Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
26 Ağustos 2000

Bir şenliksin Can Baba!

Datça'da buluştuk seninle Can Baba. Can Şenliği'nde doğum gününü kutladık 'Nice nice yıllara' diye. Bir akıl, bir zekâ, bir kültür, bir yürek şenliğiydin sen. Ölümsüz bir şaire de ancak böyle bir doğum günü, böyle bir şenlik yakışırdı zaten
Haber ResmiCelal BAŞLANGIÇ
Yine böyle bir ağustos günüydü. Seninle birlikte yola çıkmıştık İzmir'den. Tam bir yıl geçmiş üzerinden. Datça'ya gidiyorduk; hani şu senin 'kadınların yarımadası'na. Tarihte ilk çıplak kadın yontusu olarak Knidos Afroditi'nin yaratıldığı yarımadaya, yani senin 'Afrodiça'na gidiyorduk.
Çünkü "Beni kuzum Datça'ya gömün" demiştin. Üstüne üstlük öncesinde de bir mavi yolculuk yapmayı istemiştin.
Bu yüzden güle ağlaya düşmüştük yola İzmir'den. Bir mavi yolculuk yapacaktık seninle Bodrum'dan Datça'ya dek. Sessizlik olunca herkesin gözünden yaşlar boşalıyordu. Ama senin şiirlerini duyunca, mesala sen o gök gürültüsü gibi sesinle "Seke seke ben geldim" deyince kahkahalarla gülüyorduk.
Bir garip durumdu anlayacağın.
Bodrum'dan insanlar ellerinde günebakanlar ve önlerinde bir cenaze arabası ile binince feribotta bir şaşkınlık yaşandı. Hele feribotun miçosunu görmeliydin. Herkes içki isteyince küçük dilini yutuyordu az daha. "Cenazeniz var diye tekneye içki almadık" deyip özürler diliyordu. Sonunda kaptanın kendisi için zulaladığı rakıları bitirmiştik yolda.

Ne de çabuk geçmiş bir yıl
İşte yine Datça'dayız. Ama bu kez şenliğe geldik; 'Can Şenliği'ne. Çünkü artık bir şenlik olmuştun Datça'da. "İyi ki doğdun Can Baba" deyip kutlayacaktık yeni yaşını.
Efeler zeybek oynuyordu senin için. Herkes senden bir anı, bir anekdot anlatıyordu. Sonra Cumhuriyet Alanı'na yürüdük. Nedense Datça Kaymakamı senin adına yapılan bir şenliğin açış konuşmasında turizmden, ilçenin sorunlarına dek her şeye değindi de bir kere "Can Yücel" demekten çekindi. Datça'nın CHP'li Belediye Başkanı Erol Karakullukçu siyasi risk almasına karşın sana yakışır bir şenlik olması için tüm gücünü koymuştu ortaya. Şenliğin Genel Sanat Yönetmeni Vecdi Sayar yaptığı güzel programın aksamaması için canla başla çalışıyordu.
Bu sırada bir bildiri dolaşıyordu ortalıkta. Badem Festivali yerine Can Şenliği yapılmasını eleştiriyor, senin Datça'da çok az yaşadığını bu yüzden adına şenlik yapılamayacağını söylüyor ve etkinlikleri protesto etmeye çağırıyordu Datçalıları.
Bildirideki imza 'MHP İlçe Yönetim Kurulu'na aitti. Yani 'değişen' MHP'liler seni doğrudan karşılarına almak yerine 'badem'in
üzerinden sana karşı çıkıyorlardı. Oysa senin şenliğinle birlikte 'badem yarışması' da yapılıyordu. İşin o yanı da tamamdı yani.
O gece Açıkhava Tiyatrosu'nda senin 'Can' şiirlerini okurken görseydin pek beğenirdin mutlaka. Müthiş bir performanstı.
Ertesi gün Palamutbükü'ndeki Nostalji Cafe'deydik. Mansur Balcı, Nevzat Çelik, Ünal Ersözlü, Tuğrul Keskin, Namık Kuyumcu, Ahmet Şimşek senden şiirler okuyordu. İzleyiciler de ibadet eder gibi yere oturmuş dizelerini dinliyorlardı. Cezmi Ersöz, 'Hortum Süleyman'la ilgili bir anısını anlattı senle ilgili:
"Can Baba, Hortum Süleyman'ın Beyoğlu'ndaki transeksüellere saldırmasına, saçlarını kesmesine, hortumla dövmesine çok kızmıştı. Birgün bir toplantı çıkışında bana 'Bir kamera bulalım. İnsanları döverken gizli çekim yapalım. Bir yerde yayınlanır mutlaka' dedi. Sonra araya başka olaylar girdi. Yıllar sonra Can Baba'nın çekilmesini istediği, bana önerdiği görüntüler aynen bir televizyon kanalında çıktı. Keşke görseydi."
Sonra hep beraber Knidos antik kentinin tiyatrosuna gittik. Restorasyon çalışmaları daha bitmemişti. Vecdi Sayar o an yaşadığımız gerçeğin altını çizdi:
"Bu binlerce yıllık tiyatro, antik çağdan bu yana ilk kez bir gösteriye tanık oluyor."
Sonra şiirlerini okuyordu Mümtaz Sevinç, Genco Erkal, Mustafa Yalçın. Binlerce yıllık antik tiyatronun mermerleri üzerinde bir şiir ırmağıyla yıkanıyorduk. Jülide Kural, Tunceli'nde Nazım'ı Partizan şiirini okuduğu güzellikte senin 'Övgü'nü seslendiriyordu: "Komünizm kızılcıktır/Kabza iyi gelir/Ne güzeldir daneleri/Ne güzel reçeli olur/Şurubu da/Yemiştir ama yenilmiş değildir."
Daha sonra Eski Datça Mahallesi'ndeki o güzelim evindeydik. Her köşede sen vardın. Bahçe, salon, hatta yatak odan bile sevenlerinle dolmuştu. Sevgili eşin Güler yalnızca evini değil, yüreğini de açmıştı.
Oradan sevgili dostun, mahallenin muhtarı Orhan Karadağlı'nın kahvesine geçtik. Bu evi o bulmuştu sana. Yine doluydu kahvenin bahçesi. Herkes 'Dostları Can Yücel'i anlatıyor'u dinlemeye gelmişti. Tektaş Ağaoğlu, Vecdi Sayar, Abdullah Nefes, Aydın Çubukçu, Sezai Sarıoğlu senle ilgili yaşanmışlıkları, senin yaşattıklarını anlatıyordu. Sarıoğlu senin için "O ezber bozandı" diyordu "Onunla her karşılaşan insanın ezberi bozulurdu."
Aydın Çubukçu, bir bakan çocuğu olarak emeğin dünyasından yana nasıl da tavır koyduğunu anlatıyordu bir güzel. Ama, 12 Mart döneminde, Adana Cezaevi'nde yatarken Abdullah Nefes'le yaşadığın bir anı var ki tam seni anlatıyor:
"Fazla üzüm gelince şarap yapmaya başladık. Mükemmel olmasa da gayet iyi gidiyor. Ama birgün adli mahkûmlar arasında kavga çıktı. Arkasından da cezaevinde sıkı bir arama yapıldı. Bizim şarap da yakalandı elbet. Asker Can Baba'ya 'Söyle nasıl yaptın şarabı' diye soruyor. Can Baba da üzümleri göstererek 'Ben mi yaptım? Ben sadece oraya koydum, kendi oldu. Siz ona sorun' karşılığını veriyor. Yine de hücre cezası aldık. Orada bile gülüyorduk."
İzleyiciler arasında bulunan Kocaelili makine mühendisi Mahir Dönmez öyle bir öykü anlattı ki iç paralayıcı:
"Can Baba'nın ölüm haberi geldiğinde benim ailem Datça'daydı. Birkaç gün sonra yanlarına gidecektim. Meslek büyüğümüz olan Halit Demirel sürekli içtiğimiz Arcadia şarabından bir şişe kırmızı, bir şişe de beyaz şarap gönderdi, 'Datça'ya gidince bunları Can Baba'nın mezarına göm' diye. Şarap şişelerinin üzerine de sanki içine doğmuş gibi 'Yakında görüşmek üzere' yazmış. Ertesi gün 17 Ağustos depremi oldu. Halit ağabey de oturduğu Kocaeli apartmanının enkazı altında kaldı. Günlerce uğraştık, sağ çıkartamadık. Birkaç gün sonra Datça'ya gelip Can Baba'nın mezarına gömdüm Halit Ağabey'in şaraplarını. Can Baba'nın mezarından da bir avuç toprak alıp Halit Ağabey'in mezarına götürdüm."
Muhtar Orhan'ın kahvesinin duvarında 'Can Yücel Burada' yazıyor. Yağlıboya bir imzan var, imzanın yanında da el yazınla yazdığın bir şiir asılmış camlı çerçeve içersinde: "Pisi pisi otlarının rüzgârda sağdan sola salla nışi/Bizim Muhtar Orhan'ın konuşuşu/Fena
adam değil/Düşe düşe motobisikletten yüzü boksör/Adam muhtar değil bir muhtariyet."
Muhtar Orhan seninle ilgili anılar anlatılırken açmış birasını içiyor:
"90'lı yılların başıydı. Can Baba'yla karşılaştım. Adını hiç duymamıştım. Sakallı bir
adamdı. Yanımdakilere 'Ne iş yapar bu adam' diye sordum, 'Şair' dediler. Tanıştık. Üç akşam içtik. Bana 'Ulan muhtar, ben Datça'yı çok sevdim. Bana buradan bir ev bulur musun' dedi. İki gün içinde bu evi buldum."

'Üç günde Datça'ya dönebildik'
Ancak küçük bir sorun vardı. Evin bedeli olan 32 milyonu bankadan çekmek gerekiyordu. Ama paranın olduğu bankanın değil Datça'da, Muğla'da bile şubesi yok. Aydın'a kadar gittiniz Muhtar Orhan'la:
"Ama ne gitme... İçe içe vardık Aydın'a. Banka müdürü önce alakasız davrandı. Can Baba kimliğini gösterince şöyle bir toparlandı. 'Bir saate kadar paranız hazır' dedi. Elbette bir saatliğine de içecek yer bulduk Aydın'da. Sonra parayı aldık. O zaman büyük para. Can Baba'ya vermiyorum. Sıkı sıkı sarılmışım, 'Bir an önce Datça'ya dönsek' diye düşünüyorum. Ama ne mümkün. Muğla'da durup içe, Marmaris'te durup içe tam üç günde vardık Datça'ya. Neyse ki paraya bir şey olmadı. Datça'ya kadar eksiksiz getirdik. Parayı verip evi aldık. Ben sekiz yıl Can Baba
ile beraber yaşadım. Çok hisse kaptım kendisinden. Rahmetli ölmeseydi daha çok hisse kapacaktım."
Sözünün burasında duruyor Muhtar Orhan "Çok pişmanım" diyor, "Bir sözü kalbimde kaldı."
Muhtar Orhan'a ölmeden önce "Benim cenazemi kadınlar taşısın" demişsin. Söyleyememiş Muhtar Orhan. Bir yıl kalbinde taşıdığı sözünü nihayet bu yıl söyleyebilmiş Güler Abla'ya. O da "Orhan keşke söyleseydin" demiş. İşte bu yüzden iki kat artmış Muhtar Orhan'ın pişmanlığı.

Şaire yakışan şenlik
Doğum gününde mezarının başındaydık. Hani "Dediğim gibi beni/Datça'ya gömün.../ Şu denizi gören/Mezarlığın orda" olmak istemiştin ya, işte o aynen olmuş. Denizi görüyorsun yattığın yerden. Heykel traş Mehmet Aksoy tam bir anıtmezar yapmış sana Afyon mermerinden. Beyaza dönük, dumanlı beş ton mermerden yontulmuş mezarın. Tam ortasındaki kanaldan su akıyor. Mezarın baş tarafında da yuvarlak bir beyaz mermer oturtulmuş. Heykel traş Aksoy o yuvarlağa bir cenin figürü işlemiş. Akşam gün batarken tam beyaz mermerin arkasından vuruyor güneş. Daha bir ortaya çıkıyor cenin figürü. Çevresinde de Palamutbükü'nden toplanan deniz taşlarıyla güneş ve günebakanların figürü işlenmiş. Bir de dizen yazılı mezar taşında; "Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi."
Doğum günündü o gün. Sana bir gece önce 'İstanbul Hanımlarıİstanbul Şarkıları' okuyan Sema bu kez "Yapraklara dallara/Yeşillere allara/Nice nice yıllara gülüm/Nice nice yıllara" diye Nâzım ormanından, içe dokunan hüzünlü bir ağıt olarak sesleniyordu.
Gece Knidos Antik Tiyatrosu'ndaydık Edip Akbayram'la birlikte. Datçalılar, bu gece de dinlememişlerdi MHP'lilerin 'protesto edin' çağrısını. Doğum gününde, antik kentte havai-fişekler patlıyordu. Işıl ışıl bir geceydi.
Bir şenliktin sen Can Baba; aklın şenliği, zekânın şenliği, korkusuzluğun şenliği, bilginin şenliği, şiirin şenliği... Biz de her yıl, her zaman, aklımıza her geldiğinde bu şenliği hep yaşayacaktık. Ölümsüz bir şaire de böyle bir doğum günü, böyle bir şenlik yakışırdı zaten.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.