Radikal-çevrimiçi Ana Sayfa | İnsan | Yaşam | Türkiye | Politika | Yorum | Dış Haberler | Ekonomi | Borsa/Finans | Spor | Kültür/Sanat | Arka Sayfa | Yazarlar
16 Kasım 2000

Kim bölücü?

talkan@media.ankara.edu.tr
Kürtçe televizyon yayını gibi kültürel haklar gündeme gelince MHP geleneksel tavrını gösterdi: "Böyle bir şey bölücülük olur!" Bir başbakan yardımcısı diğerini 'bölücülükle' mi suçluyor? Biraz garip ve alışılmadık bir durum. Başbakan yardımcısı bile bölücülük yapıyorsa, varın gerisini siz düşünün.
Bir zamanlar Arnavutluk Başbakanı Mehmet Şehu, Enver Hoca tarafından öldürülmüştü
('İntihar etti,' dediler, ama bakmayın siz). Ertesi gün yapılan açıklamada, Şehu'nun aynı anda, hem CIA, hem KGB, hem de Yugoslav ve Çin ajanı olduğu iddia ediliyordu. Ve bu hain adam kırk yıl kadar süreyle başbakanlık dahil, üst düzey görevlerde bulunmuştu. Umarım buna benzer trajikomik durumlara düşmeyiz.
'Bölücülük' suçlamasına gelince, iş o kadar yalınkat değil korkarım.
1984-85 yıllarından itibaren bölücü hareketin yaygınlaşmasına tanık olduk. 'Kültürel hakları tanımak bölücülük olur,' diyenlerin açıklaması gerekmez mi, o tarihlerde Kürtçe televizyon mu vardı, Kürt enstitüleri mi kurulmuştu, Kürtçe kitap ve dergiler mi basılıyordu ki, böyle bir durumla karşı karşıya kaldık?
Tam tersine, o tarihlerde 'Ben Kürt'üm', demek bile yasaklanmıştı. Böyle dediği için hapse mahkûm olan kişiler vardı. Basında 'Kürt' sözcüğünü büyüteçle arasanız bulamazdınız, 'Güneydoğulu vatandaşlar' veya 'yöre halkı' deyimleri (kulağı tersinden gösterircesine) 'Kürt' sözcüğünün yerini almıştı. Kürtçe konuşmayı bile yasaklamaya kalktılar. (Diyarbakır Cezaevi'nde geçenler işin cabası.)
'Kültürel hakların tanınması bölücülüktür,' diyenler haklı olsaydı, o koşullarda hiçbir ayrılıkçı hareketin ortaya çıkmaması gerekirdi. Tam tersine, ayrılıkçı hareket o dönemde patlak verdi.
'Onlar aldatılmış gençlerdi,' veya 'ekonomik koşullar buna yol açtı,' sözleri gerçeğin ancak küçük bir kısmını karşılar.
Bana öyle geliyor ki, asıl bölücülük, Kürtlerin kültürel haklarını vermemek için direnmektir. 'Kürt yoktur, dağlarda, karlarda gacur gucur eden Türk vardır,' saçmalıkları ile çocuk kandırır gibi geliştirilen sözümona tezler kimseyi uzun dönemde tatmin edemez. Ve tepkiye neden olur.
Keskin sirke küpüne zarar verir. Aşırı, şoven milliyetçilik de öyle. Almanya'nın bölünmesine neden olanlar şoven milliyetçilerdi, bütünleştirenler de pragmatik muhafazakârlar oldu.
Vatan millet nutku atmak, her zaman vatana ve millete hayırlı bir iş yapmak anlamına
gelmiyor yazık ki.
Bunlar bizim sorunlarımız, Avrupa burnunu sokmadan kendi aramızda tartışıp çözümler üretmemiz gerekirdi. İşin sevimsiz ve acı yönü şu ki, ancak dışarıdan dürtüklenirsek sorunlarımızı tartışmaya başlıyoruz. O zaman da bir 'dış baskı' kompleksine kapılıyoruz. Bu birinci yanlış.
İkincisi, kültürel hakları Avrupalılar istediği için değil, ahlaken doğru olduğu için vermeliyiz. (Siyasette ahlaktan söz etmek ilk bakışta aptallık gibi gözükse de, uzun dönemde işlevsel bir tavırdır.) Vatandaşlarımızın diline ve kültürüne saygılı olmak, devletimizin en başta gelen görevlerinden birisi olmalıdır. Ahlaki açıdan doğru olan budur.
Ahlaklı ve adil bir devlet yönetimi kadar, birleştirici, bütünleştirici ne olabilir ki?


Radikal internet baskısında yer alan tüm metin, resim ve benzeri içeriğin hakları Doğan Gazetecilik A.Ş.'ye aittir. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilse bile izin alınmadan kullanılamaz.