Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
25 Eylül 2000

Prag, baharına yeniden kavuşurken

400 insanın servetinin 1.5 milyarınkine eşit olduğunu, 180 canlı türünün soyunun tükendiğini, müreffeh ABD'de 3 milyon evsizin sokakta yattığını unutturacaklardı bize. İsyan rüzgârı Seattle'dan Prag'a uzanmasaydı...
Haber ResmiMURAT UYURKULAK
Az daha unutuyorduk. 400 insanın servetinin, 1.5 milyar insanınkine eşit olduğunu, kutupların dondurma misali eridiğini, 180 canlı türünün soyunun tükenmeye yüz tuttuğunu, müreffeh ABD'de 3 milyon insanın sokakta yattığını, Afrika'nın açlık ve AIDS'ten 'kıtasal' ölümün eşiğine geldiğini, ülkelerin kaderinin bir gecelik kararlarla değiştirildiğini, milyonlarca çocuğun fahişeliğin pençesinde kıvrandığını neredeyse unutturacaklardı bize.
Doğu Bloku'ndaki bürokratik 'sosyalist' rejimler çökünce öyle 'naralar' attılar ki serbest piyasanın zaferine dair, Stalinizmin öyle korkunç günahları ortaya döküldü ki, pustuk kaldık. 'Dinazor' olduk, 'aptal' olduk, 'ağzımızı açamaz' olduk. Dahası Doğu Bloku 70 yıllık dağıtıcı bir 'yanılsamanın' ardından, yalnız resmi değil, 'gayri resmi' solun üzerine de çöktü. 'Anayurdu' korumak uğruna kendi kapitalistleriyle pazarlık yapmaya alışkın 'resmi' komünist partiler bir bir adını değiştirip sosyal demokrat olurken, Berlin Duvarı'nın enkazında, bizzat ona kazma vuran anarşistler, anti-Stalinist Marksistler, çevreciler, feministler kaldı.

İtibarsız sola Seattle aşısı
1990'lar, radikal solun itibarının iki paralık olduğu bir dönem olarak yaşandı. Öte yanda IMF ve Dünya Bankası'nın hâkimiyetini pekiştiren özelleştirmeler, sosyal hak budamaları ve doğanın tahribi alıp başını gitti. 'Globalleşme, internet, yeni sol, serbest piyasa' kelimelerini duymaktan kusacak hale geldik.
Derken dünya 2000'e, 'görmemişin bin yılı olmuş' türü şenliklerle hazırlanırken, ABD'nin Seattle'ından, 'Kör istedi bir göz' dedirten haberler geldi. Nereden çıktığını başta kimsenin anlamadığı 50 bin 'ipsiz sapsız, baldırı çıplak, terörist, anarşist, komünist, kaba saba köylü' Dünya Ekonomik Forumu'nu felç etti.
Seattle'dan sonra, 'kapitalizmin küreselleşmesine karşı ezilenlerin küresel direnişi' olarak özetlenebilecek eylemler birbirini izledi. Washington'da, Davos'ta, Melbourne'de, dişe diş mücadeleler yaşandı. Yarın Prag'da yaşanacağı gibi...
Seattle, dünyayı kökü eskilere dayanan, yepyeni bir muhalefetle tanıştırdı. Bu, parti bürokratlarının önderlik ettiği, çoğunlukla da uzlaşılan bildik sendikal mücadelelere benzemiyordu. Eylemleri bir renkler karnavalıydı; kimi elinde sopa, banka camlarını indiriyor, kimi bir yetkilinin yüzüne pastayı yapıştırıveriyordu. Polisle çatır çatır kavga ediyorlar, en ufak bir uzlaşma belirtisi de göstermiyorlardı. Ara sıra güçlü lobiler örgütleseler de, genelde dağınık, zayıf ve Soğuk Savaş'ın hay huyu içinde sesi kaybolmuş alternatif muhaliflerdi onlar.
Solun Stalinist veçhesine düşman, hiyerarşiye karşı, aşağıdan sosyalizmi savunan, çevreye, kadın ve eşcinsel haklarına sahip çıkan, politik jargonunda anarşist, Marksist ve hatta dinsel unsurları harmanlayan muhalif bir kimlik oluşmuştu. Küreselleşmenin ve serbest piyasanın 'kutsal' addedildiği bir dönemde, ezilenlerin sesini yükselten işte bu kimlik oldu.
Bu yeni muhalefet üstüne üstlük, teknolojinin olanaklarını sonuna dek kullanıyor, internet üzerinden devasa, kılı kırk yaran örgütlenmeler gerçekleştiriyor ve IMF veya Dünya Bankası hangi kente giderse, oraya on binleri yığmaya muktedir bir görünüm sergiliyordu. Şöyle diyorlardı adeta: Biz de en az sermaye kadar kurnaz, örgütlü ve kararlıyız.
Bir rüzgâr esiyor ki...
Onları küçümseyenler, eleştirenler, yerin dibine geçirenler de eksik olmadı. Onlar Batı'nın canı sıkılan, cüzdanları dolu, haylaz çocuklarıydı. Onları bu denli 'hasisçe' eleştirme noktasında, kendini 'ulusal ve uluslararası dengelere' göre konumlandırmış eski sol geleneklerle, serbest piyasa toz kondurmayan liberallerin birleşmesi bilhassa dikkat çekiciydi. Soldan ve sağdan, aynı şey söyleniyordu aslında: Gençlik heyecanıdır, postmodern sululuklardır, gelir geçer...
Ama Seattle'dan dünyanın dört yanına ferah rüzgârlar gibi esen sermaye karşıtlığı, bildiğini okumayı sürdürdü ve atını son olarak Prag'a sürdü.

Yarın Prag'da savaş var
1968 Prag Baharı'nın, şimdi Çek Cumhuriyeti Devlet Başkanlığı koltuğunda oturan simgesi Vaclav Havel, yorgun gözlerle manzaraya baktı ve 'Sanki iç savaşa hazırlanıyoruz' dedi. Haklı, yarın Prag'da savaş var. 'Kürenin' mutlu azınlığı ile ezilen çoğunluğu, bu nadide şehrin dar sokaklarında kozunu paylaşacak. 25 bin göstericinin karşısında, 11 bin polis, 4 bin asker duracak. Göstericiler önce Barış Meydanı'nda toplanacak ve ardından iki kola ayrılıp IMF ve Dünya Bankası'nın 55. yıllık zirvesine katılmaya gelen heyetlerin Kongre Merkezi'ne ulaşmasını engellemeye çalışacak. Muhtemelen yine gaz bombaları, sopalar, taşlar, coplar konuşacak. Prag'daki toplam 24 Mc Donalds dükkânı, şimdiden camcılara siparişlerini verdiler bile.
Bangladeşli köylülerden, Hollandalı aşçılara, oradan Yunanlı işçilere ve Türkiyeli solculara dek, dünyanın dört bir köşesinden gelen protestocuları karşılayan, Çek merkezli Ekonomik Küreselleşme Karşıtı İnisiyatif (INPEG) adlı şemsiye örgütün hazırlığı ise sağlam. Gelenlere sınırdan, bir koyun çiftliğinde kurulan 10 bin kişilik çadır kente kadar refakat ediliyor. Onlara, eylemde ne giyeceklerinden, polise nasıl karşı koyacaklarına dek, yüzlerce öneri sunuluyor. 'Yeterince su taşı, koşmaya uygun spor ayakkabılar giy, gaz bombalarını geri fırlatmak için kalın eldivenler, güneşten korunmak
için şapka tak' deniyor bu broşürlerde. En dikkat edilen şey, gösterilerin barışçı bir şekilde geçmesini sağlamak. Çünkü, INPEG, polisin bilinçli olarak provokasyonda bulunduğunu ve ortaya çıkan şiddet görüntülerinin küreselleşme karşıtlarının aleyhinde kullanıldığını düşünüyor. Ama sözcüler, şunu eklemeyi de ihmal etmiyor: 'Çok üzerimize gelirlerse kontrol edemeyeceğimiz insanlar olur.'

5 kişilik anarşist çekirdekler
Aslında sözü edilen 'insanlar', farklı bir örgütlenme tarzı benimseyen 'radikal grupçuklar'. Bunlar, birbirini tanıyan ve sayıları 5 ile 20 arasında değişen çekirdekler. Ne yapacaklarını sadece kendileri biliyor ve sopa, taş kullananların da bu grupçuklar olduğu söyleniyor. Daha geniş, 'uzlaşmaz' gruplar da yok değil. Bunlar arasında, Britanya'dan Red Peppers (Kırmızı Biberler), Almanya'dan Projekt Interkonti (Kıtalararası Proje), ABD'den Ruchus Society (Kargaşa Topluluğu) gibi gruplar var. En ünlüleri, bir tek merkezi ve lideri bile bilinmeyen, internet üzerinden 'küresel' örgütlenen, Reclaim the Streets (Sokakları Geri Alalım) grubu.

Dazlaklar da alanda
Yarın Prag'da ilginç manzaralar olacağı kesin. Ama en ilginci, IMF'ye 'Yahudi bankerlerin örgütü' diyen Dazlakların, eyleme katılmak istemesi halinde yaşanacak. INPEG, Dazlaklarla aynı meydanda bulunmayacağını söylese de, kimse ne olup biteceğini kestiremiyor. Kavga da çıkabilir, bir boşluk anından solcularla faşistlerin yan yana slogan attığı tarihi bir fotoğraf da. Prag'ın Seattle'dan farklı yanları da var. Sözgelimi, henüz bilinmeyen nedenlerden Greenpeace katılmıyor. Fransa'da McDonalds'ı yıkıp, küreselleşme karşıtlarının 'Asteriks'i olan Jose Bove de gelmiyor. Çünkü Bove yoksul köylülerle görüşmek üzere Hindistan'a gitti. Seattle'daki bazı sendikalar da, eyleme katılmak yerine IMF ile görüşmeyi tercih etti. Eski komünist partilerin etkin olduğu, 'tanıdık' sendikalar bunlar. Dünya Bankası'ndan da 'ılımlı
açıklamalar' var. Protestoculara 'gelin zirveye katılın, konuşalım görüşelim, kavga etmeyelim' mesajları gönderiyorlar. Kimsenin taktığı yok tabii.

Kadifeden kesesi
Nice baharların kana bulandığı Prag, 'kapitalist restorasyonu' başlatan bir başka bahardan, 1989 Kadife Devrimi'nden beri en büyük gösteriye sahne olacak. Kaderin ne garip bir cilvesidir ki, bir zamanlar, sosyalist yönetim adına, demokrasi isteyen 'kapitalist ajanları tepeleyen' Çek polisi, bu kez 'kapitalistler' adına, yine eşitliğin, kardeşliğin ve özgürlüğün dilini konuşanları coplamaya hazırlanıyor. İnsanlar evden çıkmamaları, yiyecek depolamaları konusunda uyarılıyor. Nedense yarın ne yaşanacağına dair durmaksızın konuşan taraf, protestocular değil, ne gibi polisiye önlemler alındığını tekrarlayıp duran 30 yaşındaki Çek Cumhuriyeti İçişleri Bakanı Stanislav Gross. Sinirli ve gergin; olumsuz bir durum yaşanırsa pek mühim kariyeri tehlikeye düşecek çünkü. Gross, bu uğurda, tüm belgeleri tamam olmasına rağmen, Avrupa'nın her yanından gelen protestocuları sınırdan çevirmeye çalışıyor.

Küreselleşmeye karşı devrim
Yarın Prag'da savaş var. Prag'da copa karşı sopayla savaşacak tarafların haleti ruhiyesini anlamak bakımından, oldukça çarpıcı bir örnek de var: Eski Doğu Bloku'nun Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi nispeten hali vakti yerinde, AB ile üyelik pazarlığına oturan ülkelerinde, önemli bölümü bilişim sektöründen 'voliyi vuran' yirmili yaşlarında milyarderler türedi son yıllarda. Bunlar BMW'lerle gezip, tatillerini Marsilya'da geçiriyorlar. Küreselleşme havarisi liberallerin öve öve bitiremediği genç, dinamik, 'uygar' müteşebbisler onlar. Newsweek dergisi, bunlardan birine Prag eylemiyle ilgili görüşlerini sormuş. Şöyle diyor bu zamane delikanlısı: "Tabii ki gelsinler, seslerini duyursunlar, hatta biraz olay çıkmasının da sakıncası yok. Prag dünyada daha çok tanınır, gündeme oturur, yatırımcıların dikkatini daha fazla çeker böylece. Yapılsın yapılsın."
İşte yarın Prag'da meydanları dolduracak olan 'yabaniler', bu 'düşük, umursamaz, fırsatçı, küresel' ruha karşı devrimin ve insanlığın ruhunu çağıracaklar.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.