Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
23 Temmuz 2000

Ohri izlenimleri

Cenevre'den ayağının tozuyla Makedonya'nın Ohri şehrine giden bir gazetecinin izlenimleri hayli karmaşık. Öncelikle, Kıbrıs meselesinde başrolü yıllardır kimseye kaptırmayan ve kaptırmaya da niyetli görünmeyen Rauf Denktaş ile Glafkos Klerides arasında Cenevre'deki dolaylı müzakerelerden sonra, Ohri'de İsmail Cem-Yorgos Papandreu görüşmesini izlemişse, önce mutlaka derin bir oh çekiyor. Kaybetmek üzere olduğu umudunu yeniden kazanıyor.
Pembe alabalıkları ile ünlü Ohri Gölü'nün kıyısında Tito döneminden kalan Metropol Oteli'nin terasında bir köşeye çekilerek yarım saat rahatça sohbet eden iki dışişleri bakanını 15 metre mesafeden izleyen gazeteci, neler konuştuklarını duyamamanın ızdırabını çekiyor. Yanı başında duruyorlar, belli ki her şeyi konuşuyorlar ve o duyamıyor. Yüz ifadelerinden bir şeyler çıkarmaya çalışıyor garip.
Ohri'de kolay kolay göremediği kadar güzel kadınlara rastlıyor sonra. Küçük bez parçaları ile örtülmüş genç ve zalim bedenlere. Yanlarında yürüyen çirkin ve soğuk erkeklerle uyumsuz yaratıklara.
Bunun dışında Balkanlar'ın ızdıraplarından nasibini alıyor gazeteci. Sözgelimi, Yunanistan - Makedonya sınırındaki Mecitlia geçiş kapısında kendisine "Sen geç, kameraman geçsin, araba geçsin, kamera burada kalacak" deniyor. Neden diye sorduğunda Slav dilinde yazılmış bir kağıt gösteriliyor. Türkiye'nin Üsküp Büyükelçiliği'nin yardımı ile bu 'sorun' geçiştirilirken, bir kamyon şoförü hudut kapısındaki külübede bekleyen polis memuruna bir paket sigara bırakıp geçiyor.
Ohri sınırdan bir buçuk saat mesafede. Ulaşmak için tanrının ivedi yardımlarına ihtiyaç var. Göle varıldığında manzara gerçekten muhteşem. Yeşil ile su yan yana.
Ama neye yarar.. Kapısında beş yıldız yazan ve hesabı öderken iki tek kişilik oda fiyatının, çift kişilik bir oda fiyatıyla aynı olduğunu öğrenen gazeteci, filtreden geçirilmemiş filtreli kahve içmeye de, 'in' diye geçinen mekânlarda ucuz ama çok kötü yemekler yemeye de katlanıyor. Banka bulamıyor, dolar bozdururken karşısındakinin insafına sığınıyor. Makedonya'nın en 'turistik' şehrinde zevksiz vitrinleri seyrediyor. Fakirlik, çaresizlik buram buram kokuyor.
Yapabilecekleri en namuslu işin hangisi olabileceği konusunda derin görüş ayrılığı bulunmadığını sandığı karanlık yüzlerin kullandığı Jaguar'lar, Porsche'ler geçiyor bir ara yanından. Daha 10 yıllık bir devlet ama söylemekle de devlet olunmaz. Makedonya'nın yolu daha çok uzun ve yokuş diye düşünüyor.

Pahalı giyiniyor
Marifetleri ile ünlü medyatik ve gerici Atina Başpiskoposu Hristodulos'u belki Armani ya da Versace giydirmiyor ama gardırobu moda sihirbazlarının etiketlerine tepeden bakacak kadar pahalı kıyafetlerle dolu.
Başpiskoposun ne giyeceği, nereye gideceğine, hangi etkinliğe katılacağına bağlı. Günlük rutin çalışmalarında giydiği siyah cüppenin maliyeti 200 milyon lira. Bir yerde konuşma yapacaksa, cüppe yine siyah ama kumaşı ipek. Fatura 600 milyon liraya çıkıyor. Cüppe eğer altın iplikle işlenmişse o zaman birkaç milyarı buluyor. Paskalya ve Noel gibi büyük bayramlarda ise giydiği kıyafet, tacı, değneği ve boynundaki haçı gibi aksesuarlarla birlikte tam 17 milyar lira. Hristodulos'un gardırobunda böyle pahalı tam beş kat kıyafeti var.
Kilise fakirin, fukaranın, ezilmişin yanında olduğunu söyleye dursun, Hristodulos, bu ilginç haute coutoure dünyasında en pahalı ne varsa onu giyiyor onu takıyor.
Başpiskopusun görüşlerine, hareketlerine katılmıyorum ama pahalı zevklerine bir diyeceğim yok. Çünkü, Hazreti İsa'nın bile dönemine göre pek öyle de ucuz giyindiği söylenemez.

Yanlış yaptılar mutlaka
Sıcaklar bunaltıyor zaten bir de rakkamlarla kafamızı bozuyorlar. Şu Eurostat denilen AB'nin istatistik teşkilatından maaş alan adamların işi gücü yok mu? Ne lüzum var yani AB'nin asil ya da aday ülkelerinin kalkınma hızını, gayri safi milli hasılasını filan ölçmeye? Hani coğrafi konum, stratejik önem yetmiyor mu?
Neyse adamların çıkardığı sonuçlara bir bakalım.
Öncelikle AB ülkelerinde satın alma gücü ortalama 21 bin puanmış. Listede sonuncuyu kestirmek için fazla düşünmeye gerek yok. Tabii ki Yunanistan. Yunanlıların satın alma gücü 14 bin puan.
Aday ülkelerde puan ortalaması 7 bin 200'e düşüyor. Yani, aday ülkelerin ortalaması asil üyelerin ortalamasının sadece üçte biri. Burada listenin ilk sırasında 17 bin puanla Kıbrıs Rum Kesimi geliyor son sırada ise 5 bin 900 puanla Türkiye.
Aday 13 ülke arasında 1999 içinde gayri safi milli hasıla esas alınarak hazırlanan listede de durum pek farklı değil. Gayri safi milli hasıla Güney Kıbrıs'ta yüzde 4.5 artmış, Türkiye'de yüzde 5 gerilemiş.
İnanmıyorum işte. Mutlaka bir yanlış yapıldı. Hesabı bir kere daha toplasınlar.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.