Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Temmuz 2000

Hatırlatma

mine.saulnier@free.fr
Kollarını ve bacaklarını uçarmış gibi açıp, yatağa atarken gövdesini, "Oh be, dünya varmış!" diye düşündü adam. Sırtüstü döndü. Gözlerini hazla kapatıp gülümsedi. Ellerini iki yana açıp, ayak parmaklarını oynattı. Sonunda yalnızdı! Kaç yıldır yalnız uyumadığını hesaplamaya çalıştı, öylesine uzun zaman geçmişti ki, başaramadı. Hep O'nunla değil, tabii. Hep aynı yatakta da değil. Ama karada ve denizde, gündüz ve gece, her girdiği yatakta mutlaka bir kadın vardı. Kimi kez seviştiği, kimi kez sarıldığı, kimi kez dokunmamaya çalıştığı, ama hep yatağını paylaşmak zorunda kaldığı biri. Sağ ya da sol yanında bir duvar, bir sınır, bir engel yatardı kendisiyle birlikte. İçinden, "Bir daha asla..." ile başlayan bir yemin yükseliyordu ki, "Hop, hooop..." diye seslendi libido mantığı: "Ağır ol, dün bir bugün iki... Ne de olsa sol kolunda, profesyonel deformasyon var! Bir başın ağırlığı altında uyuşmayı er geç özler..." Ama artık her gece, her gece paylaşmamaya kararlıydı yatağını, bak bu kesindi.
Kendini bildi bileli, yatağın bir yarısında ve nöbetteydi.
Erkeklik nöbetinde, kendisine en uzun süre eşlik eden O olmuştu. Birbirlerini çok sevmişlerdi. Çok mutlu olmuşlardı. Ama çok da sıkılmışlardı. Önce O'nun sıkılmadığını sanıyordu. "Bitti!" diyemeden önce epeyce bir kıvrandı. Oysa çok kolay olmuştu. Şaşıracak kadar kolay. Hiçbir şey söylememişti kadın. Ne bir serzeniş, ne bir hıçkırık. Adam, daha rahatsızdı. "Ayrılalım!" dedikten sonra kendisi çıkıp gitmişti önce. Ertesi sabah geri döndüğünde, kadının varlığından iz kalmamıştı evde. Makyaj malzemelerini, iç çamaşırlarını, terliklerini, yedek evinde neyi varsa, her şeyini toparlayıp götürmüştü.
Gözlerini tavana dikip: "Yokluk güzeldir," diye söylendi adam. Sonra, "Hayır, hayır... Boşluk güzeldir!" diye düzeltti. Yokluk ya da boşluk, mutluydu. İçinde küçücük bir pişmanlık, bir özlem belirtisi aradı, bulamadı. Ama arayacağı yeri bilmiyordu. Yatakta doğrulup yastığını kabartmaya kalkınca, üstünde bir ruj lekesi gördü. Yastığın alt yüzü, özel olarak rujlanmış bir çift dudak tarafından öpülmüştü. İşte o zaman hafifçe cız etti yüreği. Yine de rahat uyudu.
Sabah sersemi üstüne geçirdiği bornozun cebinde küçük, yumuşak bir şey buldu. El kadar, pembe, dantelli bir külot. Bu kez içi cız etmedi, şaşırdı. Çay yapmak üzere mutfağa girdiğinde, saydam sürahinin içinde bir yüzük, kendisini bekliyordu. 'Beşinci yıl halkası...' diye anımsadı. Buzdolabını açıp tereyağını çıkarırken, neredeyse küçük dilini yutacaktı. Peynirlerin ve yoğurtların arasında, tavşan tüyü pomponlu bir terlik duruyordu. Telaşla öteki teki aramaya başladı adam. Mutfaktaki tüm dolapları gözden geçirdi, bulamadı. Köşe bucak evi aramaya başladı. Artık anlamıştı. Her delikten, ona ait bir eşya çıkıyordu. Koltuk yastığının altından gecelik, sigara kutusundan ruj, Çin vazosundan diş fırçası... Ter içinde kalmıştı. Gönülsüz bir hazine avcısı gibi bulduğu ganimetleri, masanın üstüne topladı. Korku dolu bir önseziyle kitaplığa saldırdı. Yanılmamıştı: Rasgele çektiği kitabın ilk sayfasına: SS yazılmıştı. Bir zamanlar paylaştıkları ortak dilde, 'seni seviyorum'un kısaltılmışı. İkinci kitap da benzeri bir mesaj taşıyordu. Üçüncü ve dördüncü de.
Adam, duvarları boydan boya kaplayan binlerce kitaba baktı umutsuzlukla. Evet, yatağını, kitaplarını ve yaşamını ister istemez, uzun bir süre başka bir kadınla paylaşamayacaktı. Kendisi korkmasa, gelen korkardı SS'in yerine geçmeye.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.