![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
İş saatleri Geçen gün Fransa'daki sol iktidar üstüne yazarken, iş saatlerini kısaltacaklarını vaat ettiklerini, ama henüz arkasının gelmediğini söylemiştim. Bundan ötürü suçlamamak gerektiğini de eklemiştim.Meğer yanılıyormuşum. Fransa'dan bir arkadaşım uyardı ve çalışma saatlerini aşağı çeken yasanın çıktığını söyledi. Ancak, yeni duruma herkesin hazırlık yapması için birkaç yıllık bir süre tanımışlar. Henüz uygulamaya geçilmediği için ben de konuyu şimdilik ertelediklerini düşünmüştüm. Fransız Sosyalist Partisi'nin bu konuya öteki sosyalist partilerden daha fazla önem verdiğini söyledi arkadaşım. Ama böyle önemli konularda genel sosyalizmi bağlayacak ortak programları tartışmak ve oluşturmaktan korkmamalı. Yoksa, o günkü yazıda söylediğim gibi, böyle bir uygulamayı tek ülkeye hapsetmek, başarısızlığa mahkum etmek anlamına da gelebilir. İş saatlerini kısaltmanın öncelikli hedefi, şüphesiz, gitgide yaygınlaşan işsizliğe karşı bir çare üretmek. İkinci ve daha uzun vadeli (aslında bu anlamda 'birinci') hedefi ise işçilerin fiziksel emek sürelerini kısaltarak 'kültürel' denebilir etkinliklerle doldurulacak boş zamanı uzatmak. Buna ben ancak 'olsa ne iyi olur' diyorum ama her şey o 'ise' koşuluna bağlı. O da, çalışma süresinin kısalmasıyla otomatikman düzelecek bir şey hiç değil. İşsizlik bugün bütün dünyanın sorunu haline geldi. 'Sorun' olduğu ölçüde, kapitalizmin dümenini elde tutanlar da çare bulmaya çalışıyor. Her ne kadar, kapitalizmin 'doğru' diye tanımlanan çalışma biçimine halel gelmemesi, onların birinci işiyse de, toplumda mutsuzluk ve gerginlik yaratan böyle bir gelişmeyi de denetim altına almak istiyorlar. Sermaye, hele yeni sermaye bununla ilgili değil, ilgilenmeye hiç niyeti de yok. "Emek - gücü Birmanya'da mı ucuzmuş? İyi, gider işimi orada çözerim. Oradaki ilişkileri ne kadar çarpıttığım filan da beni ilgilendirmez." Ama hükümetler, bürokratlar, teknokratlar için sorun bu kadar basit değil. Bu gibi sorunlara çözüm üretmek konusunda sağın ve solun mantıkları epey farklıdır; biri önce piyasa mekanizmalarına, öbürü müdahale imkânlarına bakar vb. Ama bunlardan önce sanırım şu söylenebilir ki sol genel olarak daha köklü çözüm arar; kalıcı kurumlar yaratmaya çalışır. Sağ (liberalleri kastediyorum) daha pragmatik olma eğilimindedir. Sağ aslında 'iş bitirme'yi bilmez ve sevmez bu durumlarda; 'bitirmiş' görünmeyi sever. Bir süreden beri Amerikan kapitalizmi işsizliğe karşı birtakım çözümler üretmeye çalışıyor. Tam dediğim gibi, aslında çözüm olmayan, ama kâğıt üstünde, istatistiğin yardımıyla, çözüm gibi görünen bir şeyler. Basit: az para getiren çok sayıda geçici iş yaratıyorsunuz. Çok 'hareket', az 'bereket', oradan oraya, üç kuruş artı beş kuruş, koşuyorsunuz. Koşan zaten çok olduğu için, önce yetişirseniz ne âlâ. Sonunda karnınız doymuyor -iş bulsanız bile. Ama oyalanıyorsunuz. Ne olsa, heyecanı var! Dediğim gibi, kâğıt üstünde de şu kadar iş, şu kadar kişi çalışmış, falan filan, birden işsizlik yüzde 5'lere iniyor. Çalışma süresinin kısaltılması, solun ortak bir hedefi olmazsa, emekçilerin genel kabul görmüş bir temel hakkı vb. olmazsa, tek tek ülkelerde sınırlı kalıp eksantrik bir talep haline gelirse, korkarım benzer gelişmelere yardımcı olmakla kalır.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||