Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Kasım 2000

Onlar şampiyon, biz Fransız

1998 Dünya Kupası sahibi ve son Avrupa Şampiyonu Fransa karşısında hiçbir varlık gösteremeyen Milli Takımımız, İnönü Stadı'nı dört farklı yenilgiyle terk etti. Rahat bir tempoda oynayan konuk ekibin golleri Trezeguet, Wiltord, Micoud ve Robert'den
Haber ResmiMEHMET DEMİRKOL
Zidane soldan kalabalık savunmamızın arasına giriyor... Topla birkaç metre gittikten sonra meşin yuvarlağı sola atıyor... Trezeguet bomboş. Ama ofsayt... Dakika 13... Bu pozisyonun aynısından dört tane görmüşüz kalemizde o dakikaya kadar... Daha ilginç olanı, Zidane'ın ayağından organize edilen ilk akın bu... İlk pozisyonların tamamı, Micoud ve Candela kaynaklı. Fransızlar, Dünya Kupası'ndan sonra, şerefine Zafer Takı'nın üzerine "Merci Zizou" yazdıkları Cezayirli olmadan bile, Avrupa'nın iyi takımlarından birini darmadağın ettiler. Bu, bizim anladığımız yıldız-takım ilişkisinin çok dışında bir tablo. Demek ki, dünya şampiyonu böyle olunuyor.
Maçtan önce Şenol Güneş, "Kendi oyunumuzu oynayacağız" demişti. Öyle yapmaya da çalıştı. Bu ülkenin oyuncu karakterine daha uygun bir sistemi uygulatmaya uğraştı. Ancak Hakan Şükür fenomeni ortaya çıktığından beri, kazanılan başarıların tam tersi bir sistemdi bu... Dörtlü savunmanın önünde ünlü Galatasaray pres üçlüsü ve Fatih ile Ahmet Dursun'un arkasında Muzzy... Ama tutmadı. Hakan tipine göre oyun kurmaya alışkın savunma ve orta saha, ilk 15 dakikada neredeyse hiçbir şey yapamadı. Buna, birbiriyle oynamayı bilmeyen ileri üçlümüzün uyumsuzluğu eklenince, Fransa'nın akılalmaz presiyle birlikte sahamızdan çıkamaz hale geldik. Presçilerimiz de kopuk ve yararsızdı.

Ders gibi bir gol
Daha 5. dakikaya gelinmeden, birbirinin aynısı üç gollük pozisyon yiyen Milli Takımımızda bu sistem hiçbir şekilde yürümedi. Güneş'in düşündüğü bu sistemde kanatlardan gelecek Fatih ile Hakan Ünsal, görevlerini yapamadılar ve bu durum, savunmamızı da altüst etti. İşte 15. dakikada Trezeguet'den yediğimiz ilk gol bunun sonucuydu. Ama durumu daha iyi anlatan, aslında ikinci goldü. Ceza sahası içinde dörde dört yakalandığımız 22. dakikada Wiltord, Trezeguet, Zidane ve Micoud ceza alanı içinde, Petit ve Vieira yayın hemen üzerinde, Thuram ve Candela ise kanatlarda akını tamamlıyordu. Bizde ise savunmadaki dörtlüden başka kimse yoktu.
Muzzy'nin oyundan alınmasını anlamak mümkün değil. Çünkü istenen sistemde bu oyuncu elzem. Okan onun bölgesine gidince, eski sistemimize dönüverdik. Hareketlendik gibi gözüktük ama bu oyun, yüksek toplara dayandığı için Hakan'sız uygulanması söz konusu bile değildi. Bu yolla hiçbir pozisyona giremedik. İlk yarıda uzak şutlar dışında, gollük atağımız yoktu. İkinci yarıda girilen pozisyonların tamamı da, yine Hakan'a göre dizayn edilmiş ve gol olması mümkün olmayan akınlardı.
Alınacak desler: Fransa, Hollanda ile birlikte ne olursa olsun, kendi oyununu oynayan ender takımlardan. Biz ise tüm başarılarımızı, oyunu rakibe göre şekillendirdiğimiz maçlarda kazandık. Bu yoldan şaşmamalı.
İkincisi ise, bu ülkenin Hakan Şükürler yetiştirmek için gerekli planlamaları yapması gerektiği. Yoksa üç sene sonra futbolmuz, 15 yıl geriye gidecek.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.