![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Onların kadınları mine.saulnier@free.frİki tür akıl vardır. Soğuk akıl, sıcak akıl. Soğuk aklımızla, soğuk ve bilinçli hesaplar yaparız, içimizdeki ve dışımızdaki dünyanın genelinde arz talep yasasına bağlı eğilimlerini, çıkarlarını tartar, çözer, anlarız. Oysa sıcak aklımızla, bütün bu ilişkileri gönül gözümüzle seyreder, kişisel ahlak anlayışımıza göre değerlendiririz. Örneğin benim soğuk aklım, Türk medyasının birincil gündemini, silikonlu memelerin, geniş dekoltelerin oluşturmasını gayet iyi anlar. Toplum 'edilgen seks' talep etmekte, medya da bu talebe Sevdaları mevdaları, Sibelleri mibelleri, Hülyaları mülyaları arz eylemektedir. Bu alışverişte zaten metanın ta kendisi, silikon milikon, kendini talebe arz edilmek üzere biçimlendirmiştir. Gelin de bu gerçeği, sıcak aklıma anlatın benim. Ciddi geçinen Türk gazetelerinin birinci sayfadan arz ettikleri kalça göğüslere, yıllardır alışamadım, alışamayacağım. Sıcak aklım, asla anlamadı niçin bazı kadınların cinsel özelliklerini talep pazarına sunduklarını. Ve bu tür 'gösterip de vermeyen' edilgen seks arzını, ekmeğini gerçekten cinselliğiyle kazanmak demek olan fahişelikten daha aşağılık bir ticaret saydı hep. Medyanın, hangi göz açlığını doyurmak için onları pazarladığı belliydi. Ancak şarkıcı, türkücü, oyuncu ve sunucular, niçin göğüs ve göbekleriyle edilgen bir fahişelik peşindeydiler? Amaç yalnızca para kazanmak mıydı? Bir yandan kameralara, bir yandan sanata soyunan bu kadınların içinde hiç 'kalıcılık', geçip gittikleri dünyaya bir iz bırakmak merakı yok muydu? Kendi gelecekleri için göğüs göbek pörsüdükten sonra bir köşeye çekilip, göğüs göbek pörsümeden kazandıkları paraları mı yemeyi düşlüyorlardı ancak? 'Kalıcılık' hedefini gütmeyen tüm amaçlar sığ ve mutsuz bir sona mahkûmdurlar. Peki ama, kalıcılık nedir? Yaşadığımız çağda ve en önemli eğitim olan güncel deneylerimize bakarak, şimdi ileri süreceğim fikirleri kuşkusuz biraz saf, hata geri kalmış bulacaksınız. Neylersiniz ki, bazılarının 'budalalık' diye tanımladığı bu fikirlere yaşamımı adadım ben. Tüm dünyamı onlar üzerine kurdum, düşe kalka, onlarla ilerleyecek ya da batacağım. İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özelliğin, geleceğe bir iz bırakmak dürtüsü olduğuna inanıyorum. Bu dürtüye, heves, istek, amaç da diyebilirsiniz. İnsan gibi insanın, yeryüzünde bir misyonu olduğunu düşünen saflardanım. Kalıcılık, işte bu. Üstelik kalıcılık, yalnızca sanat ve düşün dalında üretim verenlerin tekelinde değil. Bir annenin çocuğunu iyi yetiştirmesi ve o çocuğun aynı başarıyı kendi yavrularında devam ettirmesi, bir duvarcı ustasının yüzyıllara dayanıklı bir duvar örmesi, bir mimarın kuşaklar boyu hayranlıkla seyredilecek bir köprü kurması, bir doktorun başarılı tedavisiyle tıp literatürüne geçmesi, bir aşçının yamağına bıraktığı nefis bir yemek tarifidir kalıcılık. Listeyi, yaptığı işte daha iyisini başarmaya çalışan tüm meslek dallarına uzatabilirsiniz. Kalıcılık, ölümden sonra birilerinin sizi sevgi ve saygıyla anmalarına neden olan izdir. Eğer olumlu bir iz bırakmak için çıkarsanız yaşam yoluna, siz kalıcı olamasanız bile, kalıcı olan birileri sizi fark eder ve yine yakalarsınız ölümsüzlüğü. Ölümsüzlük, kalan insanların, gidenleri düşünmesi, yazması, anması demektir.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||