Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Kasım 2000

Mesleki eleştiri

Medya genelde, kendisi hariç her şeyi eleştiriyor. Ama kendi kendini eleştirme girişiminde bulundu mu yadırganıyor.
Meslek hayatımın çok büyük kısmını 'yönetici' olarak geçirdiğimden olacak; hep eleştiririm.
Herhalde bundan dolayı da en ağır eleştirilerden hiç gocunmam.
Görevim gereği yaptığımı düşündüğüm eleştiriler dışında; 'Yankı' ve 'Haftaya Bakış' dergilerini yayımladığım yıllarda ihdas ettiğim 'Basın' bölümü çoğunlukla meslekle ilgili eleştiriler de içermiştir.
Bunlardan biri üç tanınmış gazeteciyle ilgiliydi.
Bu meslektaşların birlikte ele geçirdikleri bir ilginç haber konusunu içlerinden sadece birinin değerlendirip, diğerlerinin atlamış olması hakkındaydı.
Üç meslektaştan biri -halen çok şöhretli olarak gazetecilik yapmaktadır- yazıya çok kızmıştı. Gazetecilik şöhreti konusunda eleştiriye hiç tahammülü yoktu. Sütununda yazımızı eleştirirken ismimi vermeden bana çatıyor "... akıl hastası mıdır? şeker hastası mıdır?" diyerek, eleştiriden ne kadar gocunduğunu ifade ediyor ama söz konusuna hiç dokumuyordu.
Bir başka meslektaşım, iyi gazetecilik kuralları açısından, çok tartışılabilecek bir röportaj yapmıştı.
Abdi İpekçi'nin ölümünden sonra başıboş kalan Milliyet yönetimi bu 'çok hatalı' röportajı aynıyla yayımlamıştı.
Konuyu o zamanlar yazdığım Tercüman gazetesindeki sütunumda irdelemeyi düşündüğümü gazetenin Genel Yayın Müdürü Taha Akyol'a söylediğimde, kendisiyle uyumlu bir çalışma dönemi yaşadığım Akyol "Bunu yapmasan iyi olur. Biliyorsun gazetenin mali güçlükleri dolayısıyla Kemal Bey'in Aydın Bey'in desteğine ihtiyacı var" demişti.
Gazeteleri yönetenlerin, geçenlerde İsmet Berkan'ın işaret ettiği gibi; köşe yazarlarına sınırları iyi bilinen kurallar çerçevesinde müdahale haklarının varlığına hep inanmışımdır.
Bunu bir vesileyle ifade ettiğimde; rahmetli Teoman Erel'in telefon edip "Aman yahu ne yapıyorsun? Zaten patronlarla zaman zaman güç durumlar yaşıyoruz, şimdi bir de yöneticileri işin içine sokuyorsun" dediğini de hatırlıyorum.
Gazeteler babanızın malı bile olsa, eğer kendilerine özgü ve okurlarınca benimsenmiş kuralları yoksa, fazla ağırlığa sahip olamazlar.
Milliyet; Abdi İpekçi'nin yönetiminde, söz konusu ince kuralların hep uygulandığı, bundan dolayı da saygınlığı ülke sınırlarını aşmış bir gazeteydi.
İpekçi'nin ölümünden sonra kimi yazarların, kural tanımayan yazıları bile gazetede yer alır olmuştur.
Yöneticilerin bu yetersizlikleri Milliyet'in sağlam temellerini çökertemese bile, zaman zaman bu itibarlı gazeteyi zor durumlarda bırakmıştır.
Üzerinde durduğum konu çok geride kaldı.
Aradan on yıldan fazla geçti.
Şimdi bir vesileyle, geçenlerde 'Röportaj yapan gazetecinin sorumluluğu' ile ilgili bir yazım bu köşede yayımlanınca, olayın kahramanından (eleştiri değil) tepki gördüm.
Mesleğimizin tüm mensuplarının, her şey gibi, meslektaşlarını da rahatça eleştirmeleri
gerektiğini düşünüyorum.
Tabii bu eleştiriyi herkes kendi seviyesine göre yapacaktır.
Buna hazır olmak gerekir.
Ama en seviyesiz eleştirilerin bile mesleğimize yararı olacağına inanıyorum.
Böylesine eleştiriler hiç olmazsa bize seviyeli eleştirinin nasıl olması gerektiğini düşündürecektir.
Diğer yandan ülkenin çeşitli alanlarındaki görevlilerin de medya konusunda eğitilmelerine yardımcı olacaktır.
Günün konusu; yeterince gazetecilik bilgisine sahip olmakla birlikte, bazı meslektaşların neden, kabul edilmiş gazetecilik kurallarını hiç dikkate almadan yazdıklarıdır.
Sebep deneyimsizlik ise, sorumlu olan yazıları yayımlayan gazetelerin yöneticileridir.
Ama konu deneyimlilerden kaynaklanıyorsa, o zaman davranışlar mutlaka tartışılmalı, eleştirilmeli ve meslektaşlar da bu durumdan şikâyetçi olmamalıdırlar.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.