Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Ağustos 2000

Deprem dersleri

ismet.berkan@radikal.com.tr
Depremin ilk günlerini, ilk saatlerini hatırlamaya çalıştığım zaman bir
görüntü gözümün önünden gitmiyor:
Başbakan Bülent Ecevit, Adapazarı'nda TV kameralarına 'Sizin aracılığınızla Ankara'ya sesleniyorum, çünkü telefon bağlantımız yok. Adapazarı'nın ihtiyaçları şunlardır, bir an önce gönderilsin' diyor.
Bu, depremin yarattığı krizi tek bir merkezden çözme alışkanlığından başka türlüsünü bilmeyen devlet cihazının o ilk saatlerde ve günlerde içine düştüğü aczin ifadesiydi. Başbakan, Ankara ile telefonla konuşamıyor, talimat veremiyordu.
Burada kimse hakkında en ufak bir olumsuz imada bile bulunmak istemiyorum, o günlerin en tartışılan ismi Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un bile deprem acısını bir nebze olsun hafifletmek için samimiyetle çalıştığını biliyorum, başka türlüsünü düşünemem bile. Ancak yine de, artık üstünden bir yıl geçtikten sonra o günlerde yaşadıklarımızla sistemimiz (ya da sistemsizliğimiz) üstünde tartışabilmeliyiz, diye düşünüyorum.
Merkezi yönetim, tanımı gereği hantal, dağınık ve koordinasyondan sorumlu birimleri bile koordinasyona muhtaç. Peki merkezi yönetimin yerine koyabileceğimiz yegâne cihaz olan yerel yönetimler daha mı iyi?
O merkezi yönetim değil mi, imar aflarını, gecekondu aflarını çıkaran ve deprem hasarının büyümesine yardımcı olan? Peki o yerel yönetimler değil mi, seçmenlerine fazladan kat çıkma imkânı verip oy kazanan?
Deprem oldu. İnsanlar enkaz altında. Merkezi yönetim felç. Yerel yönetimler de felç. Trafiği kesmek ve düzene koymak için bile eli sopalı eşkıyalara ihtiyaç duyuldu. Yetki kimde belli değil.
Zaman geçiyor, insanlar çığlık çığlığa ölüyor. Vatandaş bakıyor merkezi yönetimden de, yerel yönetimlerden de umut yok, kendi sorununu kendi çözmeye başlıyor. Yardımseverler kendi yardımlarını kendi ulaştırmaya, kendi çadırkentlerini kendileri kurmaya başladılar, aralarında örgütlendiler, koordinasyonu sağladılar, israfın önüne geçtiler, hayli etkili bir sistem oluşturdular. Tümüyle kendiliğinden, tümüyle sivil bir girişimdi bu.
Aradan bir zaman geçip merkezi yönetim nihayet duruma hâkim olmaya başlayınca bu sivil girişimlerden tedirgin oldu. İlk yaptığı iş, hâlâ yardım bekleyen insanlara yardım etmek yerine bu sivil girişimi kendine bağlamak, 'Benden habersiz yardım yapamazsınız, hatta yardımınızı siz bana yapabilirsiniz, ben vatandaşa dağıtırım' demek oldu.
Merkezi yönetim öyle bir şey ki, başka kimsenin fikrine ihtiyacı yok, yardım istemiyor. Her türlü sivil ve kendiliğinden girişimi 'sakıncalı' buluyor. Gerektiğinde 'irtica çadır kent kurdu' ya da 'Bölücüler akşamları halka seminer veriyor' demekten bile çekinmiyor.
Merkezi yönetim öyle kıskanç ki, kendi elindeki bu tekeli öteki merkezi yönetim organlarıyla paylaşmaya da yanaşmıyor. En örgütlü, en disiplinli ve en iyi cihazlanmış kurum olan silahlı kuvvetleri etkin biçimde devreye sokmaya bile izin vermiyor. Deprem sabahı olağanüstü hal ya da sıkıyönetim ilan etse, yaşanan sorunların pek çoğu yaşanmayacakken elindeki gücü kıskançça savunuyor, kimseye devretmeye yanaşmıyor.
Allah göstermesin ama yarın benzer bir felaketle karşılaşsak değişik bir durum mu yaşayacağız?
Bence hayır.
Kısacası şu: 7.4'lük depremden sistemimiz gerçekte hiçbir ders almadı.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.