![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Ortaçağ anıları mine.saulnier@free.fr"Ürkünç bir kuraklık yılıydı. Castelceras'a komşu köyün ahalisi, başta papazlar olmak üzere 'una rogativa', yani yağmur duasına çıktılar. Aslında gökyüzüne epeyce bulut birikmişti. Yağmur duasına pek gerek yoktu denebilir. Ancak dua yürüyüşü bitmeden bulutlar dağıldı ve kızgın bir güneş göründü yeniden. O zaman, bütün köylerde var olan kötü kullar, yağmur kortejinin başını çeken Bakire Meryem heykelini kaptılar ve Guadalope Nehri'ne attılar. 22 Şubat 1900'de doğduğum benim köyümde ortaçağ, Birinci Dünya Savaşı'na dek sürdü sayılır. Dünyadan kopuk Calanda'da topum durağandı ve sınıflar arasındaki sınırlar kesin çizilmişti. Emekçi halkın senyörlere ve büyük toprak ağalarına saygısı, bağlılığı hiç değişmeyecek gibiydi, eski geleneklere iyice yapışmıştı. Yaşamın güncelliği, kilise çanlarıyla belirleniyordu. Beş bin nüfuslu Calanda'da iki kilise ve yedi papaz vardı. Ölümün varlığını her an duyumsuyorduk. 'Virgen del Carmen' Kilisesi'nde ona çıraklık yapıyor, hem de kilisenin korosunda ilahiler söyleyip, keman çalıyordum. Dinin elle tutulur ağırlıktaki varlığı, köy yaşamımızın her ayrıntısını belirliyordu. Cizvit okulunda aldığım eğitime karşın, varlığımı sıkı sıkı saran dine yönelik ilk kuşkularım, on dört yaşıma doğru uyanmaya başladı. Bu kuşkular, özellikle cehennem gerçeği ve anlaşılmaz bir sahne oluşturan 'Kıyamet Günü'ne ilişkindi. Tüm zamanlardan ve tüm ülkelerden, kadın erkek tüm ölülerin, otaçağdaki mahşer tablolarında tasvir edildiği gibi toprağın bağrından çıkıp dirileceklerine aklım bir türlü yatmıyordu. Saçma ve olanaksız bir şeydi bu. Kendi kendime, milyar kere milyarlarca ceset dirilirse, bunca insan nereye sığdırılır diye soruyordum. Ayrıca eğer insanları cennet ve cehenneme ayıran son yargı kıyamet günü yapılacaksa, insana ölür ölmez verilen ilk ve değişmez ceza ya da ödül kararı ne işe yarıyordu? Günümüzde ne cennet, ne de cehenneme inanan; ahreti, kıyameti ve maşheri kabul etmeyen çok papaz var. Bu papazlar, benim din eğitimim sırasındaki kuşkularımla herhalde pek eğlenirlerdi. Kimi insanoğlu, evreni sonsuz düşlüyor, kimi mekân ve zamanla sınırlı olduğunu ileri sürüyor. Her iki görüş de beni çözümsüz bir sırla karşı karşıya bırakmakta. Bir yandan, sonsuz evren imgesi, anlaşılır gibi değil. Öte yandan, mekân ve zamanla sınırlı, günün birinde yok olacak bir evren düşüncesi beni hem büyüleyen, hem de korkutan bir boşluğa düşürüyor. Sonsuz evrenle, sonu olan evren kavramları arasında gidip geliyor, neye inanacağımı bilmiyorum. İnançsız biri (ve inancın, her şey gibi rastlantıdan doğduğu kanısında) olarak, Tanrı var mı, yok mu çemberinin içinden çıkamıyorum. Çıkamadığım için de girmiyorum. Kişisel uygulama olarak, çok basit bir yol seçtim: inanmak ya da inanmamak aynı kapıya çıkıyor. Tanrı'nın beni her an gördüğüne, sağlığımı, davranışlarımı, isteklerimi ve yanlışlarımı izlediğine inanamıyorum. Sonsuza dek beni cezalandıracağına da inanmıyor, daha doğrusu kabul edemiyorum. Ve bu düşüncemi, 'Tanrı sayesinde tanrısızım' kuralıyla özetledim." Bu satırlar, çağdaş sinemanın en büyük ustalarından Luis Bunuel'in 'Son Nefesim' adlı anılar kitabından alınmıştır. Zaman, yer ve din farklılıklarına karşın, evrensel sorulara verilen kişisel bir yanıt olarak anlamlıdırlar.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||