750 milyon doların kaderi hdevrim@hurriyet.com.tr Gazetelerin manşetlerini görüyorum. CNN Türk'te Mehmet Ali Birand'ın neyi manşet yapacağını her akşam merakla bekliyorum... Ama nafile! Çoğu zaman manşetimi gene ben kendim belirliyorum.
Dün, Bilal Çetin'in haberini büyütürdüm (Yeni Binyıl).
Türkiye'deki kamu bankalarının özelleştirmeye hazır hale getirilmesini bekleyen Dünya Bankası, hükûmetçe hazırlanan kanun tasarısıyla, bu bankaların gene hükûmetteki üç parti arasında paylaşıldığını görünce, 750 milyon dolarlık malî sektör kredisini iptal edeceğini bir mektupla Ankara'ya bildirmiş.
Ziraat, Halk ve Emlak bankalarındaki kamu hisseleri gene, üç partiye mensup üç bakan tarafından temsil edilecekmiş.
Hükûmetin, eski düzeni sürdürme niyetini ne zaman açığa vurduğu noktasına dikkatinizi çekerim. Bankacılık konusunda Türkiye'nin yüz kızartıcı rezalet haberleriyle çalkalandığı bir tarihte Meclis'e sevk ediliyor bu tasarı. Şimdi Dünya Bankası'nı bu son kararı sebebiyle kınayacak biri çıkabilir mi aramızdan?
Çetin, 750 milyon doları kurtarmanın tek yolu, kamu bankalarındaki devlet hisselerini temsil yetkisinin Hazine'ye bırakılmasıdır, diyordu yazısında.
Seyreyleyin bakalım, bu imkândan vazgeçmeye birbirlerini razı edebilecekler mi?
Son dakika: Meclis, dün akşam bu yazının dizildiği saatten sonra yetkiyi Hazine'ye bıraktı.KOMEDYA Bu beşinci Picasso!
İlk ikisi (Çiftçi Kadın ve Dora Maar) İzmir'de ortaya çıktı. Hayretler içinde kaldık; Picasso kim, Türkiye niredir? diye...
Sonra sırayla İki Yüzlü Kadın (Şanlıurfa'da), Bardak Tutan Kadın (Mardin'de) ve sonuncusu olan Çıplak Kadın (Mardin'de).
Her konuda uzman olan gümrükçülerimizin hiç tanımadığı bir mal türüydü bu. Özel eğitim görmüş köpeklerin de kokusunu alamayacağı cinsten, Allah için çok farklı bir mal.
Niye kimse ilgilenmedi, anlayamadım. Bekir Coşkun, Serdar Turgut, Selahattin Duman, Engin Ardıç, Gani Müjde... ne güne duruyorlar bilmem ki! Bunu onlardan okumanın tadına doyum olmazdı.
Kaçak mallar Ankara'da, Devlet Resim Heykel Müzesi'nde sergilenmekteymiş (Radikal, 15 kasım). Resim eleştiricileri olsun farkında değil mi? Dil Yâresi l Beklemediğim bir sualdi, Efkan Sermez sordu:
- Niçin apartman sakinleri diyoruz? Apartmanda oturanlar arasında da hırçın insan olmaz mı?
- "Apartman sakinleri"ndeki sakin, "orada oturan" demektir. Sakin kelimesinin "durgun, dingin" dışında bir anlamı daha var. O da "bir yerde oturan" anlamıdır. Türkçe dostlarından (Zübeyir Salis) l Pekiştirmeli sıfatları anlatıyordunuz (Radikal, 31 ekim). Benim de sık sık kullandığım bir sıfat var: "gepgenç".
Bunu işiten arkadaşlarım yadırgıyorlar. Halbuki evimizde çok işittiğim bir sözdü.
- Daha çok gepegenç diye söylenir, ama gepgenç de yanlış değil. Bundan âlâ lider mi olur! Liderlik 2000 Konferansı'nda Ertuğrul Özkök, liderliği "maymunluk gerektiren bir rol" olarak da tanımlamış (Hürriyet, 15 kasım). Hürriyet, Türkiye'nin "lider gazetesi"dir. Ertuğrul Özkök de bu gazetenin Genel Yayın Yönetmeni. Demek ki liderde "Ne dediği anlaşılır biri olma" şartı aranmıyor. Aksi halde lider gazetenin, kendi liderinin ne demek istediğini açıklayabilmesi gerekirdi.
Yakınlık duyduğum bir değerlendirmeyi konuşmacılardan Peter Senge yapmış:
- Bugünkü sistem içinde üretim bandında mal üretilir gibi öğrenci yetiştiriliyor, demiş. Şirketlerin çalışma sistemleri buna göredir, ama bu durum bu şekilde devam edemez.
Bülent Eczacıbaşı, "Lider, değişimi sağlayan kişidir. Lider, güvenilir ve inanılır olmalıdır" dedikten sonra, sanırım hepinizin katılacağı bir noktaya parmak basmış:
- Tüm yetkiyi ellerinde tuttukları halde dokunulmazlık zırhıyla korunan siyasetçiler, kimseye hesap vermek zorunda olmayan, kendilerine oy verecekleri kendileri seçen, yerlerinden kımıldatılamayan parti başkanları...
Bülent Eczacıbaşı lider olmadığı halde kendini öyle satanlardan söz ediyor.
Bu konuda en anlamlı örneği Dokuzuncu vermiş; bir buçuk saatlik açış konuşması yaparak; konuşmasını Farabî, Churchill, Atatürk, Maxwell, M. Luther King, Hruşçev gibi tarihî şahsiyetlerden alıntılarla inandırıcı kılmaya çalışarak. Daha sonra Eczacıbaşı dinleyicileri uyarmış:
- İyi konuşmacılar ve karizmatik insanlar sizi, olumlu yönler kadar olumsuz yönlere de götürebilirler, diyerek.
Dokuzuncu, kendi liderliğinin dökümünü yapmakla meşgul:
- Aktif politika hayatım 40 yılı buldu. 21 yıl milletvekili ve parti başkanlığı, 12 yıl başbakanlık, 7 yıl cumhurbaşkanlığı, 8 yıl muhalefet yaptım. 10 yıl siyaset dışı kaldım, iki buçuk darbe gördüm, altı defa hükûmetten gidip yedi defa hükûmet kurdum...
Herhalde alkışlanmıştır, orada değildim; bundan âlâ lider mi olur!
Meral Tamer'in yazdığına göre Dokuzuncu, filozof Farabî'nin liderde aradığı 12 şartı da saymış: cömertlik, dürüstlük, doğru sözlülük, dünya nimetlerinde gözü olmama, güçlü öngörü sahibi olma (yani biraz sonra başına geleceği vaktiyle fark etme) ... gibi üstün özellikler (Milliyet, 15 kasım).
Kim bilir ne demek istiyordu?
Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.
|