Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Kasım 2000

Düşmanınız ve siz

Siyasette 'düşman' yaratmak her derde devadır. Söyleyecek bir şeyiniz yoksa, size söylenecek bir şey çıkmış olur. Daha önce yapıp ettiklerinizin hesabını vermek istemiyorsanız, bir suçlu bulunmuş olur. Türkiye'de siyasal söylem bu nedenle düşman veya düşmanlar üzerine inşa edilir, komplo teorileri çok itibar görür. Komplo teorilerine daha ziyade radikal söylemlerin itibar ettiği düşünülebilir, bu yanıltıcı bir düşüncedir. Türkiye'de merkez sağ siyaset, öteden beri 'düşman' yaratmakta en mahir siyasal söylem olagelmiştir. Merkez sağ söylemi dönüştürme iddiasının sahibi Özal dönemi ANAP'ıdır, o dönemde de, her şeyin 'seksen öncesi anarşi ortamı' ve bunun sorumlusu siyasetçiler şeklinde bir düşmana yüklendiğini unutmayalım. Bu açıdan Türkiye'de siyaset biraz da 'sana düşmanımı söyleyeyim kim olduğumu anla' siyasetidir.
Bu geleneğin mirasçısı DYP 1999 seçimlerine, 'oligarşi'yi düşman ilan ederek girdi. 'Oligarşi' biraz büyük iş ve medya çevreleriydi, büyük ölçüde tanımlanması zor mistik bir anlam yüklüydü. Ama sağcı solcu herkesin kullanışlı düşmanı şüphesiz 'derin devlet'ti!.. Bu düşman üzerinde o kadar geniş bir mutabakat var ki, kimse 'neymiş bu derin devlet' diye sormadı, soramıyor, bu düşmanın adı geçince herkes anlamlı anlamlı gülümseyerek onu tanımlamış oluyor. O olmasa herkes birçok şey yapacak, her şeyi düzeltecek, her şeyi sorgulayacak, ama o olduğu sürece herkesin eli kolu bağlı. İşte anlatılmak istenen bu. Böyle güçlü, böyle gizli bir düşman varsa, herkesin masum olma ihtimali, dahası hakkı var. Herkes bu hakkı kullanıyor.
Refahyol hükümeti ve 28 Şubat süreci boyunca kerhen de olsa 'irtica'yı düşman bellemiş olan ANAP son zamanlarda 'düşman' değiştirmeye çalışıyor. Biraz bu düşman eskidiğinden, biraz bu düşmana biraz daha yüklenirse, yarın öbür gün oy isteyeceği çevrelerde daha fazla düşman kazanmamak için, biraz söyleyeceği şey kalmadığı için, biraz
efelenecek bir konu bulma ihtiyacından, oyunda düşman değişikliğine ihtiyaç duyuyor. Bulduğu düşman 'statüko'. Mesut Yılmaz'ın ifadesiyle, bu statüko (neyse o) ANAP'ı merkezden kovup yerine MHP'yi geçirmeye çalışıyor, birileri '28 Şubat'ta oluşan ortam' yüzünden ANAP'ın 'özgürlükçü ve demokrat' çizgisini gölgeliyor.
Genelde, düşmanın soyut ve belirsiz olması, siyasi manevralar için hareket serbestisini artırır, ama bir yandan, ikna ediciliğin azalması, diğer yandan herkesi birden kızdırma riski taşır. ANAP'ın son manevrası, bu açılardan, riski yüksek bir manevra gibi görünüyor.
Her siyasal söylemin doğası gereği bir veya daha fazla düşmanı olamaz mı denebilir. Olur tabii. Toplumsal adaletsizliğe düşman olabilirsiniz, toplumsal adalet adına mülkiyet haklarının kısıtlanmasına karşı olabilirsiniz, bireysel veya toplumsal özgürlüklerin kısıtlanmasına düşman olabilirsiniz veya meşrebinize göre aşırı özgürlüklere karşı tavır alabilirsiniz, bu doğrultularda şu veya bu uygulamaya karşı düşman kesilebilirsiniz, ikna edici sebepleriniz vardır. Toplumsal ve bireysel yaşamın sizin önerdiğiniz biçimde, sizin düşman gördüklerinizle savaşılarak daha iyileşeceğini düşünür, insanları buna ikna etmeye çalışırsınız. Ne zaman ki, siyaset yapmak için temel nedeniniz ve dolayısı ile meseleniz bunlar değildir, size soyut bir düşman gerekir, ne zaman ki yapıp ettiklerinizin sorumluluğunu başka biri veya başka bir şeye yüklemek istersiniz belirsiz bir suçlu bulup ona yüklenmek zorunda kalırsınız.
Aslında, bu sadece bize mahsus bir durum değil, örneğin, Tony Blair, Yeni İşçi Partisi adı altında çok benzer bir şey yaptı, yeni dediği programını fazla sorgulamadan korumak için söylemini 'muhafazakârlığın karanlık güçleri' diye bir düşmana karşı mücadeleye dayandırdı. Birisi 'karanlık'la açıklama yapmaya başladı mı gerçekten de orada mutlaka karanlık bir şey vardır, ama karanlık olan sadece düşmanınız değildir, orada düşmanınız ve siz ayrılmaz bir ikilisiniz.


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.