![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Rekabetçi ithalat ekatircioglu@radikal.com.trGeçenlerde otomobil ithalatının sınırlanmasına yönelik bir tartışma oldu. Tartışmanın gerekçesi iç içe geçmiş iki düşünceden kaynaklanmaktaydı. Birincisi, ithalatın artan şiddeti yerli üreticileri bir 'yıkımın' eşiğine getirmişti. İkincisi ise programdan dolayı dış ticaret açığı giderek artmaktaydı. Dolayısıyla bu tartışmayla kamuoyuna sanki şöyle bir mesaj verilmek istenmişti: Programın uygulanış mantığı gereği dış ticaret açığı kontrolden çıkma eğilimine girebilir. Bu nedenle de ithalatı mevcut kurallar ve anlaşmalar çerçevesinde 'tarife dışı engeller'le yavaşlatmanın yolları bulunmalıdır. Bu arada otomobil ithalatı da almış başını gidiyor olduğuna göre belki de ilk uygulama bu sektörde yapılmalı, örneğin gümrük kapısı Van'a, olmadı Fizan'a götürülmeliydi. Böylelikle ithal otolar pahalılaşacağından, hem yerli üreticiler 'yıkım' tehlikesini atlatmış olacaklar, hem de dış açık önlenerek muhtemel bir devalüasyondan kurtulmuş olacaktık. Bu tartışma ne de olsa eskimiş bir tartışma artık. Söylenecek önemli şeyler söylendi ve tartışma da böylece gündemden düştü. En azından otomobil ithalatının dış açık üzerinde etkisinin önemsiz olduğu gerçeği bu tartışmayı, "Ben öylesine söyledim" gibi laflar bile, bence artık kabak tadı veren "Biz değil asıl yan sanayi zor duruma düşecek" gibi sözleri geride bırakarak sönüp gitti. Ama sanırım bu tartışmada gözden kaçan en önemli cümleleri Sanayi Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu söyledi. Bakan, yerli otomobil üreticilerinin aynı zamanda otomobil ithalatı da yaptığını açıklayarak şöyle dedi: "... bence yerli otomobil üreticisinin ürettiği aynı tipteki otomobili ithal etmesine izin verilmemesi lazım (...) Mevcut durumda yerli üretici kazanamadığını ithalatla kazanmaya çalışıyor. Arada rekabet varmış gibi görünüyor ama aslında yok." Sizleri bilmem ama benim hatırıma oldukça sık söylenmiş bir cümle gelip takıldı bu yazılanları okuduğumda. Cümle aşağı yukarı şöyle: "Özel kesim Gümrük Birliği koşullarında iş yapmaktadır. Bu nedenle de kimse malına dilediği fiyatı koyamaz. Eğer koyarsa şıp diye hemencecik ithalat yapılır. Bu nedenle de fiyatları, dolayısıyla da kârları 'donduralım' gibi önerilerin pek bir kıymet-i harbiyesi yoktur." Hatırladığım bu cümle ilk olarak Muharrem Kayhan tarafından, Rahmi Koç'un bir önceki istikrar programının uygulanması sırasında "Karları da donduralım" önerisine karşı söylenmişti. Son olarak bu sefer de Sabancı'nın aynı önerisine karşı Erkut Yücaoğlu ve Ömer Dinçkök tarafından söylendi. Belki tam bu kelimelerle değil ama oldukça yakın kelimelerle. Peki ama yerli üreticiler ürettikleri malın aynı zamanda ithalatçısı durumunda iseler bu pek muhteşem 'Gümrük Birliği'nden gelecek olan ithalat nasıl gelecek de 'şıp!' diye fiyatlarını suni bir şekilde artıran yerli üreticileri disipline edecek? O zaman da yazmıştım şimdi de yazayım. Gümrük Birliği içinde olmak şöyle 'şıp!' diye hiçbir şeyi otomatik olarak düzeltmek imkânı vermez. İthalatın disipline edici etkisi yalnızca ithalatın gümrüksüz yapılıyor olmasına değil, daha birçok koşulun da yerine getirilmesine bağlıdır. Bu koşullardan biri de kuşkusuz Tanrıkulu'nun işaret ettiği 'üreticinin aynı zamanda aynı malın ithalatçısı olmaması' gereğidir. Eğer örneğin bu koşul gerçekleşmemişse, 'Godot'yu bekler gibi çok beklersiniz ama ne gelen olur ne giden. Enflasyonda, devletin olduğu kadar özel kesimin örgütlenme ve alışkanlıklarının da önemli bir rolü vardır. Özel kesimin bu rolü dikkate alınmayıp onlardan yalnızca 'gönüllülük' esasına göre destek beklemek, onların zarar etmelerini beklemek kadar gerçekçi değildir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||