Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
26 Ağustos 2000

McDonalds gibisi yok

Geçenlerde ufak bir haber, cümlemizin kanını dondurdu. Beylikdüzü McDonalds'ın
önünde mendil satmakta olan Küçük Mendilci Kız'ı, müessesenin müdürü
ve bir elemanı, defalarca uyarıp dövdükleri halde müşterileri tacizini engelleyemedikleri gerekçesiyle, buzdolabına atmışlardı. Orda ağlayıp çırpınan Küçük Mendilci Kız, derken soğuk,
yorgunluk ve korkudan uyuyakalmış, amcasının yalvarıp yakarmaları karşısında harekete geçen iki müşteri tarafından, donmak üzre olduğu derin dondurucu ya da buzdolabından kurtarılmıştı.
Hikâye Hans Andersen'in Küçük Kibritçi Kız'ı kadar acıklıydı. Çocukların sokakta çalıştırılmasının en nihayet gündemimize oturduğu günlerde, bu inanılmaz yürek burkucu hikâye, olacak gibi değildi. İş bununla da -tabii nerde yaşıyoruz: Türkiye'de yaşıyoruz- kalmadı. Kızının sokakta, her gün düzenli olarak McDonalds elemanlarınca dövülmesine filan göz yumarak çalışmasına razı olan baba da, haklı olarak sorumlu tutuldu. Baba, böbrek hastasıydı.
Beş parasızdı. Geçen dönemde teşekkür almış Leyla'nın okul masraflarını karşılaması için
çalışması şarttı. Sonra yapılan araştırmalarda
babanın yalnızca Tipik Türk Olma Sendromu'ndan mustarip olduğu, yani 'kendini acındırarak sorumluluktan sıyırtma/ iffetsizce yalan söyleyerek karşısındakini eşek yerine koyma' rahatsızlığından başka hiçbir hastalığının olmadığı, ayrıca bir
marketin üç ortağından biri olduğu ortaya çıktı.
Tamam, bu kısım iyi hoş. Da.
Olan bitenin 'McDonalds felsefesiyle bağdaşmadığını ve kendilerinin olayda hiçbir sorumluluk ve dahlinin olmadığını söyleyen' Türkiye McDonalds yetkililerine, ne demeli?
Birkaç ay önce bir arkadaşım, Taksim McDonalds'tan çocuk menüsü paketi çalıp kaçan
bir sokak çocuğunun nasıl arka bölmelere çekilerek orda gaddarca dövüldüğüne şahit olmuş. Olaya müdahale eden arkadaşım ve birkaç müşteri "Size n'oluyooo ki?" diye kapı dışarı edilmişler. Şimdi insanın McDonalds'ın Türkiye felsefesi, acaba sokak çocuklarını dövüp, çok ileri gidenleri işkenceden geçirmek midir, diye düşünesi geliyor.
Bir Amerikan şirketi olan McDonalds üstüne
dökülen kahve aşırı sıcak olduğu için, yaşlı bir kadına milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkûm
edilmişti. Orda McDonalds yetkilileri çıkıp: "Valla kahvenin bu kadar sıcak olmasıyla bizim hiçbir ilgimiz yok. Bu olay McDonalds felsefesiyle (yaşlı kadınları haşlama) zaten bağdaşmaz," diyemediler.
İşte Türkiye'ye de aynen bu menü gerekiyor: HUKUK. HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ. Kapitalizmin ehlileştirilmiş, tüketicinin haklarına, sağlığına, mutluluğuna saygılı hali.
Çalıştığı şirketlerden kullandığı tavukların artık 322 yerine 464 santimetrekarelik kafeslerde büyütülmesini talep eden 'chickenfriendly' (tavuk dostu) McDonalds, aynı hassasiyeti Türkiye tarzı esasındagerikalmış ülkelerde 'childrenfriendly' (çocuk dostu) bir felsefe benimsemek zorunda kalarak, gösteremez mi?
Bu memlekette, bu dönemeçte, hakikaten hukukçulara çooook iş düşüyor. Şöyle babayiğit,
bu işlerden anlayan, Hollywood filmlerinde
izlediğimiz üzre, belagat ve savunma sanatına
hâkim bir avukat çıkıp da Leyla Alkış adına McDonalds'ı dava edemez mi?
Aynı şekilde, birileri çıkıp tüm o yer istasyonlarını okullarımızın, hastanelerimizin, kreşlerimizin, evlerimizin burnunun dibine dayayan Turkcell ve Telsim'i dava edemez mi?
Geçenlerde Radikal'de yayımlanan bir fotoğrafta,
bir yer (baz) istasyonunun, hayır, bir okulun tepesine değil, ama tüm zararlı yan etkilerini okuldaki çocuklara da yayacak şekilde bir ÖZEL MÜLKİYETİN tepesine yerleştirilmiş olduğunu gördük. Şimdi, mülkünü kiralamış bulunan o şahsa karşı (alan razı satan razı) hiçbir yaptırım gücümüz yok.
Görülen o ki, ihalelerde gelecek dolar miktarlarından ötesini, pek de düşünmek istemeyen Ulaştırma Bakanı'na da tam ulaşmış vaziyette değiliz.
Peki muasır medeniyette olduğu üzre, çılgınca
kâr etmek üzre, yer istasyonlarını oramıza buramıza sokan tüm o devvv şirketlere karşı, tüketiciler
olarak, vatandaşlar olarak, sağlıkları tehlikeye
atılan insanlar ve çocukların ebeveynleri olarak
HİÇ Mİ bir şeyler yapma hakkımız yok?
Hanımlar beyler, bu çağa, bu çağın gereklerine ve gerçeklerine uyanalım. Vahşi kapitalizm öldü! Yerine, tüketici haklarına saygılı, onlardan çok onların sağlığını mutluluğunu düşünen, yani böyle YAPMAK ZORUNDA OLAN yeni bir kapitalizm doğdu. Doğmak zorunda kaldı. İşte burda bize düşen, bu doğumu gerçekleştirmek üzre, ellerimizi gerekirse boka ve kana bulamak. (Doğum esnasındaki 'kan' kast ediliyor.)


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.