![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Temiz topluma daha çok var ismet.berkan@radikal.com.trKusura bakmayın, ümidinizi kırmak istemem ama geçen haftaların iyimserliği bir yerde dağılmak zorundaydı, Uşak Cezaevi'nde meydana gelen olaylar sayesinde hayal dünyasından ayrılıp gerçeklere geri döndük. Elbette banka sahibi olarak hepimizi soyanlardan kurtulmaya başlamamız, daha doğrusu onların nihayet yaptıklarının cezasını bulacaklarına dair bir ümidin belirmesi çok önemli ve olumlu. Ama her şeyi olduğu gibi bunu da abarttık, 'İtalya süreci'nden, 'Di Pietro'dan söz etmeye başladık. İşte bunun için maalesef erkendi. Karagümrüklü basit bir kabadayı grubuyken medyatik olmanın ve paranın gücünü iyi kullanıp şimdiki noktasına gelen 'Ergin çetesi' ya da 'Nuriş grubu' bence çok ilginç bir örnek. Sibel Can'a şantaj kasedini şantajcının elinden almak uğruna mahallesinden dışarı çıkan bu kabadayı kardeşlerin ruh sağlığı ayrıca inceleme konusu yapılmalı. Ama bence en önemlisi, bu kadar kısa sürede bu kadar önemli bir örgütlenmeye dönüşmeleri. Üstelik aynen bankalarda olduğu gibi burada da 'Önceden Haber Verilmiş Bir Cinayetin Güncesi'ni görüyoruz. Kartal'dan Uşak'a nakil. Orada çeteyi genişletme. Uşak gibi bir şehirden 500 milyarı polis kayıtlarına kadar geçen en az 1.5 trilyon lira haraç toplama... Sadece cezaevinde 450 milyar lira harcama, cezaevi mevcudunun yarıdan fazlasını kendi adamı haline getirme, cezaevine sevk edilen her mahkûmun dosyasını önceden görme ayrıcalığı, istediğini istediği koğuşa gönderme yetkisi... Bunların hiçbiri az işler değil. Baksanıza içeriden çıkan silahlara. Lav silahı, el bombası, tabancalar, otomatik silahlar, sayısız cep telefonu... Nuri ve Vedat Ergin kardeşlerin sırf lutfettikleri için cezaevinden kaçmadıkları ya da içeride olmayı işlerini yürütmek açısından daha güvenli buldukları anlaşılıyor. Cezaevi bu gibiler için bir 'ceza' evi olmaktan çok bir 'ödül' evine dönüşmüş. Çünkü bu sayede kendilerine yeni yeni fedailer bulabilmişler, yeni yeni müşterileri olmuş. Daha da vahimi bütün bunlar gizli saklı da değil. Polisin sırf Adalet Bakanı'nı güç durumda bırakmak için sızdırdığı belgede çok büyük bir itiraf gizli: Nuriş'in yaptığını polis çok iyi biliyormuş meğerse... Uşak Valisi biliyor, Emniyet Genel Müdürlüğü biliyor, Adalet Bakanlığı biliyor. Ve buna rağmen kimse hiçbir şey yapmıyor. Nuriş bu adamları toplu halde değil teker teker öldürtse, cinayetlerine isyan görüntüsü vermese, gül gibi geçinip gitmeye, Uşak başta olmak üzere dört bir yanı haraca bağlamaya devam edecek. Şimdi kardeşlerden biri Bergama, biri Ödemiş'te. Bakın görün bu iki şehirde birkaç ay içinde neler olacak. Adam günlerce isyan yapıp en sonunda lutfedip teslim oluyor, Uşak'tan Bilecik'e kadar belinde silahla gidiyor. Bir Allahın kulu çıkıp bir şey demiyor. Tamam anladık cezaevlerinin içi Adalet Bakanlığı'nın kontrolünde. Ya dışı? Oralara jandarma, yani İçişleri Bakanlığı bakmıyor mu? Radikal ve Kanal D Haber boşu boşuna 'Babalar İmralı'ya' demiyor. Çünkü orası, kim ne derse desin Özel Kuvvetler Komutanlığı'nın denetiminde. Oysa Sadettin Tantan bir adaya bir cezaevi yapmaktan söz ediyor. Elbette yapılabilir, hatta belki iyi de olur ama bu aynı zamanda bir aczin ifadesi değil mi? O cep telefonları içeri girmese, bütün görüşmeler kontrollü yapılsa içeriden dışarıyı yönetmek söz konusu olabilir mi? Ulucanlar ya da Kartal'da yakalanan telefonlar, silahlar neden Uşak'ta yakalanmamış? Karadaki, gözümüzün önündeki cezaevlerini ne kadar kontrol edebiliyoruz ki denizdekini edebilelim? Bir işi yapmanın bin tane yolu yoktur. Hele cezaevlerini korumanın yolu tektir: Dışarıdan içeriye bir şey girmesini engellemek. İçişleri Bakanlığı bunu becersin yeter.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||