Avrupa'nın parasına ne oluyor?Avrupa Para Birliği'nin ortak birimi Euro, uluslararası piyasalara girdiği 1 Ocak 1999'dan beri değer yitiriyor. Türk ihracatçılarının faaliyetlerini de önemli ölçüde sekteye uğratan düşüşün 2001'de tersine dönmesi beklenebilirRIZA TUNA TURAGAY
Avrupa Birliği'ne üye, Maastricht Kriterleri'ni tutturmayı başaran 11 ülkenin oluşturduğu Avrupa Para Birliği'nin ortak para birimi Euro, uluslararası piyasalarla tanıştığı 1 Ocak 1999'dan bu yana önemli ölçüde değer kaybetmiş durumda.
ABD Doları'na rakip olması ve kısa zamanda rezerv para konumunu kazanacağı beklenen Euro'nun hayatının 16 aylık döneminde dolar karşısında yüzde 25 kadar değer yitirmesi Türkiye'yi de olumsuz yönde etkiliyor.
Ülkemiz dış ticaretinin yüzde 43'ünü Euro bölgesi ülkeleri ile yapılan ticaret oluştururken, bölge ülkelerinin milli paraları ile yapılan ticaretin toplam dış ticaretimiz içindeki payı yüzde 37 seviyelerinde. Dış ticaretimizde bu denli ağırlığa sahip olan Euro bölgesi para birimlerinin dolar karşısında hızla değer kaybetmesi, ekonomik program çerçevesinde belirlenen 1 dolar+0.77 Euro'luk kur sepetinin, Euro ayağına karşı TL'nin reel bazda önemli oranda değer kazanmasına yol açıyor. TL'nin değer kazanmasıysa ihraç mallarımızın Avrupa pazarındaki rekabet gücünü doğrudan etkileyerek, ihracatçılarımızın rekabet şansını azaltmakta. Bu nedenle, ihracatçılarımız açısından Euro'nun önümüzdeki aylarda izleyeceği seyir çok önemli.
Peki Euro neden değer kaybediyor? Kimilerine göre dokuz yıldır büyüyen ABD ekonomisinin performansının Euro bölgesi ekonomilerine göre daha iyi durumda olması, doların Euro'ya karşı değer kazanmasının
ana nedeni. Diğer neden olarak da, Avrupa Merkez Bankası'nın performansının uluslararası finansal piyasalarda kredibilite sağlamaktan uzak olduğu iddiası öne sürülüyor. ABD'nin hızlı büyümesi Gerçekten de ABD ekonomisi teknolojik gelişmelerin sağladığı verimlilik artışı ile gelişmekte olan ülkeleri özendirecek oranda büyüyerek, yeni ekonomi kavramını literatüre kazandırmayı başarırken, Euro bölgesi henüz toparlanmaya başlamış durumda. Euro bölgesinde, 2000 yılı büyüme oranının yüzde 3.5 gibi son yılların en yüksek oranına ulaşacağı beklenmekle birlikte, ABD ekonomisinin 2000'in ilk çeyreğinde faiz arttırımlarına rağmen yüzde 5.4'lük bir büyüme oranına ulaşmış olması, iki ekonominin performans farkını açıkça ortaya koymakta.
İşsizlik oranlarının farkı da dikkat çekici: AB ülkelerinde son yılların en düşük seviyesine gerileyerek yüzde 10'un altına, ABD'de ise son 30 yılın en düşük seviyesine, yüzde 3.9'a geriledi. Euro bölgesinde vergi oranlarının yüksekliği, sendikaların gücü, işgücü piyasalarının katılığı ve sosyal devlet kavramının yaygın kullanımı, Euro'nun değerini doğrudan etkileyen faktörler. İşte bu faktörleri dikkate alan Avrupalı firmalar yurtdışı yatırımları tercih ediyor. Sadece 1999'un son çeyreğinde Avrupalı, ABD'de aldıkları şirketlere 54 milyon dolar ödedi. 1999'da Euro bölgesini oluşturan 11 ülkeden gerçekleşen net sermaye çıkışı 56 milyar Euro'ya ulaştı.
FED tarafından 16 Mayıs'ta alınan 0.50 puanlık faiz artırım kararı sonrası, ABD ile Euro ülkeleri arasındaki faiz hakkının daha da açılması, dolara talebi arttıran bir diğer gelişme. Euro'nun değer kaybı başta Almanya olmak üzere ihracata dayalı yapıya sahip Euro bölgesi ülkelerinin ihracatını olumlu yönde etkileyerek, dış ticaret fazlasının artmasına, büyüme hızının yükselmesine ve işsizlik oranının azalmasına yol açarak Euro'nın değer kazanması yönünde baskıya neden oldu; ama sermaye hareketlerinde ters yönde gelişen
eğilimin daha ağır basması, Euro'nun değer kaybetmesi sonucunu doğurmakta.
Euro'nun değer kaybı, beraberinde birtakım avantajları getirmekle birlikte, ortak para birimine olan güveni zedelediği de bir gerçek. Yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Almanların yüzde sekseni, Fransızların ise yüzde 58'i Euro'nun bu denli değer kaybından rahatsız durumdalar. Euro'ya güvenin ortadan kalkması Avrupa Birliği'nin geleceğini bile tehdit edecek bir gelişme. Dolayısıyla, Euro'nun daha fazla değer kaybetmesi, ihracat ve turizm gelirleri açısından olumlu olsa bile politik büyük sıkıntılar içermekte. Euro'nun gerçek değeri 1999'un ikinci çeyreğinden itibaren FED'in kısa vadeli faiz oranını kademeli olarak 1.75 puan artırması ve faiz artırımını sürdüreceği sinyalini vermesi, ABD ekonomisinin er ya da geç yavaşlayacağı ihtimalini güçlendirdi. Bu durumda, büyüme platformuna giren Euro bölgesinin geç kalınmış yapısal reformları yürürlüğe koyması halinde -ki bir anlamda koymak zorunda- her açıdan yatırımcılar için cazip bir seçenek haline geleceğini iddia etmek yanlış olmasa gerek. Sonuçta, Avrupa'ya mal satan ihracatçılarımızın bu yıl Euro nedeniyle yaşadıkları sıkıntıların, 2001 yılında gerek enflasyonun düşmesi, gerekse Euro'nun gerçek değerine ulaşması ile birlikte ortadan kalkacağına inanıyorum.
Rıza Tuna Turagay; TC Washington Büyükelçiliği Ticaret Müşavir Yardımcısı
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|