Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Kasım 2000

'Sıradaki!..'

Şah döneminde Laleli'ye İranlılar gelirdi. Süpürgeciler'in orda camları, tabelaları Farsça yazılarla dolu, yan yana otobüs firmaları sıralanırdı. Dalan zamanında yıkılan Aksaray Çarşısı da Yugoslavların merkeziydi. Bulgarların, Macarların hatta Polonyalıların da düzenli otobüs seferleri vardı. Her gün oralardan yüzlerce insan gelir, yüzlerce insan giderdi. Fakülteye gittiğim günlerden zihnimde kalan resim, Süpürgeciler'e doğru kaldırımların, sokakların yatak yorgan balyaları gibi yüklerle yığılı olduğuydu. O zamanlar bugünkü gibi gelişmiş ambalaj sanayimiz ya da paket servislerimiz yoktu. Üzeri yazılarla dolu otobüsler yollarda durur, yabancı dillerde konuşan ve çoğunluğu yeldirmeli kadınlardan oluşan yüzlerce insan, bağrışa çağrışa o yükleri günün her saatinde biri gidip biri yanaşan otobüslere tıkış tıkış doldurmaya çalışırdı. O yollardan, o yollardaki o denklerden, o insan kalabalığından, hengâmeden geçmeniz mümkün değildi.
Sonradan öğreniyoruz ki, bunun adı 'bavul ticareti'ymiş. O zamanlar bavul filan da bu kadar yaygın değildi tabii.
Bir süre sonra onların arkası kesildi.
Özal'lı yıllarda İstanbul bir Arap akınına uğradı. Beyazıt, Sarıyer, Tarabya ve özellikle beş yıldızlı oteller Araplardan geçilmez oldu.
Onların da arkası kesildi.
90'lı yıllarda Laleli, Ruslar sayesinde Türkiye'nin en büyük pazarı haline geldi. Laleli'nin en ücra sokaklarında dükkân kiraları binlerce dolara ulaştı. Yıllık cirosu için 10 milyar diyenler oldu, 15 milyar diyenler oldu. Ve şimdi İstanbul'dan Ruslar da çekildi.
Laleli boşaldı. Karaköy'de in cin top oynuyor.
İranlılar gitti, üzülmedik. 'Onlar zaten Şii, bizi sevmezler' dedik.
Yugoslavlar, Bulgarlar gitti, üzülmedik. 'Onlar zaten cıbır' dedik.
Araplar gitti, üzülmedik. 'Onlar zaten pis, Türk düşmanı' dedik.
Ruslar gitti, üzülmedik. 'Onlar zaten Nataşa' dedik.
'Türk'ün Türk'ten başka dostu yok', dedik.
Dedik, dedik, dedik... Belki üzüldük de, bilmiyorum. Ama asla üzerinde düşünmedik.
Bir uçtan bir uca bütün Sovyet cumhuriyetlerine ilk giren mal olma fırsatını yakalamışken, bugün sıradan mağazalarına 'Burada Türk malı satılmaz' levhaları astırdık. Burnumuzun dibindeki dünyanın en büyük pazarlarından birini göz göre göre kaybettik.
Bu halk, bu ticaret anlayışıyla, bu esnaflık ahlakıyla, ayağına kadar gelmiş kısmeti teperken, devletimizi yönetenler Türkiye'nin 'ciddi' gündeminden başlarını kaldırıp da bu tür 'basit' işlerle uğraşmaya zaman ayırmadılar.
Tayvan, Singapur, hatta Çin, nasıl oldu da dünyanın bir ucundan gelip bu büyük pazara girdiler?
İşleriyle övündüğümüz müteahhitlerimiz neden Üçüncü Dünya'da iş arıyor da Avrupa'ya giremiyor? Sanayimizin öncü sektörü tekstilde neden tek markamız yok da tamamıyla fasoncuyuz?
İhracatta, üretimde, dünya ticaretinde etkinliğimizi artırmak için projeler, modeller, hayaller konuşacak yerde, ilgilerimizi kusurlara, noksanlara, yanlışlara yöneltip, büsbütün içimize kapanıyoruz. Yasaklardan, korkulardan duvarlar örerek, statükoya teslim oluyoruz.
Dönelim başa. Onar yıl arayla sökün edip, evlerinin yolunu zor bulan komşularımız, arkalarına bakmadan, bir daha gelmemek üzere gittiler.
Halkımızın kara bağrından çıkmış Laleli esnafı, şimdi ne mi yapıyor? 'Çıktık açık alınla' diyor, gözleri ufukta, kalpleri umutta mırıldanıyor:
'Sırada kim var?'


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.