Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Ağustos 2000

Devletli kriz

Bizim gibi basına dışardan gelenler 'hakiki' gazeteci olmadıklarından 'sıcak' güncel olaylar üzerine yazmaktan çekinirler. Benim tereddüdümü artıran bir neden de KHK olayının vahim boyutlara ulaşmasına rağmen, temelde o kadar da önemli olmaması.
Verilen örneklerden memurların disiplin cezalarına ilişkin bazı KHK'ların bugüne kadar zaten çıktığı anlaşılıyor. Kaldı ki Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında sorunun özü üzerinde görüş ayrılığı yok. İhtilaf usulle ilgili. Bu konuda Anayasa'da boşlukların olması ve Anayasa Mahkemesi'nin farklı kararlarının bulunması karışıklığın asıl nedeni.
Hangi tarafın usul önerisinin daha doğru olduğuna karar vermek zor. Kaldı ki bu sorunun çok önemli olduğunu da düşünmüyorum. Konunun esasında mutabık olanların usul sorununu aşmak için birçok yol bulması mümkün olduğuna göre, basınımızın daldığı bu gergin tartışma ortamına girmemek daha doğru olabilir.
Sorun, temelde basit ve orta önemde bir konudan nasıl olup da bir kriz yaratabildiğimizde.
Cumhurbaşkanı'nın yüksek yargıç geçmişindeki görüşleriyle tutarlı olmak ve imzaladığı bir metnin eski arkadaşlarınca iptalini önlemek için KHK'yı uzun bir yazılı hukuki gerekçeyle iadesi ve Hükümet'in de tutumunda ısrarı, usul konusundaki uyuşmazlığı kriz boyutuna çıkarmışa benziyor.
Bir yasama veya hükümet işleminin iadesi başlı başına ciddi bir tavır. İadeye muhatap tarafları üzmesi, hatta infiale sevketmesi mümkün. Ama bu yine de krize yolaçmayabilirdi. Krizin altında, sanki iadenin hukuki gerekçesinin yazılı olması ve basına yansıması yatıyor. Hükümet bu metnin kendisini küçük düşürdüğünü hissetmiş olmalı.
Karşılığında Hükümet'in de basına yansıtılan yazılı gerekçeyle KHK metnini iade sürecine girmesi krizi yoğunlaştırdı.
İlk çıkan ders şu: Görüşülerek halledilmesi gereken bir konuda, ne kadar mükemmel olursa olsun, yazılı metinlerin görüşleri kabul ettirme ihtimali düşük; yanlış anlama ve çatışmaya yolaçma ihtimali yüksek oluyor.
İkinci ders hukukla ilgili: Bırakın usule ilişkin hukuk metinlerindeki belirsizliği, esasa ilişkin konularda açıklık olduğu ahvalde dahi ciddi anlaşmazlıklar çıkabiliyor. Zira hukuk sadece mahkemelerde, o da yargıcın hükme varması için belli bir katiyet sağlarken; siyasette farklı tutumların savunulmasında argüman olarak kullanılıyor.
Nitekim konuya ilişkin hukuki savlar zaten ikna olmamış kimseyi ikna etmedi. Tersine toplumdaki mevcut siyasi bölünmeler aynen devam etti. Herkes kendi siyasi tercihine uygun hukuki savları kullanmaya yöneldi. Bu durumda hukuki savlar farklı siyasi görüşlerin seslerini çoğaltan hoparlör görevi gördü. Bu da krizi artırdı.
Üçüncü ders: Krizi çözmek için kimin haklı kimin haksız olduğu o kadar önemli değil. Kriz bir tarafın diğerinin haklılığını kabullenmesiyle sonuçlanmıyor. Genelde iki tarafın da biraz geri çekilmesiyle sağlanıyor. Ama bizim gibi krize dışardan katılanların, akıl yürüterek çözüm bulması imkânsız denecek kadar zor. İki taraf yan yana geldiğinde
o kadar çok seçenek var ki, hangi tesadüfün onları hangi seçeneğe götüreceğini önceden bilemeyiz. Kaldı ki bu kadar kamuoyu önünde vukubulan bir krizin dahi, kamuoyunun bilmediği, belki de hiç bilemeyeceği yönleri vardır.
Dördüncü ders: Birlikte yaşama zordur. Birbirlerini iyi tanıyanlar bile çatışmadan kaçınamayabilirler. Dayatmayla sağlanan itaat geçici olur. Keyfiliğe varabilen siyasetle, kuralcı bir hukuk disiplininden gelenler, kendilerini birbirlerinin yerine koyabilirlerse, ki bu da kolay değildir, sistem bundan kazançlı çıkabilir.
Bir de Ankara'daki yabancı diplomatların değerlendirmeleri var. Bir kısmının, olayı TSK ile Cumhurbaşkanı'nın mücadelesi şeklinde algıladığı anlaşılıyor. KHK konusu MGK'da kararlaştırılmış olabilir. Ama olayın kriz boyutuna ulaşmasında MGK faktörünün hemen hiçbir etkisi olmadığı açık.
Diplomatlar, böylesine sıradan bir konuyu krize çeviren bir ülkenin, çok daha karmaşık dış politika ihtilaflarını nasıl çözebileceğini düşünseler daha iyi olur.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.