Onlar hiç uyumadıİlk günlerde yağan yardım yağmuru giderek azalırken, bazıları depremzedelerin yanından hiç ayrılmadı. Acılarına ortak, sorunlarına çözüm oldular. Onlar depremzedelerin kahramanları... TİMUR SOYKAN
KOCAELÜ/ADAPAZARI/DÜZCE - Deprem felaketinin ardından enkazlara farklı din, dil ve ırkta yüzlerce insanın eli uzandı. Devletin yetişemediği yerlerde gönüllüler vardı. Çadırların çivilerinin çakılmasında, yaralıların tedavisinde, yemeklerin pişirilmesinde, yardımların dağıtılmasında, beton yığınların arasından insanların yaşama çekilmesinde gönüllü yürekler yer aldı, deprem sonrası yaşananlar, 'insanlığın ölmediğini' gösterdi.
Aradan bir yıl geçti. İlk günlerdeki yardım yağmuru zamanla azaldı. Ancak kimileri, bir yıldır depremzedelerin yanından hiç ayrılmadı. Evlerini, işlerini, ailelerini, yaşamlarını geride bırakarak onların yanına prefabrik konutlara, çadırlara yerleştiler. Acılarına ortak, sorunlarına çözüm oldular. 70 çocuklu genç kız 21 yaşındaki Ayşegül Gökten, bir yıldır bölgede. Gelen erzakları ve yiyecek dağıtarak, çadır kurarak, hastalananların tedavileri uğraşarak geçen aylar boyunca çadırda yaşamış. "İnsanların asıl şimdi yardıma ihtiyacı var" diyen Gökten, İzmit Yahya Kaptan prefabrik konutlarındaki kreşte çocuklar için animasyon çalışmaları yapıyor. "21 yaşındayım ama 70 çocuğum var" diyen Gökten, Mersin'deki ailesini, arkadaşlarını, kısacası hayatını bırakıp bölgeye geldiğini anlatıyor ve şunları söylüyor: "Ailem bölgeye gitmeme izin vermedi. Ama insanlar ölürken kimse sessiz kalmamalı. Hâlâ burada olduğum için ailemle ilişkilerim kötü ." Louiza Abla Fransız psikolog Louiza Khourta, sekiz aydır İzmit'te çocuklarla birlikte. Dillerini bilmediği çocukların Louiza ablası, onlarla anlaşmak için kelimelere çok gerek olmadığını düşünüyor. Khourta, bir kış gecesi İzmit'e geldiğinde yalnızmış. Daha sonra çadırkentlerde temsilcisi olduğu Dünya Çocukları Derneği'nin ödeneğini kullanarak merkezler kurmuş ve Türk psikologlarla çalışmaya başlamış. Uzun süre bir çadırda kar altında, çamurun içinde yaşadığını anlatıyor. Hatta buzlanan yolda kayarak kolunu kırmış.
Unutmadığı bir anısını şöyle anlatıyor:
"Bir çocuk vardı. Depremden sonra hiç kimse ile konuşmuyordu. Çocuk ile yalnız kaldık. Biraz oynadık sonra benimle konuştu. Ben onu, o da beni anlamadı ama konuştuk. Çocuklar, bana uzun süre Türkçe öğretmeye çalıştı. Tercüman bulunca onlar da ben de kurtulduk."
Depremin ilk günlerinde organize olamayan gönüller, daha sonra Dayanışma Gönüllüleri adı altında bir araya geldi. Çok zor koşullarda, yoktan var ederek bir yıldır, depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılıyorlar. 25 yaşındaki Ahmet Özar, bir dayanışma gönüllüsü. İTÜ İnşaat Mühendisliği Bölümü'nü bitirdikten sonra iş ararken deprem olunca, soluğu İzmit'te almış. Arama-kurtarma çalışmaları
ile başlayan gönüllülüğü halen sürüyor, "Herkes enkazların altından insanların çıkarılmasıyla işin bittiğini düşündü ve gitti. Ben kaldım. Çünkü insanlar, işsiz, evsiz, yeni bir yaşama başlayacak güçleri yok. Onların yanında asıl şimdi olmak zorundayız" diyor. Özar ve arkadaşlarının yeni hedefi, Yeşilova prefabrik konutlarına kadın, gençlik ve çocuk merkezlerini içeren bir kompleks açmak. Çimento ve alan düzlemesini yapmaları bir ay almış. Çünkü kapı kapı gezerek yardım istedikleri firmalar, destek vermemiş. Ama kapıları çalmaya devam ediyor, para kabul etmiyor, malzeme istiyorlar. Tatiller bölgede Felsefe öğretmeni Filiz Gökalp, bir yıldır hafta sonlarını ve okulların tatil olduğu dönemleri deprem bölgesinde geçiriyor. Yahya Kaptan prefabrik konutlarındaki Türk Kadınlar Birliği'nin kurduğu kütüphanede çocuklara ve gençlere okuma alışkanlığını aşılıyor, onlarla birlikte tiyatro oyunları sergiliyor, tahta paletlerden sahne yapıyor, kostüm dikiyor. "Deprem, en çok çocukları etkiledi. Çalışmalarımıza katılan çocukların, korkularını, psikolojik sorunlarını aştığını gördük. Bütün bunlar, gönüllülere ne kadar ihtiyaç olduğunu gözler önüne seriyor" diyor.
25 yaşındaki öğrenci Gökhan İzgi de, 18 Ağustos 1999' dan beri bölgede. Okulunun bir yıl uzamasını göze alarak bölgeye gelen İzgi, yemeden, içmeden, uyumadan yaptıkları çalışmaları, diğer dayanışma gönüllüleri ile birlikte sürdürüyor. İzgi, "İnsanlar acılarını yaşarken yeni bir yaşam kurmak zorundalar. İlk günlerde yemeden içmeden çalışıyorduk, ama şimdi yaptıklarımızdan daha kolaydı. O zaman günü kurtarıyorduk. Şimdi insanların geleceğini kurmaya çalışıyoruz" diye konuşuyor. 'Normal neydi?' Depremden önce Ankara'da bir halkla ilişkiler şirketinde çalışan Özgür Özel, depremin hemen ardından gittiği Adapazarı'nda ilk hafta incir ağacının altında battaniyeler üzerinde yattıklarını, bir ay yıkanmadıkları zamanların olduğunu anlatıyor. 12 Kasım depreminin ardından Düzce'deki çalışmalara da katılan Özel
ve gönüllü arkadaşları Fidanlık prefabrik konutlarındaki Gençlik Merkezi'nde 50 gence bilgisayar kursu veriyor. Üniversiteye hazırlanan öğrencilere, dershane ayarlıyor, burs sağlıyorlar. "Normal yaşamı özlediniz mi? sorusuna "Artık normali hatırlamıyoruz. Hatırlayacak zaman yok zaten" diyor. Yaratıcı drama İstanbul'da bir özel bir firmada pazarlama müdürü olarak çalışan Hüseyin Çağlayan da depremden üç gün sonra bölgeye gelmiş. Gölcük, Yalova ve Düzce'de arama-kurtarma çalışmaları sırasında aşırı yük kaldırmaktan omzundaki kaslar yırtılmış. Bir yıldır depremzedelerin yanında ve onlarla aynı koşullarda yaşayan Çağlayan, çocuklara yaratıcı drama eğitimi veriyor. Yedi aydır Vatikan'ın yardım örgütü Karitas'la çalışıyor. Abalı prefabrik konutlarında 80 çocuk ile gününü geçiren, geceleri diğer sivil toplum örgütlerinde çalışan Çağlayan, yaşlı bir depremzedenin kendisine gelip "Eskiden senin gibi keçi sakallılardan, uzun saçlılardan nefret ederdim. Sizi gördükten sonra insanlığın saçla başla alakasının olmadığını anladım" demesinden çok etkilendiğini söylüyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|