![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Artık pek bir moda (1) Bu hafta iki mo-da akım- dan söz etmek istiyorum. Birincisi 'faiz indi,faiz çıktıdan başka bir şey yazmıyorlar' şeklinde özetlenebilecek küçümseme çabası. İkincisi de enflasyon hedeflemesi modasına bizim Merkez Bankası'nın zamansız kendini kaptırma olasılığı. Bu ikincisini çarşamba günü ele alacağım. 'Faiz indi, faiz çıktıdan başka bir şey yazmıyorlar', sanıyorum, 'ulvi' konular dururken, bazı ekonomi yazarlarının kur, faiz ve enflasyon hareketleri üzerine yoğunlaşmalarına karşı bir eleştiri. Kamu kesiminin çok fazla borçlu olduğu bir ekonomide önemli konuların başında faiz hareketlerinin gelmesinden daha doğal ne olabilir? alın, birkaç neden: Birincisi, iç borç faizinin enflasyonun giderek üzerine çıkması, mevcut maliye politikasının sürdürülebilirliğinin giderek tehlikeye girmesi demek. Çünkü, (bazı özel durumlar bir tarafa) faiz ödemeleri için de devletin borçlanması gerekir bu durumda. Devlet bütçesi bir faiz ödeme bütçesi haline gelir. Sağlığa, eğitime, ulaştırmaya ve benzeri alanlara ayrılan kaynaklar giderek azalır. İkincisi, iç borç faizlerinin giderek enflasyonun üzerine çıkması, kamu maliyesinin sürdürülemezliğinin artması demektir: İleride sürpriz bir monetizasyon ya da 'ben borçlarımı ödemiyorum' ihtimalini artırır. Bu da artan risk primi nedeniyle faizlerin daha da artması demektir. Ayrıca, bu durumda borç vadeleri de kısalır. Ekonomide 'kısa vadecilik' hâkim olur. Üçüncüsü, enflasyonun giderek üzerine çıkan faiz, döviz kurlarını da etkiler. Bu durumda, genellikle, yerli para yabancı paralar karşısında reel olarak değerlenir; kur artışı yurtiçi enflasyonla yurtdışı enflasyon arasındaki farkın oldukça aşağısında kalır. Ülkenin döviz dengesi bozulur. Telafi edici gelişmeler olmazsa cari işlemler hesabı açık vermeye başlar. Dördüncüsü, yüksek faiz iç talebi de etkiler. Bir yandan, bugünkü tüketim yarına ötelenir; tasaruflar artar. Öte yandan artan faiz gelirleri bugünkü tüketimi artırır. Kısacası, bugünkü tüketim üzerine ters yönlü iki etki oluşur. Hangisinin ağır bastığına bağlı olarak iç talep ya artar ya azalır. Beşincisi, faizlerdeki artış kredi maliyetlerini de etkiler. Bunun yatırımlar üzerindeki olumsuz etkisi bir tarafa bırakılsa bile, işletme sermayesi olarak kredi kullanan firmaların bilançoları kötüleşir. Bu da hem istihdamın olumsuz etkilenmesi, hem de bankacılık sektöründeki geri dönmeyen kredilerin artması demektir. Faizlerin ne düzeyde oluştuğu kadar, bu düzey etrafındaki hareketler de önemlidir. Faizlerin oynaklığının giderek artması ekonomideki belirsizliğin de artması anlamına gelir. Artan belirsizlik (yatırım gibi) uzun vadeli kararları olumsuz etkileyen bir unsudur. Mesela, 1980-1999 döneminde bankacılık sektörünün kaynakları, 1970-1979 dönemine göre 2.5 kat artmıştır. Ancak, bu kaynak artışı aynı ölçüde kredi artışına yol açmamıştı. Aynı dönemde kredi artışı sadece 1.5 kat olmuştur. Bu asimetrik gelişme şüphesiz büyüme hızımızı olumsuz etkilemiştir. Bu olgunun arkasındaki nedenlerden birisi de ikinci dönemde artan belirsizliklerdir. 1992 krizi sırasında İsveç'te, 1994'te de bizde gecelik faizler yüzde 700'lere fırlamıştır. Bu geçiştirilecek bir gelişme midir? Nedenleri incelenmemeli midir? Ya da Türkiye'de 1994'de çıkarılmak zorunda kalınan bir ay vadeli yüzde 400 faizli süper bonolar nelere yol açmıştır. İktisadın iki temel giriş dersi vardır: Mikro iktisat ve makro iktisat. Acaba içinde faiz haddi sözcüğü geçmeyen bir makro iktisat kitabı nasıl bir şey olurdu? En garibi de faiz gelişmelerinin neden önemli olduğu üzerine bir yazı yazmak galiba. Okuyucularımdan özür dilerim.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||