse, günümüzde YÖK'ün neferi olarak rektör, dekan ya da bölüm başkanlarının da onlardan pek bir farkı yok. İyi ya da kötü ne yapıyorlarsa Türkiye'deki totaliter sistemle geçinip ona uymasını becerebildiklerinden, alışa alışa çifte standartlarla iş görmeyi benimsediklerinden ve bu düzenden çıkar sağladıkları için yapıyorlar. Askeri rejim altındaki bir Türkiye'de kurulduğundan beri egemen güçler YÖK'e üniversite gençliğini baskı altında tutan totaliter ideolojinin bir teminatı olarak bakıyorlar. Başka ciddi bir fonksiyonu olmayan bu tepeden inmeci kurum bugün hâlâ ayaktaysa üniversiteye rağmen değil tersine üniversite kabullendiği için var. Türkiye'nin demokratikleşmesinde bir engel YÖK'se onun arkasında da yıllardır sessiz kalıp bugün rüzgârın hangi yönden estiğini kestirmeye çalışan 12 Eylül'ün yıllanmış üniversiteli kadro ve yöneticilerinin olduğu, bu kurumun yeniden özerklik ve özgürlüğüne kavuşması gerektiğine inananlar tarafından unutulmamalı. Türkiye'de üniversite olduğunu söyleyenler birkaç istisna dışında kendi kendilerini ve öğrencilerini aldatıyor. Bütün mücadele bir gün olabilir diye. YÖK'ün Türkiye'nin talihsiz bir döneminin kalıntısı olarak tarihe karışmadan yapabileceği tek bir şey var. İhsan Doğramacı'nın bir çocuk kitabının aslında Benjamin Spock'un kitabının çevirisi niteliğinde olduğu yıllar önce basında da konu olmuş ama bu iddia aydınlığa kavuşmamıştı. Belki de YÖK'ün son vazifesi kendini lağvetmeden önce kurucusu ve ilk başkanının bilimsel hırsızlık yapıp yapmadığını araştırmak olmalı.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||