Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
6 Kasım 2000

Daha derine daha sessiz...

Tüm savaş ve deniz filmleri içinde çok farklı ve özel yer işgal eden 'denizaltı' öykülerinin oldukça iyi, heyecan verici bir örneği sayılır 'U-571'. Kaza geçiren, yara alan denizaltı denince akla ilk gelen kapana kısılmışlık duygusu, genellikle olduğu üzere kahramanlık, fedakârlık ve irade örnekleriyle harmanlanmış filmde. Önceki çalışması 'Tuzak'ta ABD'nin açık arazilerinde, otoyollarında ve küçük kasabalarında geçen bir gerilim serüveni sunan yönetmen Jonathan Mostow, bu kez sonar sesinin sinir bozuculuğunu, torpillerin, sualtı bombalarının mahvedici patlamalarını egemen kılmış, açık ve derin denizde. Başrolde, daha önce de romanlara, belgesellere konu olan, İkinci Dünya Savaşı'nın ünlü Alman UBoat'larından biri, U-571 var. Üstelik el değiştirmiş, bir grup Amerikalı denizcinin kontrolüne geçmiş durumda. Almanların Atlantik'teki üstünlüğüne son vermek için basit bir daktiloya benzeyen şifre çözücünün ele geçirilmesini amaçlayan
operasyon neden oluyor tüm yaşananlara ve beyazperdede gördüklerimize.
İlginçtir, beyazperdedeki denizaltı serüvenlerinde 'kıstırılmışlık' teması egemendir ama 'terk edilmişlik'e pek rastlanmaz. Yani kısa süre önceki Kursk trajedisinin tam aksi istikamette gelişir olaylar. 'U-571'de de aynen böyle oluyor. Alman denizaltısı yaralanıyor, gücünü kaybediyor, yardım beklerken baskına uğruyor ve ondan sonra da yardım amacıyla yakınında beliren her Alman savaş gemisiyle büyük çarpışmalara giriyor. Jonathan Mostow, derinliklerdeki, basınç nedeniyle avuçta parçalanan yumurtaya benzeyebilecek U-571'in içindeki gerilim ile 'su yüzeyindeki tehdidi' mükemmel biçimde birleştirmiş. Özellikle üstteki Alman savaş gemisinin boşalttığı sualtı bombalarının yarattığı 'dinmek bilmeyen' sarsıntı sahneleri çok etkileyici. Bunun gibi ilk çarpışma, 'baskın sonrası karşı baskın' ve şaşkınlık sahnelerinde de usta bir yönetmen olduğunu kanıtlıyor Mostow.
Tıpkı 'Vatansever'de olduğu gibi İngilizlerin 'tarihi çarpıtma var' eleştirisine maruz kalan 'U-571' deneyimsiz teğmenin komutasındaki çavuş ve askerlerin ruh hallerini de yansıtarak 'askerlik sanatı' hakkında alışılmış bilgileri ve bilgelikleri tekrarlıyor. 'Er Ryan'ı Kurtarmak' ve 'İnce Kırmızı Hat' gibi savaşa değişik açılardan bakma iddiasında bir film değil karşımızdaki. Yalnızca iyi, el attığı konu ve türün hakkını veren, 1960'lı yıllardaki kahramanlık filmlerinin yapısını tekrarlayan çekici bir seyirlik niteliğinde. Mostow, oyuncu seçimlerinde de oldukça isabetli ve dengeli davranmış. Matthew McConaughey, Harvey Keitel, Bill Paxton, Jake Weber gibi düzeyli ama 'çok parıldamayan', hatta biraz 'mat' kalan oyuncular, dengeli biçimde, birbirlerinden 'rol çalmadan' ve en
önemlisi başrolü denizaltıya bırakarak sergiliyorlar performanslarını. Açılıştaki parti sahnelerinde görünen bir iki kadın dışında tümüyle 'erkek egemen', eşi Dino'yla birlikte çalışan yapımcı Martha De Laurentis'i saymazsak, hiç kadın eli değmemiş bir film 'U-571'.
Denizaltılar, beyazperdedeki 'sessiz ve derinden gidişlerini' sürdürüyorlar.
Uzun zaman sonra karşılaştığımız bu yeni örnek, hiç fena sayılmaz...


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.