Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
6 Kasım 2000

Seçimlerin yeşil kilidi

Haber ResmiMURAT UYURKULAK
Beat kuşağının dudak uçuklatan şairi Alan Ginsberg, unutulmaz şiirlerinden 'Uluma'ya, "Ben kuşağımın en iyi beyinlerini delilikle dağılmış gördüm" diye başlıyordu. Doğru, Ginsberg dahil, çoğu iflah olmadı. Yollarda, barlarda, koğuşlarda delirip gittiler. 'Pis moruk' Charles Bukowski de, niye çok içtiğini soranları, "Ya ne yapayım? Görünmez Adam'la mı, yoksa Örümcek Adam'la mı boğuşmamı istersin?" diyerek tersliyordu.
'Uçmak' dışında Amerikan solunun seçenekleri yok değildi elbet. Amerikan kültürünün o pek tanıdık 'günah çıkartma makinesinin' sivri birer dişlisi olabilirdiniz sözgelimi. Kızılderililerin, zencilerin, Vietnamlıların, Şilili solcuların çektiği acıları, bilmeyenlere, unutanlara, utananlara anlatıp milli vicdanın 'gazını alan' tuhaf rahiplere dönüşebilirdiniz. Kim bilir, böylece 20 yıl sonra, sivrisinekler misali ölen Iraklı bebekleri yana yakıla anlatanlardan biri de olurdunuz.
Ya da kendinizi 'hayır işlerine' vakfederdiniz. Tüketici hakları, hayvan hakları, kaybolan yerli kültürleri, çevre sorunları gibi meselelerin peşinde, meydanlarda elinizde çıtaya çakılmış dövizlerle dönenir, mahkeme salonlarında kolunuzun altında dosyalarla koşuştururdunuz. Solcusuna iki seçenek sunuyordu Amerika: "Ya delirerek yitersin, ya da sıkılarak yaşarsın." Bu iki şıkka tamah etmeyenlere de piyangodan 'yarı görünmez, yarı örümcek' adamlar çıkıyordu.

İki donuk, bir parlak
ABD'de yarın başkanlık seçimi var. ABD, her ne kadar çok zengin bir diyar da olsa, dünyanın en mutlu ülkesi değil. Milyonlarca evsiz, aç çocuk, sefil azınlık, öfkeli işçi, sinir krizinin eşiğinde 'anneler' var orada da. Ama 200 yıldır olduğu gibi, bu seçimleri de yine iki partiden birinin adayı kazanacak. Küba lideri Fidel Castro bu iki adayın, Cumhuriyetçi George W. Bush ile Demokrat Al Gore'un ipini çoktan çekti: "ABD'deki seçimler tarihinin en silik, en sarsak, en avanak adayları..." Ve milyonlarca Amerikalının hislerine tercüman oldu: "Clinton'dan sonra hiç çekilmiyorlar..." Clinton'ın gerçekten de 'bir tarzı' vardı.
Castro'nun seçimin üçüncü en güçlü adayı hakkında yorum yapıp yapmadığını bilmiyoruz, ama kendisini tanıyoruz: Yeşil Parti'den Ralph Nader. Gore'un korkulu rüyası. Çünkü aldığı oyların bir kısmını demokratların solundan çekiştiriyor. Gore, kampanyasının son iki haftasını, Nader yüzünden 'duygu sömürüsüne' hasretti: 'Nader'a oy vermeyin, oyları bölmeyin, Bush gelir yoksa' deyip durdu. Gore çok haklıydı. Yeşil Parti'nin oyları da eklendiğinde, 'yağ gibi' kazanılacak bir seçim göz göre göre elden gidiyordu. Gore'un başarılı olup olmadığını yarın göreceğiz. Ama son anketler Gore açısından hiç de iç açıcı değil: Bush, yüzde 45, Gore, yüzde 42, Nader, yüzde 6. Üstelik Kaliforniya, Ohio gibi Demokratların kalesi sayılan kilit eyaletlerde, Nader neredeyse ondalık basamakları tutturuyor. Velhasıl Bush, Nader'ı sevebilir, Gore ise hiç sevmiyor.

'En huysuz tüketici Nader'
Kimdir, nedir bu Nader? Ünlü Time dergisine bakılırsa, 'ABD'nin en huysuz tüketicisi'. Boşuna değil, Harvard Hukuk mezunu Nader, 29 yaşından beri, tüketici haklarını korumak için canla başla uğraşıyor. 1965'te yazdığı, Her Hızda Güvensiz: 'Amerikan Otomobillerinin Tasarımdan Kaynaklı Tehlikeleri' adlı bir kitap sayesinde belki de bugün hepimiz daha güvenli yolculuklar yapıyoruz. General Motors'la mahkemeye düşüp yüklüce bir tazminat almasını sağlayan da aynı kitap. Tazminatı ne yapmış dersiniz? Burada önce kendisini kendisine sormak gerekiyor. Nader'in verdiği yanıt hep aynı: "Tam mesai vatandaş." Nader tazminat parasıyla, sonradan her biri oldukça etkin olacak altı ayrı sivil toplum kuruluşunun temelini atan 'Public Citizen' adlı birliği kuruyor. Ondan sonra içme suyunun sağlıklı olup olmadığından tutun da, ayakkabı tutkalların solunum yoluna zararlarına dek pek çok meseleye takıyor Nader. Yüzlerce dava, bizim deyişimizle, milyonlarca da dua kazanıyor. Bir de bir gün, New York'ta gezerken bir hot dog alıyor, sonra bunun içinde ne olduğunu merak ediyor... Şimdi artık sosislerde, insan sağlığına aykırı olduğu belirlenen, adı hayli karışık bir madde yok.
Nader'ı, liberal ve özgürlükçü demokratlara sorarsanız da şu yanıtı alıyorsunuz: "Hiç evlenmemiş, yalnız biri, acaba...?" Haklılar, çünkü Nader eşcinsel haklarını da kimsenin cesaret edemediği bir açıklıkla savunuyor. Gelin görün ki muhafazakâr Bush bile Demokratlar kadar ileri gitmiyor.

Nader gerçekten farklı
Nader, gerçekten de diğer iki adaydan farklı. ABD siyasetinin, iki parti ile büyük şirketler arasındaki sıkı bağlarla, baştan sona kokuştuğunu söylüyor. Bilinmedik birşey değil elbet, ama çok sık ve bıktırasıya dile getiriyor bunu. Cumhuriyetçi Parti'nin kongresine gidiyor mesela: "Amerikan siyasetinin paranın hâkimiyetinde olduğunu görebileceğim daha iyi bir yer bulamazdım. O yüzden geldim," diyor. Neyse ki ABD'de dayak pek geçerli bir sindirme yöntemi değil.
Nader nükleer enerjiyi yerden yere vuruyor, kürtajı savunuyor, çevreye duyarlı, hafif silahların kontrol edilmesini istiyor, sağlığın ve eğitimin paralı olmasına karşı çıkıyor, yardımcılığına aday olan Winona LaDuke kızılderili kökenli bir kadın. Yani, bu noktaya dek Nader da, eski bir Demokrat Partili olarak, demokratların sol ucundaki birinden çok da farklı şeyler söylemiyor.
Ama Nader'ı farklı kılan başka şeyler var. "Hepsini" diye haykırmıyor ama, ABD'nin savunma harcamalarının yarısını kesmeyi öneriyor. "Olmayan düşmanlara karşı, eğitimi, sağlığı niye feda edelim?" diye soruyor. Anlaşılan Usame bin Ladin'den,
Irak'ın gizli füzelerinden, Pakistan'ın nükleer bombalarından haberi yok. Ne de olsa 'yumuşak' bir şahsiyet.
Ne var ki Nader, Lübnan göçmeni bir ailenin ferdi sıfatıyla, Amerika'nın bir türlü 'günah sızdırmadan edemeyen' dış politikasını büyük ölçüde yadsıyor. Lübnanlı ya, 'Filistinliler kendi devletlerini kurmalı' diyor. Hadi bunu Reagan bile birkaç kez söylemişti. Ama kutsal toprakları kana bulayan son çatışmalarda, İsrail'in ölçüsüz güç kullandığını, bilerek, hedef alarak, 50'ye yakın Filistinli çocuğu öldürdüğünü söylüyor. ABD'nin bayraktarlığını yaptığı küreselleşmenin yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapan bir 'tezgâhtan' başka bir şey olmadığını savunuyor. Bununla da yetinmeyip, erken bir günah çıkarmaya gidiyor ve "Her ay 5 bin Iraklı bebeğin BM ambargosu nedeniyle ölmesinin, hiçbir gerekçesi olamaz" diye bağırıyor.

Yüzde 5'i geçer mi geçer...
Nader yüzde 5'i geçerse, ki en azından anketler geçeceğini gösteriyor, gelecek seçimde federal fonlardan 20 milyon doların üzerinde para alacak. Bu, Yeşil Parti'yi daha sıkı örgütlemek için bulunmaz bir olanak. Bütün seçim kampanyasını, dört ayrı eyalette, 10'ar binin üzerinde, yani 50 bin insana tanesi 7 dolardan miting bileti, seçim bürolarında fincanı 1 dolardan neskafe, tanesi yarım dolardan rozetler satarak topladığı paralarla yürüttü Nader. 1996'da 10 bin dolar koyup, yüzde 1 oy almıştı. Şimdi 5 milyon dolar harcadı ve yüzde 5 oy alacak gibi görünüyor. İki büyük adayın bütçeleri ise dile kolay: Gore, 130 milyon dolar (aslında 1 milyar doları geçtiği söyleniyor). Bush 190 milyon dolar (aslında toplam tutarını kimse hesaplayamıyor).
Nader, hiç umulmadık şekilde ABD seçimlerine yeşil bir 'çentik attı'. Zarif, ince elleri, durgun ve düzgün yüz hatlarıyla, diğer iki 'nobranın' yanında başkan adaylığına hiç yakışmayan bu adam, son yıllarda Seattle'la başlayan, Prag'la süren ve daha süreceğe de benzeyen, bir başka çeşit, 'yok öyle yağma' haykırışının bir yatağını temsil ediyor. Sermayenin küreselleşmesi karşısında, ezilenlerin küresel direnişinin bir kısmı ABD'de, Nader'la 5 milyon oy alacak gibi görünüyor. Ve bu da şimdilik yeter.
Şimdilik yetmesi lazım, çünkü Alan Ginsberg, daha da unutulmaz şiiri 'Amerika'da, "Ey Amerika" diyordu, "Ne zaman yakışacaksın 1 milyon Troçkistine." Ginsberg öfkeliydi ve rakamları biraz abartıyordu elbette. Ama Amerikanın biraz olsun Nader'a 'yakışması' halinde, 'görünmez-örümcek adamlar'ın sahneye çıkacağını söylemek abartı olmaz. O zaman da belki Nader hayatta olmaz. Ne dersiniz, Nader, Gore'un veya ABD'nin değil, kendi kaderini çiziyor olabilir mi?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.