Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Temmuz 2000

İçimde, pazar günü olmayacak şeyler yazdım gibi bir his var

hdevrim@hurriyet.com.tr
İnternet'ten anlamam demek, bu yeni icattan hiç faydalanmam anlamına gelmesin. Cybersciences kaynaklı şu yazının mesela... başlığı dikkatimi çekti: "Toplu zekânın bireysel aptallık eseri olduğu haller de vardır", diyordu.
Toplu aptallık ile bireylerin zekâsı arasında ne gibi bir etkileşim olduğunu merak ederim. Bu konuya girince de aklıma hep, millet ile bireyleri bir arada ele alıp, tek bir kişiymişçesine nitelikler yakıştırarak tarif etmekten hoşlananlar gelir.

   - Hınıslı hınzır olur, diye kestirip atan bir emekli albayla tartışmamızı hatırlıyorum. Komutanların bir özelliği de insan sarrafı olmaktır ya, bu rahmetli dostum emrindeki erleri doğup büyüdüğü şehre göre sınıflandırmayı pek severdi.
André Siegfried'in, Türkçe'ye de çevrilen kitabının adı yanılmıyorsam Milletlerin Ruhu'ydu. Coğrafyacı, iktisatçı, sosyolog olarak da tanınan bu Fransız düşünürü, aynı zamanda ünlü bir gazeteciydi; savaş ertesi yıllarda Le Figaro gazetesinin başyazarı.
Kitabında o da milletleri, tanıdığı bireylerden söz edercesine, basite indirgeyerek -ama elbette bizim Albaydan çok daha ustaca- anlatmayı tercih etmişti. Yaptığı daha çok İngilizi Fransızla, Fransızı Almanla karşılaştırmaktı, ahkâm kesmekti bir anlamda, ama kitabını merakla okumuş, dediklerini aramızda uzun uzun tartışmıştık. Bu arada millet olarak kendimize çeşitli nitelikler -kusurlar ve meziyetler- yakıştırmayı da ihmal etmeden...
O günlerde Almanın gaddarlığı, Yahudinin direnci, İngilizin kurnazlığı, Fransızın lafazanlığı, İtalyanın tabansızlığı türünden, ucuz değerlendirmelerin bini bir paraydı. Savaş şartlarının doğurduğu bir ihtiyaçtı belki de...
Bizde bu üslup doruğuna, sanırım Karagöz adlı haftalık halk gazetesiyle ulaşmıştır. (Cemil Cahit Toydemir'in, 1918-1935; Sedat Simavi'nin, 1935-1946; 1950'den sonra da köye seslenmek üzere CHP'nin yayımladığı, rotatifte basılan, tabloid boyda gazete.)
*   *   *

İnternet'teki yazı farklı bir şeyden söz ediyordu; karınca milletinden...
Birey olarak karınca pek aptal bir hayvandır. Ama topluluk halinde çok etkili olur, onları hedeflerine götürecek en kestirme yolu hemen bulur, kendilerinden on kere büyük nesneleri kolaylıkla taşır. Bu, topluluğun ortak zekâsıdır.
California'da biyoloji uzmanı ve telekomünikasyon mühendisi Eric Bonabeau, gelişmiş telekomünikasyon sistemlerine, karıncaların stratejisini uyguluyor. Nature dergisindeki makalesinde anlattığına göre, karıncalar geçtikleri yerde feromon adlı kimyasal bir maddeyle iz bırakıyor. Diğerleri de içgüdüsel olarak bu izi sürüyor.
Besin kaynağına giden en kısa yolu bulan karınca, ortak yuva ile o yer arasında gidip-gelişini sıklaştırıyor. Bıraktığı feromon miktarı arttıkça, aynı izi diğer karıncalar da sürmeye başlıyor ve yol, kısa sürede feromon döşeli bir otoyol halini alıyor.
Bu sırada bazı karıncalar başka yol seçenekleri aramaya devam ediyor; ki anayol tıkanırsa, kafileler vakit kaybetmeden diğer yollara geçebilsin.
Araştırmacının telekomünikasyon şebekelerine uyguladığı da işte bu strateji. Zira bu şebekeler de olağanüstü günlerde, tıpkı anayollar gibi tıkanabiliyor. Ve potansiyel güçler harekete geçerek, yol seçenekleri aramaya devam ediyor. Böyle bazı programlar İsviçre'de, kamyon şoförlerine kestirme ve boş yolları göstermek üzere kullanılmaya başlamış bile.
Karıncalar, çok iri bir şeyleri güç birliğiyle bir yerden bir yere taşırken, ev eşyası taşıyan insanlar gibi aralarında bir iletişim kurulmuyor. Bunlar yol boyu, taşınan eşyayı kolluyor. Bir yerde denge bozuluyorsa, içgüdüsel olarak hemen oraya yardıma koşuyor.
Şimdi bu strateji, aralarında iletişim ağı gerekmeksizin, robotların, kutulanmış ürünleri elden ele geçirip istiflemelerinde başarıyla uygulanmaktadır.
Stratejilerini anlamak üzere karıncaların gözlemlenmesi kolay iş değil. Mesela 200 karıncalık bir grubu incelemek başlı başına bir hadise. Her birinin davranışlarını ayrı ayrı gözlemlemek için, karıncaları karbon gazıyla tek tek bayıltmak, sonra her birine ayrı bir işaret koymak gerekiyor. Bu amaçla tek kıldan oluşan boya fırçaları kullanılıyor.
*   *   *

Karıncadan öğrenilenle insanı anlamak! Bireysel ve toplumsal zekâ kavramları üzerinde, durup bir kere daha düşünmek!
Bilgiçlik taslamaktan geri kalmıyoruz. Bir kere daha sormak ihtiyacını duydum:

   - Neyi niçin yaptığımızın farkında mıyız? Pek övündüğümüz teknoloji, bilimler, medeniyetler... Bütün bunlar, karıncalara benzer bir yanımızın eseri olmasın. Bireysel budalalığımızın...

Dil Yâresi
Kaçtır yazacağım; okurlarımdan Tevfik Çağlar'ın uyarısını bekliyormuşum demek ki... Candan Erçetin'in "Elbette" adlı şarkısında, okumayı yeni öğrenmiş çocuklar gibi "...coşacağım, ...uçacağım, ...duracağım" kelimelerini, gelecek zaman kipinden intikam almak istercesine abartarak söylemesinden ben de rahatsızım. Yoksa, Fransızca'da olduğu gibi, dizeleri ağdalaştırarak tamamlama modası mı çıkarmaya niyetleniyor?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.