![]() |
Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar | |
Anlamak çok zor Artık gözlerime ve kulaklarıma inanamıyorum. Özelleştirme konusunu, teori ve uygulamasını biraz bilenlerin de Türkiye'de olanlara akıl erdirebileceğini sanmıyorum.1980 ve 1990'lı yıllarda, dünyada özelleştirme akımı başladığında, özelleştirme ekonomide verimliliği artırıcı bir araç olarak ele alınmıştı. O zamanlar iddia şuydu: Kamu kuruluşları verimsiz çalışırlar ve ekonomide önemli boyutlarda israfa neden olurlar. Bunun da nedeni, bu kuruluşların rekabet ortamında çalışmaması ve batma endişelerinin bulunmamasıdır. Özelleştirme rekabeti artırarak ekonomide verim artışlarına neden olacaktır. Evet iddia buydu. Esasında özel kuruluşların kamu kuruluşlarından daha verimli olduğu konusunda çok kesin deliller yoktu. Bu sav, bilimsel araştırmalarla değil de örnekler göstererek doğrulanıyordu. Herkes, politik müdahalelerin kamu kuruluşlarında, fazla istihdama yol açtığını, başarısız kamu yöneticilerine hesap sorulmadığını görüyordu. Gene de, haklı olarak, özelleştirme 'amaç' değil, verim artırmak için bir 'araç' olarak savunuluyordu. Bu dönemde özelleştirme ile ilgili başarı kurulları da saptanmıştı: Özelleştirme kaynak yaratmak için değil verim artırmak için kullanılmalıydı. Aynı yıllarda Türkiyede benzer iddialarla özelleştirmeyi savundu. Kamu kuruluşları 'kanayan yara' olarak tanımlandı. Bu 'belalardan' kurtulmanın tek yolu özelleştirme olarak ilan edildi. Esasında, Türkiye'de bu iddiaların hiçbir bilimsel dayanağı yoktu. Kamu kuruluşları Türkiye'de sanayileşme hamlesini başarıyla yürütmüşlerdi. Evet, ihmal ve politik müdahaleler sonucu kamu kuruluşları zarar ediyordu, fakat bu zararın gerçek nedeni onların borç batağına sokulmuş olmalarıydı. Bu kuruluşlar ekonomiye gelir, aş ve iş yaratıyordu. Bunlara rağmen, gerçek olmasa da, Türkiye'de özelleştirme, kamu kuruluşları karalanarak savunuluyordu. Diğer ülkelerde özelleştirme başarılarından söz ediliyor. Türkiye'nin bu yolda gecikmemesi gerektiği vurgulanıyordu. Son birkaç yıldır, özelleştirme tamamen şekil değiştirdi. Türkiye özelleştirmeyi, verim artırmanın aracı olarak değil de, bütçe açıklarını kapatmaya yarayacak, 'para' elde etmenin bir aracı olarak görmeye başladı. Özelleştirmenin başarıları ise satışlardan elde edilen paralarla ölçülmeye başlandı. Bu paralar da, borçlar değil, borçların faizlerinin ödenmesinde kullanılır oldu. 'Kanayan yara' olarak tanımlanan kuruluşlar değil, en kârlı kuruluşlar satılmaya başlandı. IMF ise bir başka tür özelleştirmeyi Türkiye'ye empoze etmeye çalıştı: Her ne pahasına olursa olsun özelleştirme... Yani, özelleştirmek için özelleştirme. Türkiye'ye özelleştirme, yeni dünya düzenine ayak uydurmanın bir gereği olarak empoze edildi. Böylece, özelleştirmelerin sonuçları irdelenemez oldu. Şimdi IMF kamu bankalarının özelleştirilmesi için diretiyor. Biz de, IMF'ye verdiğimiz niyet mektuplarında kamu bankalarını çok kısa bir süre içinde özelleştireceğimizi vaat ediyoruz. İşte bunu anlaması hiç mi hiç mümkün değil. Bir yandan özelleştirilen bankalar özel kesimin elinde batıyor. Bir yandan da devlet, bu batan bankaların açıklarını kapatıp çok kısa bir zamanda tekrar özelleştirme sözü veriyor. Batan bankalarla ilgili soruşturmalar sürdürülüyor, fakat batışların gerçek nedenleri saptanıp ortadan kaldırılmıyor. Bu da yetmiyormuş gibi, devlet, Türkiye ekonomisinin ve mali sektörün belkemiği olan T.C. Ziraat Bankası'nı dağıtarak, parçalayarak özelleştirme hazırlıkları yapıyor. Özelleştirme, Türkiye'de, aklın ve mantığın hudutlarını aşmaya başladı. Politikacıların müdahalelerinin kamu kuruluşlarını tahrip ettiği doğru. Bu nedenle, politikacıların müdahaleleri önleneceğine, kamu kuruluşlarının haraç mezat satılmasına gidiliyor. Bu, hırsızdan koruyabilmek için evi yakmaya benziyor. Kamu bankalarının verimsiz çalıştığı doğru. Fakat devlet güvencesiyle bu bankaları özel sektöre devretmek kuzuyu kurda teslim etmeye benziyor. Anlamak gerçekten de zor. Batırılan bankaların ekonomiye maliyeti milyarlarca dolar tutacakmış. Devlet, eğitime ve sağlığa bile bu kadar para ayıramıyor. Ve de, daha önce yaptığımız hatalardan ders alınamıyor.
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz. |
||