Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
26 Ağustos 2000

Bir 'YÖK hikâyesi'

Yazmak istediğim bir hikâye vardı. Kulağıma çalınalı epey oluyor. İtalyanların 'gerçek olmasa da, olmuş kadar iyi' deyimlerine uygun bir hikâye. Ama bir şeyi oturup gazetede yazacaksanız, 'olmuş kadar iyi' kategorisi yeterli değil. Onun için sağdan soldan sorup soruşturdum, 'sahiden olmuş' olduğunu öğrendim.
Bu bir 'YÖK hikâyesi'. Şimdiye kadar ne zaman YÖK vesilesiyle ağzımı açtımsa -ya da elime kalemi aldımsa- bunu 'olumlu' bir şey söylemek üzere yapmadım. Söylediğim ve yazdığım şeyler doğrudan politikti; böyle bir kurumun üniversite özerkliğiyle, akademik bağımsızlıkla, düşünce özgürlüğüyle bağdaşmadığını ve bağdaşamayacağını anlatıyordum. Bu hikâye 'politik' değil; ama bütün o politik eleştirinin gerekçesini içeriyor.
Bir önceki Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel'in bu makamda süresi dolmak üzere. Yeniden seçilmesi için girişimlerin başladığı, ama sonucun belli olmadığı tarihlerde, Demirel'in YÖK'le bir toplantısı oluyor. Demirel, bunun bir veda görüşmesi de olabileceği düşüncesiyle bir incelik yapıp YÖK üyelerine armağan almış. Herkese birer kravat dağıtılıyor.
Kısa bir süre sonra Demirel'in bir kere daha seçilmeyeceği anlaşılıyor. Bu sefer, YÖK'te gerçekten bir 'veda yemeği' var programda. Rektörler yemek için Ankara'ya gelecekler - Başkan, Kemal Gürüz, herkese talimat veriyor: "Sayın Cumhurbaşkanı'nın armağanı olan kravatlarınızı takarak yemeğe gelin," diye!..
Demirel'in armağan alması 'incelik' dedim. Gerçekten öyle; ama biraz da 'baştan savma' bir yanı var. İnsanlara giyim eşyası armağan ediyorsanız, otuz kırk kişiye aynı malı vermek biraz fazla standart bir davranıştır. Bir işe kimi memur ettinizse, kırk ayrı desen almasını tembihlerseniz, armağanı alan kişi de bireyselliğinin gözetildiğini düşünüp sevinebilir.
Yemek davetine gidecek rektörlerden bazıları bu kravat durumunu saçma buluyor ve başka kravat takıyorlar. Ama Türkiye yurttaşı olarak yeterince deneyimli oldukları için Demirel'in armağanı kravatı da -ne olur, ne olmaz- bavullarına koymayı ihmal etmiyorlar. İyi de ediyorlar, çünkü Kemal Gürüz, ısrar kıyamet, hepsine bu kravatları taktırmayı başarıyor.
Dedim ya, bu 'YÖK hikâyesi'nde politika yok; entrika yok, onun bunun önünü kesmek, hakkını yemek, 'YÖK' denince başından beri dinlemeye alışık olduğumuz olaylar yok. Her şey iyi niyetli: Cumhurbaşkanı'nın kravat alması öyle, birlikte çalışmalarının iyi anısını göstermek üzere rektörlerin o kravatları takması da öyle.
Ama, işte, ortada tuhaf bir şey var. Bu öyle bir tuhaflık ki, aslında bazılarımıza öyle gelir; bazılarımıza hiç de öyle gelmez. Şu hikâyeyi dinleyip niçin anlatıldığına bile akıl erdiremeyecekler, "Ee, ne olmuş? Ne var bunda?" diyecekler de vardır.
Koskoca rektörler ortaokul öğrencileri gibi, çizgili olduğunu tahmin ettiğim kravatlarını takıp yemeğe gidiyor ve
bu durumu yadırgamıyorlarsa, bunu hikâye olarak dinleyenlerin yadırgamasını da bekleyemeyiz. Ama işte 'yükseköğretim' bu.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.