![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Cumhurbaşkanı bilinçlendirilmeli Parlamenter sistemlerin geçerli olduğu ülkelerde cumhurbaşkanlığı simgesel bir makamdır. Burada oturan kişinin etliye sütlüye fazla karışmayıp 'devleti temsil etmesi' beklenir. Türkiye'nin pratiğinde devlet sürekli demokrasiyi ihlal ederek var olduğu için, somut düzeyde başkan da bu durumları geçiştirecek lakırdıları bulup söyleyebilmelidir. Buradaki ikili yapının sonucu olarak da, gerekli anlarda hükümete karşı devletin sözcüsü olması gerekir. Şimdiki cumhurbaşkanı bu ideallere tam uymuyor (çünkü ne olsa zaman değişiyor ve mekanizmalar da 'ideal'lere tam uygun çalışmıyor). İlk olarak, evrensel demokrasinin ilkelerine, bunların bizde niçin olamayacağı açıklamaları kadar önem veren bir kişi cumhurbaşkanı oldu. Dolayısıyla birilerine çok radikal geliyor. Bugün Türkiye'de 'demokrasi' dendikçe karbondioksit yutmuş gibi olan çevreler, savunmayı resmen faşizan noktalarda tutmaktan yanalar. Bu nedenle, aslında bir hayli ılımlı, birçok bakımdan muhafazakâr bir demokrat olan Sezer, hele şu YÖK olayı gibi sorunlar çıkarmakla, anarşi destekçisi gibi davranmış oluyor. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olmasa 'entel-liboş' diyecekler de, henüz tam dilleri varmıyor. Ama bunun yolu bulunur: "Sayın Cumhurbaşkanı'm, böyle sözleri ancak entel-liboş vatan hainleri söyler; size hiç yakışmıyor" türünden peşrevlerle işe başlarsınız. Adam mesleği gereği hukukla, demokrasiyle fazla ilgilenmek zorunda kalmış (hani, 'mesleki deformasyon' diye bir kavram var ya, işte ondan); dolayısıyla, şimdi geldiği yerin gereklerini tam anlamadan 'demokrasi' filan diye bellediğini söyleyip duruyor. Bu gidiş tehlikeli. Sorumlular hemen bir brifinge alsalar, Hanya'yı Konya'yı anlatsalar, işler sarpa sarmadan. Demirel'in demokrasi için bir fırsat çıktığı zaman ilk iş o fırsatı tıkadığını yazdığımda, 'ağır iftira'ya uğramış bir kişi psikolojisiyle (şüphesiz içtendi o duygusunda) bir 'cevap' göndermişti. İşte, demek istediğim: hayata demokrasiyi öncelikle içeren bir açıdan bakan biri, şu YÖK olayında gördüğümüz gibi, demokrasi açısından sorunlu olan şeye, başka hiçbir iş yapmasa, parmağını uzatıp, "Bakın, burada sorun var," diyor (Demirel anlayışına göreyse cumhurbaşkanlığı yapmakta başarı, bunları kimsenin haber almamasını sağlamaya bağlı). Belli ki YÖK, içinde yer aldığı (ve aynı batından doğduğu) bütün kurumlar gibi, içgüdüsel olarak, savaşı cepheden kabullenmek niyetinde. Savaşacak güç kendinde olmadığına göre, kendisine hayat veren yapıyı yardıma çağıracak. Gerekçeli kararında "6 adayı 3'e indirirken Anayasa ve YÖK Yasası'nın 4. ve 5. maddeleri (Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığı düzenleyen madde) ile kamu kurum ve kuruluşlarıyla uyum içinde çalışacak iyi yöneticilik vasıflarına sahip adaylar" yönünde oy kullanıldığını açıklamış. Doğrusu, söz konusu 'hukuk' metinleriyle bağdaşmadığı söylenemez. Eğer Türkiye bu küçük deliği biraz daha yırtıp öbür taraftaki gün ışığına biraz daha yaklaşabilirse, ne ala!
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||