Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Temmuz 2000

Yol

talkan@media.ankara.edu.tr
Otobüste yanımda oturan yaşlıca adamla ortak dostlarımız olduğunu keşfettik. Sohbetimiz derinleşti. Benim baba tarafından Anamurlu olduğumu öğrenince, "Ben eski Anamur Kaymakamı'yım" dedi. "Anamur - Mersin yolunu ben yaptırdım. Anamur'a atamam çıktığında Gülnar'a kadar otobüsle gidebildim. Gülnar'dan öteye yol yoktu, at sırtında Anamur'a vardım ve bir yol yaptırmaya ahdettim. Çok uğraştım, ama sonunda yaptırdım."
O yolu çok iyi bilirim. Çocukluğumda o yoldan Anamur'a gidip gelirdim. İncecik bir toprak yoldu. Haftada iki kez kalkan posta otobüsü ile gidilirdi. Otobüsün her tarafından içeriye toz girerdi. Benzin kokusuyla karışmış toz o kadar mide bulandırıcı olurdu ki, yolcuların hemen hepsini otobüs tutar, toz ve benzin kokusuna bir de etrafı saran yoğun bir kusmuk kokusu karışırdı.
Otobüs yol boyunca en az dört-beş kez bozulurdu. Yolcular bu bozulmayı zaten bekledikleri için kimse kızmazdı. Kadınlar hazır olan azıklarını yolun bir köşesine serer, sohbet ederek piknik gibi bir şey yaparlardı. Çocuklar denize girer, büyükler de bozulmuş motorun veya patlamış tekerin başında toplanıp tamiri yapanlara akıl verirlerdi. Bozulan her neyse, bazen telle veya iple bağlanarak yola devam edildiği de olurdu.
Şimdi dört beş saatte alınan yol, o zaman tam iki günde gidilirdi. Sabah Mersin'den kalkılır, akşam Silifke'ye varılırdı. (Bu yol, şimdi bir saatte alınıyor.) Silifke'de hanlarda yatılır, ertesi gün erkenden kalkılır ve gece yarısı Anamur'a varılırdı.
Yolun en belalı kısmı, ünlü 'Sarıyar'dı. Bir tarafı uçurum ve deniz, öte yanı dağ olan bu incecik şeritte en büyük sıkıntı, ikinci bir otobüsle veya kamyonla karşılaşmaktı. Sürücülerden birinin geri geri gidip, elverişli bir noktada durması gerekirdi. Geri
giden otobüsteki yolcular haklı bir tedirginlikle koltuklarında doğrulur, "Gel gel, aman dikkat, sol yap," diye bağrışır dururlardı.
Rahmetli dedemin de yolsuzluktan öldüğü söylenir. O zamanlar Anamur'a en yakın hastane,Adana'dadır.
Dedem hastalanınca yol olmadığı için bir kayığa konup Anamur'dan Adana'ya götürmeye çalışırlar. Kayık, henüz burnu dönmeden dedem ruhunu
teslim etmiş.
Cumhuriyet'in Osmanlı'dan devraldığı Türkiye böyle bir yerdi.
Yol yok, eğitim yok, iletişim yok, üretim yok, enerji yok... Her şeyin kısıtlı, geri ve niteliksiz olduğu bir ülke. Osmanlı'nın o sınırdan bu sınıra koşup cihangirik yapacağım diye ihmal ettiği Anadolu'yu imar etmek, adam etmek, Cumhuriyet yönetimine düşen bir sorumluluk oldu. Cumhuriyet, kaymakamıyla, öğretmeniyle, subayıyla, işçisi ve işadamıyla, köylüsü ve kentlisiyle bu ülkeyi sıfırdan aldı
ve (şimdi bir veri olarak kabul ettiğimiz) bu noktaya getirdi.
Şu anda elbette çok sıkıntılarımız, çözmemiz gereken çok sorunumuz
var. Fakat, Cumhuriyet'in ilk yıllarıyla karşılaştıracak olursak, şimdiki sorunlar çocuk oyuncağı gibi kalmıyor mu?
Atatürk dönemini demokratik olmadığı için eleştirenler (ki bu insanların çoğu nedense Abdülhamid'in otoriter yönetimini pek haklı ve
yerinde bulurlar), o yıllarda ülkeyi kendileri yönetiyor olsalardı, çok isteseler de demokratik bir yönetim getirebilirler miydi acaba?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.