Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Kasım 2000

İşi kırın!

Havanın güzelliğine bakar mısınız?
Pırıl pırıl pırıl.
Böyle tatlı bir kış güneşi. Isıtıyor; ama çok efendice. Çok hakkaniyetli, kadirbilir bir hava. Siz de bu güzelim havaların kadrini bilin. Mesela bugün, perşembe perşembe; işi kırın.
Perşembepazarı'na inin tünelle. Ordan, pazarın tam oradan, deniz kenarından çok sarsıntılı motorlar kalkıyor. Onunla karşı kıyıya geçin. Kendinizi Tahtakale'nin kollarına atın. Bir sürü saçmalık var Tahtakale'de. Baka baka dolaşın. Mısırçarşısı'ndan geçin. Sirkeci'deki şahane lokantalardan birinde yemek yiyin. Ya da Mısırçarşısı'nda Pandelli'de. Ya da daha çabuk ve ucuz olsun diyorsanız, çarşının içindeki yegâne iki katlı lokantada. Acayip güzel (ve yağlı) yemekleri var. Sonra Mısırçarşısı'ndan çıktığınız yerdeki agresif garsonlu çay bahçesinde, daha doğrusu bahçelerinde, evet kötücene: ama çay çaydır işte; çay için.
Doğubank'a gidin. Oralarda dolanın. Hatta yukarı, Cağaloğlu'na çıkın. Bi Kapalıçarşı, bi Sultanahmet: Böyle bir şeyler yapın.
Ya da şimdi işyerinde mesela kahvenizi içiyorsanız ve tam da işe koyulmak üzereyseniz, izin almanız/haber vermeniz gereken merci kimse, merciin önüne dikilin. Elinizle ağzınızı kapayıp (sağ elinizle) sol elinizle midenizi gösterin. Şöyle bir izlenime oynayaraktan: "Ay ağzımı dahi açsam, kusabilirim." Gibi. Ama daha karışık. Ne olduğu belirsiz bir saçmalık. Bir kere konuşmuyorsunuz. Hatta konuşamıyorsunuz. Ya.
Sonra masanıza koşup çantanızı kaptığınız gibi koşarak, kaçın. Çıkın gidin iş yerinizden.
Nasıl bir çiçekle yaz olmazsa, yani olmuyorsa; bir iş kırmakla da, işten manasızca kaçmakla da, dünyanın sonu gelmez. Kirişi kırın. Tabanları yağlayın. Henüz evden çıkmadıysanız, daha bile iyi.
İşe telefon açıp, "Gluk gluk gluk" tarzı sesler çıkarın. "Konuşamıyorum bile," deyin. "Sonra izah ederim." Hemen menemen yemeye bir muhallebiciye gidin. Ordan 12 seansına. Bir sinemaya. Ordan yemeğe, ordan profiterol yemeye. Ordan ona. Ordan buna. Tek başınıza olmaktan imtina etmeyin. İnsan bazen sinemada bir filmi en güzel tek başına seyreder.
Kitapçıya gidip bir Barbara Vine alın. Akşama okumayın. Akşamüstü başlayın. Deniz kenarında. Kıçınız donunca, koşarak eve dönersiniz. Kendinize çay yaparsınız. Biri size mozaik pasta getirir. (Hoş, kimse o kadar düşünceli değil.) Siz oturur mozaik pasta yaparsınız. Ya da zaten Savoy'dan vişneli mekik almışsınızdır.
Bu akşam haberleri açmayın. Televizyonu açmayın.
Kendinize böyle bir iyilik yapın. Bir kıyak geçin.
Telefonların (evet! cep de!) sesini kapayın.
Abi ya, bir gün de konuşmayıverin hiç kimseyle.
Size ne kadar iyi geleceğini tahayyül dahi, edemezsiniz.
Bir gün için, bir tek gün için; ilişkilerinizden, gücünüzden/güçsüzlüğünüzden, kendinizden
İZİN ALIN.
Bugün, bu uğurlu perşembe günü, kendi kendiniz olmayın. Hiçbir şey olmayın. Bir HİÇ bile olmayın. (Ki zaten o, çok çaba ister.) Öyle çabasız bir hale, bir ruh haline girin. Çabasız. Çabalamasız. Dolayısıyla da hiç kimsesiz.
Birileri, hep sizi bir 'şey' olmaya zorlar: Anne olmaya zorlar, hemşire olmaya zorlar, seven ihtiraslı kalp olmaya zorlar, zürafa olmaya zorlar, bakıma muhtaç kedi yavrusu olmaya zorlar, erk sahibi insan olmaya zorlar -zorlar da zorlar. En fenası sırf birileri olsa iyi, siz de habire kendinizi zorlamaktasınız. Oysa zorla GÜZELLİK
olmaz. Güzellik; rahatlıktır, huzurdur. Kapıp koyverme halidir. Zorlamamaktır. Oluruna bırakmaktır. Ne güzel laf: oluruna bırak.
Stilli programlar yapmanız gerekmiyor. Stilsiz programlar yapmanız da. Yukarda söylediğim önerileri geri alıyorum. Program yapmanız gerekmiyor. Program bu! Dile kolay. Yataktan, salondan, koltuktan çıkmayın. Ne kadar yapmasanız da olur. Hatta iyi olur.
Şöööle bir kafanızı havalandırın. Hiçbir derin düşünce sınırını ihlal etmeden. Ufak ufak düşünün. Hop diye düşünmemeye başlayamayacağınıza göre, ufak ufak ufalayıp düşünün. O kadar.
Sonra bir adet telefon açma hakkınız var. Birden veriyorum. Cömertçe. Durunamadım.
O telefon hakkınızı da, kendinizi REZİL ETMEK için kullanın. Rezil edin kendinizi; ama ayaklarınıza kapanırım; zırnık üzülmeyin.
"Reçete yüzünden," dersiniz. "Reçete öyle yazdığı için. Yoksa dünyada açmayacağım bir telefondu." Evet. Hatırım için. Öyle deyin.
Bu gün o pastırma yazı tuhaf perşembelerden.
Bu perşembenin hakkını yemeyin. Tadını çıkarın. Ne yaparsanız yapın. Demem o ki, bu perşembenin normalliğinin belini kırın. Anormal perşembeler dilerim. Ben bunu diliyorum merrychristmasmr.lawrence; gerisi size kalmış. Fış fış fış fış. Aa! Fiş. Fiş. Fiş. Miş. (Yazıları böyle bitirme hastalığıma da, hadi, bi şey demiyorum.)


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.