Error processing SSI file
22 Eylül 2000

Tutunamayanların peşindeki gölge!

Haluk Çobanoğlu, fotoğraf makinesiyle, metropollerin karmaşık dokusunda kendilerine bir yer edinemeyenlerin izini sürüyor yıllardır. Sanatçının son belgesel fotoğraf projesi ise 'Arabeskin İnsanları'
Haber ResmiGÖKSAN GÖKTAŞ
İSTANBUL - Arabeskin 'pir'i, tutunamayanların 'Orhan Baba'sı ne diyordu bir şarkısında: 'Anladım arkadaş sen de bizdensin / Bizim gibi meçhule gidenlerdensin...' İşte dünyanın en 'serbest' fotoğrafçılarından Haluk Çobanoğlu da yıllardır makinesiyle 'meçhule gidenler'in izini sürüyor. Kentin ve hayatın kıyısındakiler, metropolün görkemli ve karmaşık dokusunda kendine yer edin(e)meyenler objektifine takılıyor Haluk Çobanoğlu'nun...
Dört sene önce Topkapı Surdibi'nde gerçekleştirdiği 'Kuşbazlar' belgeseliyle başlayan 'tutunamayanlar' serüvenini şöyle anlatıyor Çobanoğlu: "Kuşbazlar belgeselinde İslami inanışa göre kutsal bir motif olan güvercin yetiştirme merakının bir hobi olarak kentin karmaşık, insanı ezen, yalnızlaştıran sosyo-ekonomik yapısı içinde nasıl 'hayali' bir özgürlük simgesine dönüşebildiği görsel olarak anlatılmıştı."
Haluk Çobanoğlu adından asıl söz ettiren çalışma ise 1997-98 yıllarında, 'dünya metropollerinin ilham kaynağı' olan New York'ta gerçekleştirdiği 'Yeraltında Bir Dünya Şehri: New York Metrosu.' Çobanoğlu'nun bir sene boyunca, kimi zaman metroda sabahlayarak yaptığı çalışma kendi tabiriyle Amerikan rüyasını sorguluyordu: "Bir zamanlar göçmenlerin ilk durağı ve Amerikan rüyasının başladığı yerdir New York. Bu belgesel çalışma, bu mahşeri kentte tutunamayan ve kaybedenlerin ya da var olan sosyo-ekonomik yapının acımasızca dışarı itttiği insanların sığınağı olan bu mekânda, onların var olma öykülerini anlatır."

Kent sosyolojisine katkı
Çobanoğlu'nun son çalışması 'Arabeskin İnsanları' ise daha önce yaptığı iki çalışmanın devamı niteliğinde. 17 Ağustos depreminden önce başladığı ve bugünlerde devam ettirdiği çalışmasıy-la 'kent sosyolojisine görsel bir katkı' sağlamayı amaçlayan Ha- luk Çobanoğlu şöyle diyor:
"Bugüne kadar yaptığım belgesel fotoğraf projelerinde kentin tutunamayan, kenara itilmiş, yoksul, kimliğini arayan, bazen sessizce varlığını haykıran ancak duyulmayan insanlar üzerine yoğunlaştım. Üç çalışmada da kent yaşamını belgelemeyi amaçladım. Her üç fotoğraf belgeseline konu olan insanlar; her ne kadar marjinal, kenarda, unutulmuş ya da öyle yaşamayı seçmiş görünseler de kent yaşamının ayrılmaz parçaları. Kentte yaşayan 'ötekiler'in dünyası ile etkileşimleri hiç bitmez. Söz konusu insanlar, sürdürdükleri yaşam ile toplumun ruhunu, var olan sosyo-ekonomik yapıyı, tüketim toplumunun acımasızlığını en iyi anlatabilen şahitlerdir."
Peki Çobanoğlu için arabesk sözcüğü ne ifade ediyor?
"Bir müzik türünden öte arabesk kaos ve düzensizlik olarak karşımıza çıkan bir yaşam tarzını simgeliyor. Arabesk kent kültürünün bir parçası. Ancak arabeski tek başına varoşların müziği
olarak nitelemek, kentin diğer kesimlerini de etkisi altına alan bu beğeni türünün gücünü yadsımak olur. Modernleşme arttıkça arabeskleşme doğru oranda artıyor. Kısaca analiz etme çabasına girdiğim, karmaşık bir sosyolojik olguyu konu alan 'Arabeskin İnsanları' fotoğraf belgeseli üzerinde yaklaşık iki yıldır çalışıyorum. 17 Ağustos depremi ve sonrası bir süre kesintiye uğrasa da önümüzdeki dönemde, bu projeye daha çok zaman ayırabileceğim. Bugüne değin çeşitli konser ve günlük hayatın içinden karelerden oluşan 'Arabeskin İnsanları' belgesel çalışması daha geniş bir alana yayılacak ve sürecek."

Error processing SSI file